* * * Akşam iş çıkışında doğrudan dışarı attım kendimi. Ofisten çıkarken Bora’ya “Akşama görüşürüz” diye fısıldamıştım, o da göz kırparak “Sabırsızlanıyorum” demişti. Kalbim hâlâ o asansördeki öpücükten, sahildeki kestanelerden dolayı deli gibi atıyordu. Ama şimdi odaklanmam gereken şey vardı: akşamki elbise. Bütçem 800 liraydı, o yüzden lüks mağazalara değil, uygun fiyatlı ama kaliteli şeyler satan bir butiğe gittim. Adapazarı’nın ara sokaklarında, herkesin bildiği o küçük mağazalardan biriydi; vitrinde mankenler üzerinde sade ama şık elbiseler asılıydı. İçeri girdim, kapının zili çınladı. Mağaza sahibi teyze beni tanır gibi gülümsedi: “Hoş geldin kızım, ne arıyorsun bugün?” “Akşam için bir elbise… Sade olsun ama şık, kapalı da olsun,” dedim utana sıkıla. “Anladım, gel bakalım.” Kı

