Akgün’ü aramaya başladım büyük bir panikle. Ona ulaşmam gerekiyordu. Burada tam olarak ne dönüyordu bilmiyordum ama kafam iyice karışmıştı. Beynim durmuştu, nefes alamıyordum. Akgün açmadı. Çalıyordu… Çalıyordu, çalıyordu ama açmıyordu. Çok sonra beni aradı. Telefonu titreyen ellerimle açtım. Ekranda “Akgün” yazısını görür görmez parmağım otomatik bastı arama tuşuna. İçim karmakarışık, kalbim deli gibi atıyor. Daha ne olduğunu tam anlayamadan olaylar üstüme üstüme gelmeye başlamıştı. “Akgün? Neredesin?” dedim, sesim biraz titrek çıktı. Karşıdan hemen yanıt geldi. “Evdeyim ben, birazdan çıkacağım… ne oldu?” Bir an duraksadım, gözüm hâlâ Balım’ın gittiği yöne kayıyor, Erdinç’in suratındaki ifadeyi hatırlıyordum. “Çok kötü bir şey oldu. Yani… hâlâ anlamaya çalışıyorum.” “Ne oldu? Bir

