Gözlerimi yavaşça araladığımda ilk gördüğüm şey Akgün’ün gözleriydi. Başımı hafifçe yastıktan kaldırdım, o hâlâ bana bakıyordu. Yüzünde bir gülümseme yoktu ama gözlerinde öyle bir şey vardı ki… “Ne yapıyorsun?” dedim kısık bir sesle, gözlerimi ovuşturarak. “Uyandığını bile fark ettirmemeye çalışıyorsun galiba.” Akgün’ün dudakları kıvrıldı. “Senin yüzüne bakarken zaman geçmiyor, Çağla. Resmen durmuştu saat.” Gözlerimi devirdim ama kalbim göğsümün içinde yer değiştirmişti sanki. “Sabah sabah böyle laflar mı şimdi?” “Seninle her saat sabah gibi… taze başlıyor,” dedi fısıltıyla. “Bir de böyle sessizken, gözlerin tam açılmamışken, masum bir halin var ya… cidden, gözüm başka bir şey görmüyor.” Gülümsedim. Sonra fark ettim ki battaniyeyi omuzlarıma iyice çekmiş, hatta başucuma bir su bırakmı

