Gülay Sabah olduğunda Vedat kollarını bana ahtapot gibi dolamış, başını saçlarımın arasına gömmüş vaziyette horul horul uyuyordu. Kim bilir saat kaçta dönmüştü. Sıfatına baktım, kafes dövüşü yapmış gibi bir hali yoktu. Kim bilir hangi metresinin koynunda sabahlamıştı. Pislik bir de utanmadan bana böyle sarılabiliyor. Yanından kalkmaya çalıştığımda elini belime daha sıkı sarmalayıp kalkmama engel oldu. Uyanmış mıydı? Kaşları çatıldığına göre uyanmış. “Şu kas yığını kolunu kaldırır mısın?” “İnsan kocasını böyle mi uyandırır?” “Nasıl uyandırır?” Başını kaldırıp gözlerini araladı. Tepemden yüzüme bakarken kara gözlerinin altı şişmiş, oldukça yorgun görünüyordu. Düzdüğü sürtük veya sürtükler onu yormuş olmalı. “Neden böyle iğrenerek bakıyorsun?” “Sabaha kadar düzdüğün sürtüklerden

