Masada Yer Yok
Mutfaktan tabağımı alıp yemek masasına doğru yürüdüm.
İçim hâlâ sıkışık ama açlıktan yürümek zorundaydım.
Masaya yaklaşınca fark ettim: bir hareket, bir bakış…
Adam yanımda belirdi.
Şivesi ağır, sesi keskin:
“Hey! Sen bu masaya oturamazsın!
Senin yerin burda deyil, mutfakta ye! Bize hizmet edeceksin, anladın mı?”
Gözlerim doldu ama titremedim.
İçimden bir ses fısıldadı: Sadece bir tabak yemek… ben de oturacağım…
Kayınvalide masada oturuyordu.
Beni süzüyor, sert bakışlarıyla sınır koyuyordu:
“Eşarbın düzgün takılmış mı? Ayakta dik dur, kızım. Her şey yerli yerinde olmalı,” dedi, sesi hem sert hem de alaycıydı.
Ben masaya doğru adım attım, tabağımı masaya koymak istedim.
O ise bir anda önümde durdu.
“Görsün hele! Senin yerin burda deyil! Hadi kalk, masaya oturamazsın! Mutfakta ye!”
İçimden öfke yükseldi ama dudaklarımı ısırdım.
Korku ve utanç… ama bir parça direnç de vardı:
Ben de buradayım. Ben de yemek yiyeceğim…
Bir adım geri çekildim ama masadan vazgeçmedim.
Kayınvalide biraz öne eğildi, sesi tatlı gibi ama keskin:
“Öyle oturma kızım. Kural var burada. Kurallara uymadın mı… bilmiyorum…”
Adam öfkeyle dudaklarını sıktı.
Ama ben başımı dik tutarak tabağıma bakmaya devam ettim.
İçimden bir ses, küçük ama güçlü bir ses, fısıldadı:
Senin kuralların beni yıldıramaz.
Masada oturmak bile şimdi bir direnişti.
Ve o an…
İçimde, hiçbir zaman pes etmeyeceğim bir isyan kıvılcımı yandı.