Akgün’ün gözlerine dik dik baktım, içimdeki tüm karmaşaya rağmen sesimi olabildiğince sağlam tutmaya çalıştım. “Ne istiyorsun benden?” dedim, gözlerimi onunkilerden ayırmadan. “Kafandan çıkmıyormuşum ya, yalancı.” Ama Akgün… O her zamanki gibi soğuktu. Mesafeli. Bir duvar kadar katı. Kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Sana ne yapıyorum ki?” İçimde biriken öfkeyle dişlerimi sıktım. “Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var, o da benimle bu şekilde görünmen bile yanlış. Bu okulda insanlar bunu yanlış anlayabilir.” Akgün, dudaklarının kenarını hafifçe yukarı kıvırdı. Gözlerinde küçümseyici bir bakış vardı. “Yanlış anlaşılacak ne var ki? Yanlış bir şey mi yaptım sana karşı?” Gözlerimi devirdim, elim farkında olmadan yumruğa dönmüştü. “Evet, yaptın. Beni öptün. Hem de arkadaşıma göstere göstere güz

