Akgün hiçbir şey olmamış gibi elini cebine sokup üst kata doğru yürümeye başladı. Birkaç saniye durdum, sonra içimdeki öfkeye engel olamayıp peşinden çıktım. Merdivenleri hızlı adımlarla çıktım. Odamızın kapısını ittim. Akgün üstünü değiştiriyordu, sırtı bana dönüktü. “Sen gerçekten böyle mi yapacaksın?” dedim, sesim biraz çatlamıştı. Yavaşça döndü. Gömleğini omzundan geçirirken bana bakıp sordu: “Ne yapacağım?” Öfkem daha da kabardı. “Sanki hiçbir şey olmamış gibi, sırtını dönüp gideceksin yani?” Gömleğin düğmelerini kapatırken alaycı bir tebessüm etti. “Ne yapalım Çağla? Gidiyorum işte. Hayat böyle.” Bir adım attım ona doğru, gözlerimi kısmıştım. “Hayat mı? Sen hayatı falan nereden bileceksin Akgün!” dedim. O ise hiç ciddiye almadan omzunu silkti. “Sen de beni hâlâ çözemedin,”

