5.BÖLÜM
YAZARIN ANLATIMI
Mert, Damla'yı kucağında taşıyordu. Kuş kadar hafifti bu kız, kendine iyi bakmamış mıydı bunca zaman? Kucağında uykuya dalışını izlerken, bunca zaman sonra ilk kez içten içe itiraf etti; kucağındaki kadını ne kadar sevdiğini. Bu itiraf içini bir nebze olsun rahatlatmıştı. Damla, onun kucağında güvenle uyurken, nihayet evin önüne geldiler.
Mina ve Eslem, kapı önünde endişeli adımlarla volta atıyorlardı. Mert, bahçe kapısından içeri adım atar atmaz, tüm gözler ona çevrildi ve kucağındaki kız kardeşlerine baktılar.
"Teyzo!" dedi Aysima şaşkınlıkla.
Mina, kızının ağzını hafifçe kapatıp, "Annemler uyuyor, Mert. Onu yatağına yatıralım," diye fısıldadı.
Kapıyı sessizce açtılar. Mert, ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi. Evin planını ezbere bildiğinden, hiç tereddüt etmeden doğruca Damla'nın odasına yöneldi. Uzun zaman sonra ilk kez odanın ışığını yaktı. Işıklar yanınca, odanın tavanındaki fosforlu yıldızların gece nasıl parlayacaklarının hayalini kurdururcasına hafifçe ışıldadı. Damla'yı yatağa nazikçe yatırdı. Sonra, onun dolabından ince bir örtü aldı ve üstünü örttü. İstemsizce, saçlarını okşadı. Neden böyle yaptığını elbette biliyordu; aklı ve kalbi ona ait olan bu vücut, nasıl tepkisiz kalabilirdi ki?
Eslem, Mina ve küçük Aysima, kapının eşiğinde onu izliyorlardı. Onlarınki yarıda kalmış bir aşktı ve belki de onlar adına bir mucize olurdu, kim bilir?
Mert, odadan çıkıp kapıyı aralık bıraktı.
"İyi akşamlar kızlar,"dedi.
Eslem konuştu,
"Onu getirmekte iyi yaptın,teşekkür ederiz."
"Ne demek," dedi Mert, arkasına bakmadan.
"Neyse, ben gidiyorum. Tekrardan iyi geceler," diyerek evden ayrıldı. Mert'in arkasında, evde koca bir sessizlik ve uzun bir gölge kalmıştı.
"Yazık oldu ikisine de," diye iç geçirdi Eslem.
"Kesinlikle yazık oldu," diye onayladı Mina. "Ondan sonra tam bir işkolik oldu ya."
"Öyle valla."
"Anne," diye sordu Aysima, "Mert dayımla aralarında bir şey mi vardı?"
"Vardı, Aysima," diye yanıtladı Mina.
Aysima, o küçük aklından bir sürü şey geçirmeye başlamıştı bile. Mert dayısını biraz inceledi; bugün çok seri hareket etmişti, teyzesinin odasını biliyordu ve eşyalarının yerini de...
"Hım,"diyerek elini çenesine dayadı.
"Bizim oyunbozan bir şeyler düşünüyor anlaşılan," dedi Eslem.
"Evet, anne, düşünüyorum. Her şey teyzoşumun mutluluğu için."
"Ya ben, küçük hanım?" diye araya girdi Eslem.
"Sen televizyoncusun, teyze. Ayrıca sen, şu yapımcı Engin'le görüşmüyor muydun? Yanında beni de götürmüştün," deyince, Eslem'in yüzü mosmor oldu. Mina, ellerini beline koyarak ona, "Hayırdır?" anlamına gelen bir bakış attı. Aysima koltuğa geçip oturdu. Birazdan teyzesi ve annesinin küçük bir laf dalaşına gireceğini biliyordu.
"Madem öyle, hiçbir şeyden anlamayan Engin mi bu?" diye sordu Mina.
"Evet," diye cevapladı Eslem.
"Hani gece yarısı arayıp saatlerce konuştuğun, sonra da 'Mal bu adam!' deyip arkasından saydırdığın adam, yani?"
"Evet," diye tekrarladı Eslem, bu kez daha cılız bir sesle.
"Bize neden söylemedin?" diye sordu Mina, sesi yükselirken.
"Aslında Damla ve Aysima biliyordu," deyince, elleri belinde duran kadının ayakları sertçe yere vurmaya başladı.
"Teyze, kaç, çok çabuk!" diye hafifçe bağırdı Eslem ve bir anda kendi odasına geçip kapıyı kilitledi. Arkasını döndüğünde, Mina kapıyı yumrukluyordu.
"Pis sürtük, niye bana söylemediniz?" diye bağırıyor, kapıyı tekmeliyordu. O sırada Neslihan Hanım, yatak odasından çıkageldi.
"Yatın uyuyun, gece gece bu ne ya?" diye seslendi.
"Pardon, anne," dedi Mina.
"Damla geldi mi?"
"Geldi, uyuyor odasında."
"Tamam o halde, yatın siz de bir an önce," diye tembihledi.
"Düş önüme, cimcime, seninle sonra hesaplaşacağız," diye homurdandı Mina, kızına dönerek. Aysima koltuktan kalkarak annesinin kaldığı odaya geçti. Eslem ise Mina'nın gitmesine rahatlamıştı. Tam o sırada telefonu çaldı. Cebinden telefonunu çıkardı; arayan Engin'di. Görünüşe göre, onlar için yine uzun bir gece olacaktı.
Mert eve girdiğinde babası, cam kenarında arkası dönük bir şekilde bahçeyi izliyordu. Sessizliği babasının sesi bozdu.
“Neden onun yanındaydın?”
“Sarhoştu,” diye kısa ve net yanıtladı Mert.
“Seni ilgilendirmiyor, Murat,” dedi babası, sesinde bir yargıyla.
“İlgilendiriyor, baba. Hadi, iyi geceler,” diyerek sözü kapattı ve üst kata çıktı. Odasına geldiğinde, hızla üstünü değiştirdi. Hâlâ burnunun ucunda, onun portakal çiçeği kokusunu hissediyordu; sanki yanı başındaydı ve o kokuyu içine derin derin çekiyordu. İçindeki koca boşluk, bir hasretti belki de, ya da sürüp giden bir sevda... Bu kasabanın her ferdi bilirdi; Mert, Damla'ya, Damla ise Mert'e aşıktı. Köy halkı, adeta onların düğününü bekliyordu. Sanki kader öyle yazılmıştı ve Mert, ona doğru attığı her adımda bu kaderi hissediyordu. Onların hikâyesi bir Ege masalı kadar güzel ve ihtişamlı, ama aynı zamanda biraz tatlı, biraz hüzünlü olacaktı. Ama eğer birbirlerini sevmeye devam ederlerse, her şeyin üstesinden gelebilirlerdi. Mert, gözlerini yumdu ve Damla'nın hayaliyle uykuya daldı. Hayalinde onu bir kez daha öptü, kokusunu içine çekti.
Sabah, evinin zilinin çalmasıyla uyandı. Uykuyla uyanıklık arasında, ahşap merdivenlerden basarak indi. Kapıyı açtığında kimseyi göremedi. Tam kapatacaktı ki;
“Hey,ben buradayım!” diyen sesle irkildi. Başını eğip baktığında, Aysima ile göz göze geldi.
“Ufaklık, senin burada ne işin var?” diye sordu, hâlâ uykulu sesiyle.
“Hiç işim yok, Mert Dayı. İki saate hazır ol. Bir de kahvaltılık bir şeyler hazırla, sen pikniğe gidiyorsun,” dedi Aysima, kolundaki saate bakarak. “Acele etsen iyi olur.”
“Neden?”
“Mert Dayı, üzüm bağında buluşacağız. Pek vaktim yok, güzel şeyler hazırla, olur mu?” diye ekledi ve arkasını dönüp gitti. Bu ufaklığın küçük, emir verici hâlleri o kadar tatlıydı ki... Mert, kafasını kaşıyıp küçük hanımın dediği gibi bir sepet hazırlamak üzere mutfağa yöneldi.
DAMLA
Sabah, evdeki gümbürtüyle gözlerimi açtım. Çığlıklar havada uçuşuyordu.
“Kaçma,gel buraya! Daha dünün hesabını vermedin!” diye bağırıyordu Mina.
“Kızım, rahat bırak beni!” diye yanıtladı Eslem.
Gözlerimi ovuşturup etrafa bakındım. Kendi odamda olduğumu fark ettim. Nasıl gelmiştim buraya? En son hatırladığım, sahilde içki içtiğimizdi, sonrası yoktu. Elimle başımı tutarak odadan çıktım. Eslem ve Mina'yı, birbirlerinin saçlarını çekerken gördüm.
“Bırakın saçlarınızı ya! Sabah sabah neden kavga ediyorsunuz?” diye seslendiğimde, biri benim de saçımdan tutup çekti.
“Demek sen de o Engin'i biliyordun!” diye gürledi Mina. Uykum bir anda açılmıştı, Eslem'e bakakaldım.
“Söyledin mi?” diye fısıldadım.
“Küçük bıdırık söyledi,” diye homurdandı Eslem. Aşağıya, Aysima'ya baktığımda, çantasını hazırlıyordu ve bizimle hiç ilgilenmiyordu.
“Seni küçük bücür!” diye bağırdım ona.
“Teyzoşumu bırak, anne! Bugün benim rehberim olacaksın. Hazırlan, kapıda bekliyorum seni,” diyerek çantasını ve suluğunu alıp çıktı.
Mina,saçlarımdaki elini çekince derin bir nefes aldım.
“Siz ne yerseniz yiyin,”diyerek banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. Odama geçtim. Üstüme sıfır kollu bir bluz, altıma uzun sarı bir etek giydim. Ayağıma yine sandaletlerimi geçirecektim. Sabah sabah beni nereye götürecekti acaba? Düşünmeden edemiyordum.
Sırt çantamı aldım, içine cüzdanımı, telefonumu, güneş kremi ve gözlüğümü koydum. Dışarı çıktığımda Aysima, çantasıyla beni bekliyordu.
“Hazırım, küçük hanım,” dedim.
“Bir an hazır olamayacaksın sandım, Teyzoş,” dedi.
“Nereye gidiyoruz?”diye sordum.
“Burada güzel bir yer keşfettim, seninle gideceğiz,” dedi ve elimi tutarak beni çekiştirmeye başladı. Saat daha 11.00'dı. Mahalleden çıkıp portakal bahçelerine geldiğimizde, etrafa bakındığımda aslında bir üzüm bağında olduğumuzu fark ettim. Aysima önden yürüyor, sanki birini arar gibi bir hali vardı. Sonunda aradığını bulmuş olacak ki, koşarak bir ağacın yanına gitti. Yere serilmiş bir piknik örtüsü vardı. Görünürde kimse yoktu şu anlık. Ben de Aysima'nın yanına geldim.
“Teyzene sürpriz yaptın demek,” dedim.
“Hım, evet,” diye gülümsedi. Gözlerinin içinde şeytanlık parlıyordu. Neyse, dedim kendi kendime. Gözlerimi etrafta gezdirdiğimde, beyaz gömleği ve yanık teniyle, elinde bir salkım üzümle gelen birini gördüm. Dikkatlice baktığımda, Mert'in bize doğru geldiğini fark ettim. Nabız atışlarım bir anda hızlandı. Bugün dijital saat takmıştım ve kolumdaki saat ötmeye başladı. Dün akşam olanlar gözlerimin önüne geldi. Beni taşımıştı, hem de eve kadar. Hemen ayağa kalktım. Burada olmamam gerekiyordu.
“Aysima, hadi gidiyoruz!” dedim, sesimde bir panik.
“Olmaz, teyze! Mert Dayı bizim için hazırladı,” diye itiraz etti.
“Aysima!” diye sesimi yükselttiğimde, Mert çoktan yanımıza gelmişti.
“Öyle bağırma, benim de haberim yoktu geleceğinden. Ama küçük hanım, ikimizi güzel bir oyunla avutmuş. Aferin ona,” dedi.
“Mert,” diyebildim, yutkundum.
“Damla,” diye karşılık verdi, sesi yumuşak ama kararlı.
“Hadi Aysima, gidiyoruz,” diye ısrar ettim, onun elinden tutup Mert'in yanından geçmeye çalıştım. Mert, elindeki üzüm salkımını örtünün üzerine bıraktı ve ardından kolumu tutup hafifçe kendine çekti.
“Damla yine mi kaçacaksın” dedi
“Mert bırak kolumu” dedim
O sırada telefonum çalmaya başlamıştı. Telefonu alacakken mert çantamın içinde aldı arayanı reddetti ama bir kez daha çalınca açtı
“Efendim” dediği andan Mert’in yüzünü bir anda değişmişti.
Ve o an ilk kez kaderimin değiştiğini hissettim son kez