Kapıyı kapattığım anda sırtımı duvara yasladım.
Kalbim hâlâ hızlı atıyordu.
Baran’ın yüzü gözümün önünden gitmiyordu.
Alnıma bıraktığı o son öpücük…
Sanki hâlâ hissediyordum.
Derin bir nefes aldım.
Tam merdivenlere yönelmiştim ki arkamdan sert bir ses geldi.
“Zelal!”
Donup kaldım.
O sesi tanıyordum.
Yavaşça arkamı döndüm.
Karan koridorda duruyordu.
Yüzü ifadesizdi.
“Odama gel,” dedi kısa ve sert bir şekilde.
Kalbim tekrar hızlandı.
Sessizce peşinden yürüdüm.
Odaya girdiğimizde kapıyı arkamdan kapattı.
Bir süre konuşmadı.
Sadece bana bakıyordu.
O sessizlik insanın içine işliyordu.
Sonunda konuştu.
“Annem burada,” dedi.
“Farkındasın değil mi?”
Başımı hafifçe salladım.
“Farkındayım.”
Karan kaşlarını çattı.
“Öyleyse ona göre davranacaksın,” dedi sert bir sesle.
“Anama karşı saygılı olacaksın.”
Başımı eğdim.
“Oluyorum zaten.”
Bir an sustu.
Sonra gözlerini kısarak bana baktı.
“Bir de…” dedi.
“Az önce seni dışarıda gördüm.”
Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.
Ellerim titremeye başladı.
“Ben…” dedim.
Sesim titriyordu.
“Sadece… hava almak için çıktım.”
Karan bana doğru bir adım yaklaştı.
Bakışları sertleşti.
“Sadece hava almak ha?”
Boğazım düğümlendi.
Başımı salladım.
“Evet.”
Karan kısa bir süre bana baktı.
Sonra sert bir sesle konuştu.
“Zaten başka bir şey için çıkamazsın.”
Sözleri ağırdı.
Kalbime oturdu.
Ama sesimi çıkarmadım.
Karan parmağını bana doğru kaldırdı.
“Bir de şunu iyi dinle,” dedi.
Sesi bu sefer daha tehditkârdı.
“Benden… yani kocandan izinsiz hiçbir yere gitmeyesin ha.”
Sözlerini şiveyle söyledi.
“Anladın mı beni?”
Gözlerim yere kaydı.
“Anladım.”
Karan bana birkaç saniye daha baktı.
Sonra yüzünü çevirdi.
“İyi,” dedi kısa bir şekilde.
Kapıya doğru yürüdü.
Tam çıkacakken durdu.
Arkasını dönmeden konuştu.
“Bir daha seni dışarda tek başına görmeyeyim.”
Kapı kapandı.
Oda sessizliğe gömüldü.
Yatağın kenarına oturdum.
Ellerim hâlâ titriyordu.
Ama içimde tek bir şey vardı.
Baran’ın sesi.
“Ben seni nefesim yettiği kadar beklicem.”
Gözlerimi kapattım.
Ve içimden fısıldadım.
Ben de…