Akgün’ün anlatımından: Gecenin koyu sessizliği odanın her köşesine sinmişti. Loş ışık, viski bardağımın yüzeyinde titrek yansımalar bırakıyordu. Camın önüne oturmuş, dışarıdaki yıldızlara boş gözlerle bakıyordum. Bir elimde ağır, isli bir puro vardı. Dumanı yavaşça yükseliyor, boğazımda iz bırakarak havaya karışıyordu. Her nefeste içimde biriken öfkeyi söndürmeye çalışıyor gibiydim ama faydası yoktu. Beynim uğultuyla doluydu. Düşüncelerim yerli yerinde durmuyor, her biri kafamın içinde savaşıyordu. Pencerenin açık perdesinden içeri süzülen serin hava yüzüme çarpıyordu. Tam o sırada kapı sessizce aralandı. Alev içeri girdi. Gözlerini bana dikti. “Hayırdır?” dedi. “Neden uyumadın?” Başıma doğru eğildim, elimdeki bardağı usulca masaya bıraktım. “Başım ağrıyor,” dedim. Sözlerim kısaydı am

