Medya: Erdinç
*
"Ne yapıyoruz Esat'ım?"
"Kırlangıç."
Verdiğim cevap üzerine Bartu çizim defterini getirdi. Kataloğu elime alırken bir an önce başlaması için dövmenin yapılacağı yeri gösterdim. "Sol ayak bileğime olacak. Kemiğimin hemen arkasına."
"Tamamdır."
Eline aldığı hijyen kutusunu görünce hemen uyardım. "Küçük bir şey olacak. Sağımı solumu yıkamana gerek yok."
Göz devirerek beni dövme yaptığı siyah koltuğa yatırdı. "Bütün bacağını ıslatacağım. Şimdi sus ve modeli seç."
Söylediği sözü takmadan sayfaları çevirmeye başladım. Kafaya koymuştum, bugün oraya küçük bir kırlangıç yerleşecekti. Çok geçmeden kuşların bulunduğu sayfada aklıma uyan modeli bulmuştum. Vakit kaybetmeden Bartu'ya gösterdiğimde defteri alıp işleme başladı.
Her zamanki gibi önce antibakteriyel bir sabunla dövme yapılacak bölgeyi temizledi. Ardından dövme transfer sıvısını döktü. Üstüne desenin çizili olduğu karbon kağıdı yapıştırıp derime işlemesini sağladı. Kağıdı kaldırdığında beklemeye başladık. Dövme yaparken geçici desenin silinmemesi için kurumasını bekliyorduk. O sırada siyah boyayı ve iğne ucunu ayarlamaya başladı. Artık bu konularda bilgili olduğum için hangi iğne ucunu seçmesi gerektiğini ben söylemiştim.
Bartu 18 yaşımda ilk dövme yaptırdığım yerin sahibiydi. O günden beri arkadaştık. Kendisi dövme konusunda oldukça yetenekliydi. İşinin ehliydi ki hiç başka bir yere gitmeyi düşünmemiştim. Kendisi 27 yaşındaydı ama abi demiyordum, zaten o da sorun etmeyiyordu bunu. Rahat biriydi.
Tenimde hissettiğim sızıyla ona döndüm. "Kırlangıçların kendilerine çok iyi yuva yaptıkları söylenir. Ne diyorsun? Sonunda yuvanı buldun mu?"
Güldüm. "Hayır."
"Farkında mısın bilmiyorum ama seçtiğin kuş bir ev kırlangıcı."
"Olabilir ama o yüzden seçmedim bu dövmeyi," derken iğneyi aynı yerde çok tuttuğunu fark edip sinirle soludum. "Sen yaşlandıkça yeteneğini mi kaybettin? Düzgün yap şunu."
Elindeki dövme makinesini kaldırıp gözüme sokarcasına gösterdi. "Tüm kozlar benim elimde, ona göre konuş." Ona dik dik baktığımda gülerek işine döndü yeniden. "Ee bir anlamı var mı bu dövmenin?"
Bugün fazla mı konuşası vardı bu adamın?
Normalde konuşmamız 'merhaba, hoşça kal' düzeyindeydi. Bugün meraklı melahat olası tutmuştu. Ama ben konuşacak havamda değildim. Her zamanki gibi.
"Ne zaman anlamsız bir şey yaptırdığımı gördün?" Sorum üzerine beni onaylamıştı. "Bir anlamı var ama bana kalsın. Şimdi dövme bitene kadar dikkatini işine veren, sessiz Bartu ol."
O dakikadan sonra dediğimi uygulamış, sessizliğe gömülmüştü. Dövme küçük olduğundan işlem uzun sürmemişti. Bitirir bitirmez ayaklandığımda sinirle bana baktı. "Sana verdiğim kremi kullan Esat. Derin iltihaplanır da kötü olursan gelme bana, ben seni uyarıyorum. Hem şu sıralar çok sık dövme yaptırdın. Vücudunu bir süre dinlendirmelisin."
Bla bla bla...
Bildiğim şeyleri tekrar etmekten zevk alıyordu resmen. "Anlaşıldı, tamamdır." Çıkışa ilerlerken elimi arkamdaki ona doğru salladım. "Arrivederci."
Arabama doğru ilerlerken cebimde titreşen telefonu hissettim. Mesaj sesi açıktı. Titrediğine göre aranıyordum. Bu yaşta bu zeka...
"Ne var?" diyerek cevapladım hemen. Kim olduğuna bakmamıştım. Ki sesi duyunca anladım. "Aşkım neredesin?"
Kim olduğuna baksam da değişmemiz açışım.
Her neyse.
"Dışarıdayım, noldu?"
"Biz çocuklarla bara geçiyoruz, sen de gelsene," diyen Asude'yi fazla uzatmadan onayladım. "Geliyorum."
Çünkü yapacak daha iyi bir planım yok.
Asude'nin gelişinin üstünden 5 gün geçmişti. Karşılaşmamızın ikinci günü barışmıştık zaten. Üçüncü günü ise Umut'la mesajlaşmıştık. O gece son attığım mesajın üstünden iki gün geçmişti ve bu iki günde hiçbir şey yazmamıştı. Ben de ne yazacağımı bilmiyordum. Belki bu süre zarfında konuşmamamız onun için en iyisi olacaktı. Şu an tek sorun Yalın'dı. Asude'yle barıştığımızı gevşek ağızlı Erdinç yüzünden biliyordu. Aramış, mesaj atmıştı ama cevap vermemiştim. Bunun onu daha çok sinirlendirdiğinin farkındaydım ama...aması yoktu. Bir süre karşılaşmamak ikimiz -özellikle benim sağlığım- açısından iyi olacaktı.
Hızlı bir sürüşün ardından mekana, Dinç Bar'a gelmiştim. Bu yaratıcı ismin mimarı Erdinç'in babası Dinçer amcaydı. Adamın resmen 'dinç' kelimesine fetişi vardı. Neyse.
İçeri girip bizim lobiye geçtim. Asude ve Erdinç'in yanında buralardan tanıdığımız birkaç arkadaş daha vardı. Gözüm o an en olmayacak kişiye takıldı. Asude'nin yanına otururken sordum. "Ahu nerede?"
Bana sokulurken dudaklarını büzdü. "Çağırdım ama gelmek istemedi. Keyfi yokmuş. Sence de Ahu değişmemiş mi? Eski neşeli kuzenim gitmiş yerine ruhsuz biri gelmiş. Gidişimden bu yana herkes değişmiş." Gülerek ekledi. "Erdinç hariç."
Söylediklerine bir yorumda bulunmadım. Haklılık payı vardı. Ahu, bozuştuğumuz günden beri farklı davranıyordu. Son konuşmamızdan sonra yüzüme dahi bakmaz olmuştu. Farkındaydım, ağır konuşmuştum ama bunların bilincinde olmalıydı. O beni gerçekten sevmiyordu. Ulaşamadığı bir hedeftim ben onun gözünde. Daha açık nasıl anlatabilirdim bunu ona, bilmiyordum.
Asude, o gittikten sonra Ahu'yla aramızda yaşanan geceden habersizdi. O yüzden her şeyi bıraktığı gibi sanıyordu. Bilse de bir şeylerin değişeceğini sanmıyordum. İkimizin de aklı yerinde değildi o gece, çoğu şeyi hatırlamıyorduk. En azından benim için durum bundan ibaretti. Bu yüzden, bu konuyu Asude'ye söyleme ihtiyacı duymadım.
"Erdinç bana rom şişesi getirsene."
Faruk'la konuşmasına ara verip bana döndü. "Kardeşim biz genelde bardak kullanıyoruz. Hani böyle cam oluyor. Büyüklü küçüklü boyları va..."
Devam edemeden sözünü kestim. "Uzatma lan işte, getir."
Söylene söylene yerinden kalktı. O içkimi getirmeye giderken eli boynuma tırmanan Asude'ye döndüm. "Bebeğim sen biraz gergin misin?"
"Hayır. Aksine gayet keyifliyim. Sonuçta," deyip ona doğru eğildim ve gülümsedim. "Sevgilim yanımda."
"Ya!" Neşeyle şu an ilgilenmekte olduğu boynumu öptü. Ellerini belime sararken başını da göğsüme yaslamıştı. Geldiğimden beri yapışık yapışık duruyorduk. Daralmıştım.
Oturduğum yerden kalktığımda Asude benden ayrılmak zorunda kalmıştı. "Erdinç gelemedi bir türlü. Ben şuna bir bakayım."
Cevabını beklemeden hızla lobiden indim. Erdinç'in yanına içkilerin verildiği tezgahın başına geçtim. O sırada elindeki şişeyle bana doğru geliyordu. "Noldu?"
"Yok bir şey," deyip elindeki şişeyi aldım ve kafama dikledim. "Biraz burada duralım."
"Esatkuşum sen iyi misin?"
"İyiyim."
Kaşlarını kaldırıp dik dik baktı. "Gerçekten soruyorum kanka. İyi değilsin. Daha doğrusu sevdiğine kavuşmuş adam mutluluğu yok üstünde. Asude'yle biraz hızlı ilerlemiyor musunuz?"
"Lisede değiliz sonuçta. Flört etmiyoruz, birbirimizi yeterince iyi tanıyoruz. Hızlı değil normal ilerliyoruz."
İçkimi içmeye devam ettim.
"Sen öyle diyorsan..." Elini omzuma atıp sıktı. "Yine de yavaşla olur mu?"
Omzumdaki elini itip lobiye döndüm. Dönmemle gördüğüm görüntü sinirlenmemi sağlamıştı. Asude bizim çocuklardan biriyle konuşuyordu. Oldukça yakından.
Yanlarına vardığım an bacağının üstünde duran elini ittim çocuğun. "Baran elini koyduğun yere dikkat et."
Gülerek geri çekildi. "Sakin ol dostum. Alt tarafı konuşuyorduk."
Onu takmadan Asude'ye çevirdim başımı. "Sen de orada nasıl yaşadıysan unut artık. Burada benimle birliktesin ona göre davran."
Başta şaşırsa da sonrasında şaka yaptığımı sanarak gülmüştü. "Ay maço erkeğim benim!" Çevik bir hareketle kucağıma oturduğunda buna engel olamamıştım. "Bence üstündeki şu gerginliği almalıyız."
Eliyle saçımı geriye doğru yatırdığında göz devirdim. "Asude in üs..."
Sözümü böldü.
Sözümü bölen sözleri değil, dudaklarıydı.
Ellerimi beline koyup kendime çekerken öpüşüne karşılık verdim. Kendime söylediğim sözlerin doğruluğunu kanıtlamam için bir fırsattı bu. O uzaktayken 'bitti' demek kolaydı ama şimdi yanı başımdaydı. Ellerimin arasındaydı, beni öpüyordu. Bana dokunduyordu. Bunları hissederken de bitti diyebilecek miydim?
Cevabı heyecanlanmayan kalbim vermişti açıkça.
Aniden geri çekildim.
Ve o an onca gürültü arasında tek bir ses duydum.
Mesaj sesi.
@yeis: Aşık olmadığını iddia eden birine göre oldukça aşk dolu bir öpücük olmadı mı sence de? :)
*
Sövenleri şöyle alalım, yaratıcı bir şeyler varsa kullanırım shshshhshhs
Seviliyorsunuz ♥