İkinci şanslara hem inanan bir insandım. İnsanların kanseri atlatıp yeniden yaşama tutunması ikinci bir şans değil de neydi? Ben ikinci şansımı bulmuş ama kısa sürede kalp krizi sebebiyle kaybetmiştim.
Güneşin sıcak dokunuşları yüzümde gezinirken gözlerimi araladım. Yoğun parlak ışık sebebiyle gözlerimi hafif kısıp etrafa bakındım. Cennette miydim? Cennet dedikleri yer böyle mi hissettiriyordu. Yattığım yerde şöyle bir gerinirken kolum sıcak bir bedene çarptı. Hızla yatakta doğrulup yanımdakine baktım. Melek değil şeytan olarak göründü gözüme. Aybars... Beni ölüme yollayan pislik! Yanımda mışıl mışıl uyuyordu. Ölmemiş miydim yani? burası cennet ya da cehennem değil miydi? Küfürler ederek Aybars'a vurmaya başladım. "Lan ne oluyor?" diyerek sıçrayarak uyandı.
"Ne işin var yanımda seni pis domuz!" derken burnumdan soluyan halime şaşkın bakışlarla bakıyordu.
"Hazalım güzelim ne diyorsun sen? Balayında senin yanında olmayacağımda nerede olacağım?"
"Ne saçmalıyorsun lan sen?" diyerek ayaklandım. Komada falan mıydım ben? seni affettiğimi, her şeyi unuttuğumu mu sandın ha?" derken gözümün önüne gelen sarı saç tutamlarını arkaya doğru attım. Komada ne kadar kalmıştım kim bilir ki saçlarım böylesine uzamıştı? Üstelik uzaması yetmezmiş gibi bir de sarıya boyanmıştı. Ben hayat mücadelesi verirken Seda ve Aybars başımda yaptıklarından pişman bir şekilde oturmuş, benim yeniden hayata dönmemi mi beklemişlerdi? sonra da sanki son yaşanılanlar olmamış gibi yapıp benim delirdiğimi hayal falan gördüğümü mü söyleyeceklerdi? Bunun için beklemişler, saçlarımı boyamışlardı. Balayında olduğuma inanmam için pis bir plan kurmuşlardı. Kaç aydır komada olduğumun bir önemi yoktu, gördüklerim daha dün gibi aklımdaydı. O üzgün suratları! paniklemiş halleri! Hepsini hatırlıyordum ve beni kandıramayacaklardı!
Aybars doğrulup bana doğru bir adım attı. "Hazal ne koması hayatım, gece içkiyi fazla kaçırdın sanırım. Kabus falan mı gördün sen?"
"Ne gördüğümü çok iyi biliyorum." dediğimde bana doğru kollarını açıp geldi ve sarılmaya yeltendi. Hırsla ellerimi çıplak göğsüne koyup geriye ittim. Hiçbir şey olmamış gibi bana satılmasına dokunmasına izin vermeyecektim.
"Sakın bana dokunayım deme seni pis zampara! Bunu bana nasıl yaptın ha? Hem de en yakın arkadaşımla!"
kaşlarını çatmış olanları anlamaya çalışır bir hali vardı. Gözyaşlarım göz pınarlarıma dolarken "Artık sana çekici gelmiyor muydum? Bu aptal ameliyat izi yüzünden, bir memem olmadığından hemen koca memeli Seda'ya mı koştun?" derken elim istemsizce göğsüme gitmiş ve dolgun yumuşak doku avcumu doldurmuştu. Bir anlığına duraksadım. Elimle göğsümü avuçladım ve ağzım açık bir şekilde hemen bakışlarımı aşağı kaydırdım. Sütyen giymiyordum, bu elime gelen benim göğsümdü. Kanserli göğsüm. Orada olmaması gereken göğsüm!
Hışımla üzerimdeki geceliği çıkarıp attım. paçavra gibi attığım Balayı için aldığım saten beyaz gecelikti. Önemi yoktu, şu an hiçbir şeyin önemi yoktu. Aynanın karşısına geçip çıplak vücudumu incelerken Aybars arkamda belirdi. Ben göğsümde yara izini, herhangi bir dikiş belirtisini ararken o gelip bana sarıldı.
"Sana ne oluyor bilmiyorum aşkım ama bu halin beni korkutuyor." dediğinde hâlâ anlam verememiştim. Aynadan uzaklaşıp etrafa şöyle bir göz attım. 10 sene önce balayında kaldığımız otel odası. Aynı mobilyalar, aynı renk duvar kağıdı, aynı tablolar... Bu nasıl mümkün olabilirdi? Beni hastaneden çıkarıp buraya mı getirmişlerdi? Peki göğsüm?
Ameliyat izini böylesine silecek bir plastik cerrah var mıydı ki? Göğsümün birebir aynısını tekrar yapacak. Üstelik silikon gibi de hissettirmemişti. Makyaj masasındaki sigara yanığı da dolaştırdım parmağımı. Tıpkı on sene önceki kaldığımız otel odasında olan iz gibiydi. Masanın aynı yerinde, aynı şekilde duruyordu.
Koca bir on sene. Beş yıldızlı otelde bu yanık mobilyayı on sene boyunca tutarlar mıydı ki? İllaki yenilemiş olmaları gerekirdi. Hemen balkon kapısına koştum. Aralık perdeyi açıp dışarı baktığımda aynı manzara beni karşıladı. Hiçbir yenilik yoktu, her şey tıpkı 10 yıl öncesindeki gibiydi. Deli gibi telefonuma sarıldım. Ekran fotoğrafında Aybars'la benim düğünde çekildiğimiz resmimiz vardı. Bunu seneler önce değiştirmiştim oysa. Tarihe gözüm takıldı. 10.08.2014! On sene öncesi!
"Hangi yıldayız?" dedim Aybars'ın endişeli bakışlarını görmezden gelerek.
"Güzelim, bir doktora mı gitsek?" dediğinde daha sert bir şekilde sordum.
"Hangi yıldayız dedim sana!"
"2014." dedi ürkek bakışlarla.
Anlamıyordum. Anlam veremiyordum. Beni kandırıyor olamazlardı. Saçlarım tıpkı on sene önce özene bözene bir kamyon para bayılıp düğün için yaptırdığım şekildeydi. Bakımı zor diye beş ay sonrasında kumrala dönmüştüm. Bir daha da sarıya tövbe etmiştim ama şimdi... Sarı saç tutamını elimde çevirip tekrar makyaj masasına döndüm. Bu sefer cildimi inceliyordum. Güneşten hafif kızarmış, bronzlaşmaya başlamış çilli tenimi. Gözlerimin etrafındaki hafif çizgiler belli belirsizdi. Bir anda on yıl gençleşmiştim sanki. On yıl öncesine dönmüştüm.
"Bu nasıl mümkün olabilir." diye fısıldadım. Aybars eline bir elbise alıp "Hadi giy şunu üzerine bir doktora gidiyoruz." dediğinde hâlâ aynadaki yansımama bakıyordum. 25 yaşındaki halime...
Aybars'ı dinleyip elbiseyi üzerime geçirdim. Seda ile beraber seçtiğimiz turkuaz renkli çiçekli elbiseydi bu. Bana balayında bunu giydiğimde Aybarsın tekrar aşık olacağını, çok yakıştığını söyleyerek aldırmıştı. Elbiseyi incelerken canlanan anıları yok saydım ve hızlıca ayakkabılarımı da giyip Aybars'la otel odasından ayrıldım. Lobiye indiğimizde otelde tanıştığımız o çift de oradaydı. Tatilin sonlarına doğru onlarla epey samimi olmuş, döndükten sonra bile aylarca telefonda görüşmüştük. Onlar bir senedir evlilerdi ve bize evliliğin güzel yanlarını anlatıp duruyorlardı. Aybars onlarla ilk tanışmamız dan sonra "Biz mi balayındayız onlar mı anlamadım." demişti. Kadın sadece bana bakıp gülümsedi ve arkasını dönüp kahvaltı salonuna yöneldi. Bir şeyler yerine oturuyordu. Beni kandırmak için Aybars ve Seda nın yaptığı bir plan değildi bu. Ben gerçekten on sene öncesine gelmiştim. Aybars'la yeni evlenmiş, balayındaydım. Henüz kanser yoktu. uzunca bir süre de hayatımda olmayacaktı. Aybars'ın lobide elimden tutup çekiştirmesiyle duraksadığımı fark ettim. Merve'nin arkasından öylece bakıp hayaller dalmıştım.
"Kimliğin çantanda değil mi? Resepsiyona en yakın hastaneyi sorup geleceğim. Şurada oturup beni bekler misin?"
Delirdiğimi düşünüyor olmalıydı. Sabahın köründe tıpkı bir deli gibi davranmıştım. Endişeliydi. Kim evliliğinin ilk günlerinde eşinin böylesine aklını yitireceğini tahmin ederdi ki? Doktora gitsek gerçekten de deli damgası yeme ihtimalim vardı. Ben öldüm on yıl öncesine gittim desem hangi doktor bana olur böyle şeyler, önemli değil derdi? Beni bir tımarhaneye kaparacak, ilaçla uyuşturacaklardı. Buna izin veremezdim. Gülümseyerek Aybars'ın elini tuttum.
"Baksana şimdi daha iyi hissediyorum. Sabah sabah yaptıklarıma bir bak." dediğimde bana inanmayan gözlerle baktı.
"Dediğin gibi gece alkolü abartmış olmalıyım. Aptalca bir rüya gördüm. Bir kabus, etkisi öyle hemen geçmedi ve çok gerçekçiydi. Bir an gerçek sandım. Şimdi anlıyorum. çok üzgünüm, deli gibi korkmuş olmalısın."
"Korktum tabii." diyerek bana doğru bir adım attı. Sarılmasına izin verdim.
"Gerçekten özür dilerim. Bana ne olduğunu bilmiyorum, aptalca bir kabustu işte."
"Seni bu kadar etkileyen ne gördün ki?"
İç çektim. En azından ona bir açıklama borçluydum. İnandırmak için.
"Beni aldattığını gördüm. Ben kanserdim ve seni beni aldatırken basmıştım."
Dehşete kapılmış gibi baktı. "Hazal'ım, güzelim böyle bir şeye nasıl inanırsın? Benim gözüm senden başkasını görür mü hiç! Biz yeni evlendik, böyle bir bok yer miyim? Hem Seda adını kullandın. Şu en yakın arkadaşın olan değil mi o? Onunla aldattığımı mı gördün?"
Asık bir suratla kafa salladığımda beni kollarına çekip sımsıkı sarıldı. "Böyle bir şerefsizlik yapar mıyım hiç güzelim ya?" dediğinde içimden yaparsın diye geçirdim. Çünkü sen şerefsizin önde gidenisin...