Leman Hanım kahvesini yudumlarken göz ucuyla Akgün’e işaret etti. Akgün de kalktı, elini cebine attı, yüzüme şöyle bir bakıp “Biz yukarı geçiyoruz,” dedi. Ben başımı salladım. “Olur.” Onlar salona çıktıktan sonra mutfağa yöneldim. Elim otomatik olarak dolaba uzandı, sebzeleri çıkardım. Birkaç dakika sonra tezgâhın üzerinde doğranmış patlıcanlar, domatesler, birkaç dilimlenmiş soğan vardı. Sanki o an sadece bıçak sesleri vardı mutfakta. Her şey fazlasıyla sessizdi. Ben bir yandan domatesleri doğrayıp tencereye atarken, ayak seslerini duydum. Kapının köşesinden, Akgün’ün sesi geldi. “Çağla…” Kafamı kaldırdım, ocağın yanında duruyordu, elleri cebinde. Aramızda mutfak kürsüsü vardı, bu kadar yakınken bile uzakta hissediliyordu. Yüzü yorgundu ama bakışları kararlıydı. “Akşam biraz geç gel

