Akgün hiçbir şey söylemeden buzdolabına yöneldi. Sanki az önce söyledikleri hiç yaşanmamış gibiydi. Kendine bir kahve koydu önce. O an bile titizdi, hareketleri düzenli, sessiz. Ben onun arkasından sadece bakıyordum. “Gerçekten neden bu şekilde davranıyorsun, anlamıyorum,” dedim, sesim titreyerek. Hiç cevap vermedi. Bu sefer buzdolabının kapağını açtı, içinden bir şişe portakal suyu çıkardı. Bardak doldurdu, hiç acele etmeden… Sonra tek yudumda içti. Gözlerimi kırpmadan izliyordum onu. İçim içimi yiyordu. O tam mutfaktan çıkacakken, kolunu tuttum. “Madem bırakıp gidecektin… Neden evlendin?” dedim yine, bu defa daha sert. Yüzüme bakmadı. Portakal suyunun son yudumunu da dikti. Bardağı tezgâha koydu. Yana çekilmek istedi, ben yine durdurdum onu, kolunu tekrar tuttum. “Ya bana adam akıllı

