2- Akgün Akın.

1094 Words
Çağla’nın anlatımından: Sabahın ilk ışıkları odamın perdesinden süzülüyordu. Hızlıca aynada kendime son bir kez bakıp kahverengi saçlarımı kulak arkasına attım ve çantamı omzuma geçirerek evden çıktım. Hukuk fakültesinde dersim vardı ve yine geç kalıyordum. Taksiye atladığımda Eda ve Balım çoktan arkaya yerleşmişti. “Günaydın,” dedim yüksek bir ses tonuyla. Balım ve Eda üniversiteden arkadaşlarımdı. “Off, bak bak şuna,” diye fısıltıyla gülüştü Balım, elindeki telefonu Eda’ya uzatırken. Selam sabah demeden direkt konuşmaya başlamışlardı. Eda, ekrana kısa bir bakış atıp başını salladı. “Evet ya, acayip yakışıklı.” Balım derin bir nefes aldı. “Ama çok kötü işler yapıyor.” Kafamı yana eğip onları izledim. Şu an neden bahsettiklerinden en ufak bir fikrim yoktu. Gözlerimi kıstım. “Ne izliyorsunuz?” Balım bir kahkaha attı ve telefonu bana doğru çevirdi. “Bak, görüyor musun? Çok yakışıklı değil mi?” Gözlerim istemsizce ekrana kaydı. Simsiyah saçları dağınık ama karizmatik bir şekilde alnına düşüyordu. Gözleri… Simsiyah ve tehlikeli. Kaşlarımı çattım. Fazla sert bir duruşu vardı, ama kabul etmeliydim ki… Evet, yakışıklıydı. “Kim bu?” diye sordum, sesimde belli belirsiz bir merak vardı. Eda gözlerini devirdi. “Akgün Akın,” dedi. “Mafya tipli bir adam sanırım ama sosyeteyle de bağlantısı var.” Elimde olmadan ekrana tekrar baktım. Akgün Akın… Bu isim bana çok tanıdık geliyordu ama nedenini bilmiyordum. “Hım, iyiymiş…” diye mırıldandım. “Cidden ya… Böyle karizmatik adamlar neden hep tehlikeli olur?” diye sordu Eda. Balım başını salladı. “Öyle deme, belki de özel hayatında çok tatlıdır.” Eda kahkaha attı. “Tatlı mı? Kızım, adamın yüzüne baksana! Gözlerinden soğukluk akıyor.” Balım omuz silkti. “Bana tam tersi geliyor. Tehlikeli adamların bir çekiciliği var.” Eda telefonu elinden kapıp daha yakından inceledi. “Düşünsene, bir gün böyle biri gelip seni kaçırıyormuş.” Balım hayali bir çığlık attı ve gülerek elini göğsüne koydu. “Lütfen kaçıracaksa yakışıklı biri olsun.” İkisi de kahkahalarla konuşmaya devam ederken telefonumun ekranına döndüm ama onların sözleri arka planda akıyordu. “Gerçekten çok yakışıklı ama… Aynı zamanda korkutucu.” “Bence karizmatik. Hem sosyeteyle de bağlantısı varmış.” “Ne? Cidden mi?” “Evet, her yerde görünüyor.” Parmaklarımı ekranda gezdirmeye devam ettim. Ama kulaklarım hâlâ onların sohbetindeydi. Taksi okulun önüne yanaşırken Balım aynadan bana baktı. “Biz ilk derse girmeyeceğiz, aşağıdaki sınıfa iniyoruz.” Eda başını salladı. “Aynen, blok ders olacakmış. Sonraki derste görüşürüz.” Kafamı kaldırıp ikisine baktım, sonra yalnızca başımı salladım. Neşeyle taksiden indiler, ben ise arkamdan kapanan kapının sesiyle bir an daha duraksadım. Elim kapı kolundaydı ama dalgındım. Akgün Akın… Taksiden inip doğrudan kantine yöneldim. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen ortalık kalabalıktı. Masalarda oturan öğrenciler, kahve sırasına girenler… Her şey her zamanki gibiydi ama benim içimde bir huzursuzluk vardı. Sıraya girip kahvemi aldım. Plastik bardağın sıcaklığı elimi ısıtırken, boş bulduğum bir masaya oturdum. Çantamı sandalyeye asıp kahvemden bir yudum aldım. Sonra telefonumu çıkarıp tekrar sosyal medyayı açtım. Parmağımı ekranda gezdirirken bir önceki konunun içimde bıraktığı merakla Akgün Akın’ın profilini arattım. Birkaç saniye sonra karşıma çıkan hesap, fotoğrafları ve altındaki yorumlar… Her şey fazla gösterişliydi. Siyah takım elbiseler, lüks arabalar, özel davetlerden çekilmiş kareler… Ama en çok yüzüne takıldım. Simsiyah saçlar… Derin, koyu bakışlar… Soğuk ve mesafeli bir duruş… Fotoğraflara tek tek bakarken içimde bir şey kıpırdadı. Sanki onu daha önce bir yerde görmüştüm. Ama nerede? Kaşlarımı çattım. Tanıyor muydum? Yoksa yalnızca gördüğüm birine mi benziyordu? Elim istemsizce bir sonraki fotoğrafa kaydı ama zihnimde bir türlü yerine oturmayan o his giderek yoğunlaşıyordu. Sonunda derin bir nefes alıp telefonu kapattım. Kahveme uzandım, ama aklım hâlâ o fotoğraftaydı && Ders bittiğinde çantamı sırtıma atıp sınıftan çıktım. Koridor, öğrencilerle doluydu. Kalabalık arasında ilerleyerek merdivenlere yöneldim. Bahçeye indiğimde gözlerim hemen Eda ve Balım’ı aradı ama ikisini de göremedim. Tam telefonumu çıkarıp mesaj atacaktım ki bir köşede Eda’yı gördüm. Yanında bir çocuk vardı. Onunla konuşuyor, gülümsüyordu. Bir an göz göze geldik, Eda bana hafifçe el salladı. O an anladım. Başka biriyle gidecekti. Derin bir nefes aldım, umursamaz görünmeye çalışarak başımı salladım ve yavaş adımlarla okulun çıkışına yöneldim. Hava serindi ama hafif bir rüzgâr vardı. Ellerimi montumun ceplerine soktum, gözlerimi yere diktim. Çıkış kapısına yaklaştığım anda yanımdan siyah bir araba geçti. Motorun hafif homurtusunu duydum. Arabaya dönüp bakmam gerekmezdi. Ama baktım. Başımı kaldırdığımda gözlerim önce arabanın koyu camlarına takıldı, sonra ön camdan içeriyi görebildiğimi fark ettim. Ve o an kalbim tekledi. Bugün arkadaşlarımın bana gösterdiği adam… O adam… Akgün Akın. Arabada oturuyordu. Direksiyonun başında değil, arka koltukta. Bir kolunu cama yaslamış, gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Bakışları o kadar sertti ki, olduğum yerde donup kaldım. Arabadan inen adam yavaşça başını kaldırdı ve gözleri direkt olarak bana odaklandı. Aniden göz göze geldik. Kalbim bir anda hızla çarpmaya başladı. O kadar etkileyiciydi ki, gerçekten de herkesin söylediği gibi yakışıklıydı. Bir an için ne yapacağımı bilemedim. Adam, ilerleyerek yanıma geldi ve gözlerini benden ayırmadan, “Kusura bakmayın, bir yerinizi incitmedim değil mi?” diye sordu. Onun bu kadar yakınında olmak, kelimeleri doğru seçmeme engel oldu. İçimden ‘Gerçekten de çok yakışıklıymış,’ diye düşündüm. Yani, gördüğüm her şeyin ötesinde bir çekiciliği vardı. Cevap veremedim. Dilim tutulmuş gibiydi. Akgün Akın, birkaç saniye sonra gülümseyerek, “Kusura bakma, tekrardan,” dedi. Ben, “Hiç önemli değil,” diyebildim, sesim titriyordu. Bir süre sessiz kaldıktan sonra, “Burada mı okuyorsunuz?” diye sordu. Ben de başımı hafifçe sallayarak onayladım. Akgün Akın, bir anda dizime doğru eğildi ve kaşlarını çatarak bakmaya başladı. “Ben morartmadım değil mi?” diye sordu. Hayır, kafamı salladım, “Bazen dizlerim kendi kendine morarır, yani arabadan olmadı,” dedim. Kendimi bir anda rahatlamış hissettim ama içimde hala bir huzursuzluk vardı. Akgün, gözlerini benden bir an olsun ayırmadan, beni inceledi. O an, içimden bir şeylerin titrediğini hissettim. Gözlerinin derinliği ve bakışları o kadar etkileyiciydi ki, bir süre daha susarak ona baktım. Sonra, sesiyle beni yerimden oynatarak, “İsminiz nedir?” diye sordu. Titreyen bir sesle, “Çağla,” dedim. O an sesimdeki titremeyi fark etti mi bilmiyorum ama Akgün Akın, kafasını hafifçe sallayarak, “Hmm,” dedi. Birden dudaklarını usulca yaladı ve gözlerini bana dikip, “Daha önce hiç bu kadar çekici bir isim duymamıştım,” dedi. Bu sözler beni şaşkına çevirdi, hafifçe kaşlarımı çatıp, ona bakakaldım. Ne diyeceğimi bilemedim. Akgün, sonra soğuk ve mesafeli bir şekilde arabasını işaret etti. “İsterseniz sizi gideceğiniz yere bırakayım,” dedi. Kafamı yanına sallayarak, “Gerek yok,” dedim, bir adım geri çekildim. Akgün Akın, bir şey demeden arabasına doğru ilerledi. Ama o kadar sert ve soğuk bir bakış attı ki, neredeyse adımlarım bir an durdu. Bütün vücudum titredi. Ne olduğunu tam olarak anlayamasam da, gözlerindeki anlamı hissettim. Şaşkınlık içinde, onun arkasından birkaç saniye daha baktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD