Karan
Masadaki sessizlik hâlâ kulaklarımda çınlıyordu.
Tabağıma bile dokunamadan ayağa kalkmıştım.
Adam kolumdan tutup beni koridora doğru çekti.
Canım yandı ama sesimi çıkarmadım.
Kapıyı sertçe kapattı.
Oda bir anda sessizleşti.
Ama o sessizlik… bağırmaktan daha korkutucuydu.
Kalbim hızlı hızlı atıyordu.
Gözlerimi yere indirdim.
“Ne sandın sen kendini?” dedi öfkeyle.
“Ben sana ne dedim ha? Bu evde kurallar var!”
Sesindeki öfke duvarlara çarpıyordu.
“Ben… sadece yemek yemek istemiştim,” dedim kısık bir sesle.
Bir anda bana yaklaştı.
“Ben sana mutfakta ye dedim!” diye bağırdı.
“Benim sözümün üstüne söz mü söylüyorsun sen?”
Korkudan yutkundum.
İçimde bir şey karşı çıkmak istiyordu…
Ama korku daha güçlüydü.
Başımı eğdim.
“Özür dilerim,” dedim.
Kelime ağzımdan çıkarken içimde bir şey kırıldı.
O ise hâlâ öfkeliydi.
“İyi dinle beni,” dedi parmağını bana doğru kaldırarak.
“Benim sözüm bu evde kanundur. Anladın mı?”
Sessiz kaldım.
Ama içimden bir ses bağırıyordu.
Ben köle değilim…
Bir an sustu.
Sonra derin bir nefes aldı.
“Bir daha annemin yanında bana karşı gelmeyeceksin,” dedi sertçe.
“Yoksa çok kötü olur.”
Gözlerimi kaldırıp ona baktım.
“Ben…” dedim yavaşça,
“ben kimseye saygısızlık etmedim.”
Sözlerim bitmeden yüzü daha da sertleşti.
Bir adım daha yaklaştı.
“Çok konuşuyorsun,” dedi dişlerini sıkarak.
Kalbim sıkıştı.
Ama bu sefer tamamen susamadım.
“Ben sadece…” dedim titreyerek,
“insan gibi davranılmak istiyorum.”
O an oda buz gibi oldu.
Gözleri karardı.
“İnsan gibi mi?” dedi alayla.
“Sen önce yerini bileceksin.”
Sonra bir an durdu.
“Bir daha beni utandırırsan…” dedi tehditkâr bir sesle,
“sana neler yaparım tahmin bile edemezsin.”
Gözlerim doldu.
Ama ağlamadım.
Artık onun önünde ağlamayacaktım.
Kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken durdu.
“Bir de…” dedi arkasını dönmeden,
“adımı öğren artık.”
Kalbim sıkıştı.
“Ben Karan,” dedi soğuk bir sesle.
Kapıyı açıp çıktı.
Odanın içinde tek başıma kaldım.
Yatağın kenarına oturdum.
Ellerim titriyordu.
Demek adı Karan…
İçimden acı bir gülümseme geçti.
İsmi gibi… karanlık.
Ama o an kendime söz verdim.
Belki şimdi susuyordum.
Belki korkuyordum.
Ama içimde bir yerde hâlâ bir ses vardı.
Ve o ses fısıldıyordu:
Bir gün… bu karanlıktan çıkacağım.