Kahvemi fincana dökerken çıkan o ilk ses bile gecenin sessizliğinde yankılandı. Boş evlerin, uzun koridorların, söyleyemediklerimin arasına karıştı. Biraz süt ekledim. Karıştırırken kaşığın çıkardığı ses de yorgundu sanki, tıpkı içim gibi. Bir yudum aldım. Dudaklarımda sıcaklık, boğazımda ise başka bir acılık vardı. Son günlerde hiçbir tat tek başına gelmiyordu. Her şeyin içinde biraz endişe, biraz belirsizlik, biraz da o kelimelere dökemediklerimden vardı. Tam o sırada üst kattaki çalışma odasının kapısı yavaşça açıldı. Ayak sesleri merdivenlerden indi, tanıdıktı. Kafamı kaldırdığımda Alev’i gördüm. “Sen de burada mıydın?” dedim hafif şaşkınlıkla, fincanı avuçlarımda çevirerek. “Evet,” dedi. “Biraz yukarıda çalışıyordum. Gece sessiz olunca, daha verimli oluyor.” Başını yana eğdi. Göz

