Medya: Rabia
Bir de şarkı ekledim. Kahraman Deniz - Garezi Var.
Bölümü okuduğunuzda anlayacaksınız hikayedeki herkesin Esat'a garezi var sjdghsfjsd
*
Ahu'yla okuldan çıkıp yürümeye başladık. Yürümeyi kendi istemişti. Bu sırada benimle konuşmak istediği konuyu açar diye düşünmüştüm ama ses seda yoktu. Uzun zaman sonra karşıma çıkıp bir anda konuşmak istemesi garibime gitmişti. Bana küs olmasına rağmen küs gibi davranmıyordu. Barışmış gibi de değildi ama sadece... Soğuktu.
Anlaşılan yürüdüğümüz bu yol bitmeyecekti. Yol kenarında gördüğüm banklardan birine oturdum. "Konuşmaya başlasan diyorum?"
Beni onaylayıp yanıma oturdu. Kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra tuttuğu nefesini sesli bir şekilde bırakıp ağzındaki baklayı çıkardı. "Ben Asude'ye söyleyeceğim."
Kaşlarımı çatarak ona döndüm. "Neyi?"
"Aramızdakileri," diye cevapladı hırsla. "Seni ondan önce sevdiğimi, o gittikten sonra beraber güzel vakit geçirdiğimizi, onu gerçekten sevmediğini söyleyeceğim." Kolunu, koluma doladı. "O aradan çekildiğinde biz eskisi gibi beraber olacağız."
Sertçe kolunu itip bankta ondan uzağa kaydım. "Beraber mi? Ahu sen aklında ne kurdun bilmiyorum ama bizim aramızda senin düşündüğün gibi bir şey yok. Yaşanmaması gereken bir gece yaşadık o kadar. İlerisi yok, hiçbir zaman olmadı. Olmayacak da." Net bir şekilde konuşmam onu sinirlendirmişti. Fakat durmadan konuşmama devam ettim. "Asude'yle konuşma konusuna gelirsek de konuşmayacaksın. Saçma sapan şeyler söyleyip aklını bulandırma kızın. Biz onunla yeniden sevgiliyiz. Lisede nasılsan öyle olacaksın."
"Hayır!" diye bağırdı ayağa kalkarken. "Lisedeki her şeyi sineye çeken, uslu kuzen rolünde olmak istemiyorum artık. O seni hak etmiyor! Sevmiyor bile seni." Sesini alçalttı. "Şu an kimle olduğunu bilsen yine böyle karşıma geçip onu savunabilir misin acaba?"
Baran'la olduğunu biliyordum. Uygar şu an o işi halletmişti muhtemelen. Bu yüzden sorduğu soruyu es geçtim.
"O sevmiyor ama sen seviyorsun öyle mi?" diye sordum alayla. "Büyü artık Ahu. Çocukça hırslara yenik düşme. Sen beni sevmiyorsun. Senin için, elde edemediğin armuttan bir farkım yok."
"Sen ciddi misin ya?" diye sordu hayretle. Onun gözünde 'büyük' sevgisini görmezden geldiğim için kızgındı. Bugün konuşmaya değil de içindekileri kusmaya gelmiş gibiydi. Yine de tavrımı bozmadan onu onayladım. "Gayet tabii, ciddiyim."
"Biliyor musun?" Yumruk olan ellerine inat yüzünü sinir ifadesinden ayırdı. "Sen taş kalplinin tekisin! Hani Asude'yi sevdiğini söylüyorsun ya yanılıyorsun. Sen kimseyi sevemezsin çünkü sevgi nedir bilmezsin. Korkağın tekisin. Gerçeklerle yüzleşemeyecek kadar korkaksın. Asude'nin seni sevmediğini bile bile sevgili oldun onunla. Şimdi de aynısını yapıyorsun. Bir hoşlantı uğruna saplantılı bir şekilde yapıştın Asude'ye. Sözde büyük aşkın gözünü kör etti. Hiçbir şeyi göremez, hiç kimseyi duyamaz oldun. Varsa yoksa Asude değil mi? Onun için her şeyi yaparsın değil mi?"
Konuşmanın akıbeti hoşuma gitmemişti. Konuşacağım sırada sözlerinin bitmediğini belli etti açıkça. Dibime girip alaylı bir gülüş sergiledi. "Söylesene Esat, bu kez kimin ölümüne göz yumacaksın onun için?"
O an hafızamda tek bir isim belirdi.
Emir Erbaş.
Kan akışımın hızlandığını hissettim. Sinirleniyordum. "İleriye gidiyorsun," diye tane tane konuştum. "Canını yakacağım."
Ucunu sivrileştirdiği sözlerini bir ok gibi taştan olduğunu iddia ettiği kalbime fırlatmaya devam etti. "Aa abinin canını yaktığın gibi mi? Öz kardeşinin yaptıkları kim bilir nasıl yakmıştır canını, yazık ol..."
"Ahu elimde kalırsın!" Benden bağımsız hareketlenen elim, kolunu sardı hızla. Ne kadar sıkı tuttuğumun farkında değildim ama buruşan yüzü canının acıdığına kanıttı. "Tek bir kelime daha edersen gözünün yaşına bakmam kırarım kolunu!"
"Kır kır, alışkınsındır sen birilerini kırmaya." Her cümlesinde geriliyordum. Öyle ki sinirden gözüm seğirmeye başlamıştı. Bunları bile bile nasıl konuşmaya devam edebiliyordu aklım almıyordu. "Acıma duygusu yok sende. Ne de olsa öz abisini öldürmüş birisin sen. Katilsin."
"Yeter!" Koluna sardığım elimi çözüp az önce oturduğumuz bankı tekmelemeye başladım. Sinirimi bir yerden çıkartmazsam cidden onun kolunu kıracaktım. Aklımı tamamen yitirmeden önce Ahu buna bir son vermeliydi. Susmalıydı. Ellerimle saçlarımı çekiştirdim. "Yeter! Sus artık sus!"
"Susmayacağım. Ne o? Canın mı yandı? Yansın. Yansın ki bir daha insanların canını yakmaktan kaçınasın." Bedeni bana uzakta duruyordu çünkü sinirimin ona bulaşacağının farkındaydı. Bedenine zıt bir şekilde sözleri zihnimin içinde yankılanıyordu. "Abin şu halini görse hayal kırıklığına uğrardı. Büyüttüğü kardeşinin bu kadar kalpsiz olduğunu görse bir kez de kahrından ölürdü."
Fırlattığı oklar bir bir yüreğime saplanıp orayı eşeledi. Yıllardır ördüğüm duvarları parçalayıp vücuduma saplandı. Zihnimin bir odasına kilitlediğim anılarımı çıkardı yerinden. Teker teker gözlerimin önüne serdi. Yeniden o güne gittim. O güne gitmemle aklımın başımdan gitmesi bir oldu. Banka her vuruşumda zihnimde yankılanan o kelimeyi tekrarlıyordum. "Katil! Katil! Katil!"
Ne kadar süre aynı şekilde delirmişcesine bağırdım bilmiyorum. Bu süre zarfında Ahu çoktan toz olmuştu bile. Sokakta yalnızdım. Geçen birkaç kişinin bakışlarını üstümde hissetmiştim. Umursamamıştım.
Gözlerimde biriken yaşları fark ettiğimde hırsla bir kez daha vurdum banka. Ve o an bank yerinden söküldü. Hızlı hızlı solurken karşımdaki yıkılmış banka baktım. Kendime benzettim. Hayatıma giren herkes bana, tıpkı benim bu banka yaptığım gibi sert tekmeler atmıştı. Ben de karşımdaki bank gibi dayanamamış, yıkılmıştım sonunda.
Aklımın bana oynadığı illüzyona esir düştüm. Kabullendim. "Katilim ben..."
İleriye doğru bir adım attığım sırada duraksamama neden olan bir şey oldu.
Biri arkadan bana sarıldı. "Değilsin..."
Sesi tanıdıktı. Tutuşu tanıdıktı.
Gelen oydu. Düştüğüm yerden beni kaldırmaya çalışacak tek isim de oydu.
Umut.

*
Esat söylediği gibi katil falan değil. Çocuğumun devreleriyle oynadılar. Bir sonraki bölüm Emir'e ne olduğunu öğreneceksiniz.
Bu sahneyi yazmak için birini kötü yapmam gerekiyordu ve ben de Ahu'yu seçtim. Yıllardır içinde biriktirdiği öfkesini kustu bir nevi. Söyledikleri Esat'ın canını yakmak istediğindendi, haklılık payı olduğundan değil.
İnş şu açıklamaları okuyorsunuzdur da boşa yazmıyorumdur sdklghdfkgdf
Seviliyorsunuz♥