29

712 Words
Medya: Umut * "O ses neydi?" Başını içeri uzatıp baktıktan sonra bana döndü. "Bulaşık yıkıyordum, bir şeyi yanlış koydum galiba. O düşüp kırılmıştır. Sen onu boş ver de ne demek Asude geri döndü?" Söylediği gibi olmalıydı ki şu an o sese kafa yoracak durumda değildim. İleri doğru bir adım attım. "İçeri geçeyim konuşuruz." Önüme geçip engel oldu. "Olmaz!" Burun buruna geldiğimizde ileri attığım adımı hızla geri çektim. "Sebep?" "Ee," derken köpüklü elini ensesine attı. "Ev dağınık, malum yeni taşındım." Eşyalı eve taşındığının farkındaydı, umarım. "O yüzden şey yapalım, sana geçelim. Evet, hadi." Yanıma gelip kapıyı kapattığında kaşlarımı çattım. "Yalın sen iyi misin?" "Evet, noldu?" Kapanan kapıyı işaret ettim. "Anahtarı almadan kapattın kapıyı, eve nasıl girmeyi planlıyorsun? Üstünde önlük, elinde bulaşık süngeri var farkında mısın?" Söylediklerimden sonra üzerine baktı. Hemen dipnot düştüm. "Ayırca ensen köpük oldu." Yalın bu kadar dikkatsiz biri değildi. Ya söylediğim şey çok dikkatini çekmişti ya da telaşlanacağı bir şey olmuştu. Seçeneğimi dikkat çekmekten yana kullanıyordum. Yalın'ı bu halde görmek her ne kadar komiğime gittiyse de gülmedim. Güldüğüm an elindeki bulaşık süngerini ağzıma tıkma olasılığı oldukça yüksekti. Söz konusu Yalınsa, her şey olabilirdi. "Önemli değil. Yedek anahtarım var. Gidelim." Omuz silkerek geldiğim kısa yolu geri döndüm. Anahtarla evimin kapısını açıp içeri girdim, ardımdan da Yalın girmişti. O lavaboya giderken ben salona geçip koltuğa oturdum. Yalın'a dahiyane (!) planımı anlatıp anlatmamayı düşünüyordum. Bundan bir ay öncesi olsaydı gram tereddüt etmeden söylerdim ona her şeyi ama şimdi... Şimdi aramızda Umut vardı. Ona söyleyeceğim her şeyi iki kere düşünmem gerekiyordu. Laf taşıyacağını düşünmüyordum ama kızı üzmemek için aramızda konuşulan bazı şeylerden bahsedebilirdi ona. Ve ben bunun olmasını istemiyordum. İşimi zorlaştıracak her şey ve herkesten kaçınmalıydım. Sorun bunu nasıl yapacağımı bilmememdi. "Anlat bakalım noldu?" Yalın'ın sesini duymamla başımı kaldırıp ne ara yanıma oturduğunu anlamadığım ona döndüm. Ellerindeki ve ensesindeki köpük gitmiş, önlüğü çıkarmıştı. Başımı ona çevirmemle bakışlarımı kaçırmam bir olmuştu. "Anlatacak bir şey yok. Asude geri dönmüş, bu kadar." Bunu dedim ya o da hemen inandı zaten. Aynen. "Nasıl anlatacak bir şey yok oğlum? Asude neredeydi? Nasıl geri döndü? Neden döndü?" Sıraladığı sorularının ardından sinirle soludu. "Doğru düzgün anlat şunu." Gözlerimi odakladığım boş televizyon ekranından çekip Yalın'a baktım. Gözleri hevesle parlıyordu. Anlattıklarımı duymaya, duyduklarının hoşuna gitmesine ihtiyacı vardı. Gitmeyecekti. İki türlü de canını sıkacak şeylerden bahsedecektim. Daha doğrusu canlarını... Yanlış anlayacağı kadar uzun bir süre gözlerinin içine baktım. Orada aşinası olduğum güveni görmeyi diledim. Yoktu. Aşinası olduğum abi sıcaklığını aradım. Yoktu. Neden? Neden önceden rahatlıkla ağzımdan dökülen cümlelerim şu an dökülmüyordu? Umut'a yaklaştıkça Yalın'dan uzaklaşıyordum. Bir şeyler yanlıştı. Kaşlarımı çatarak yeniden siyah televizyon ekranına döndüm. Aklımı toparlayabildiğimde ona öğrendiğim birkaç şeyden bahsettim. "New York'taydı. Orada bir üniversitede okuyordu. Bizim okulda tam burslu okuma fırsatı geçmiş eline ve o da geri çevirmemiş. Gelmiş. Şu an burada." Hala kabullenemediğim gerçek bir kez daha çarptı yüzüme. "Çankaya'da." Kısa bir sessizlik yaşandı aramızda. Eminim bunları nereden bildiğimi tartıyordu kafasında. Sonuca ulaşamamış olacak ki çıkardı ağzındaki baklayı. "Anne, babası dışında kimse nereye gittiğini bilmiyordu. Ahu bile sadece yurt dışında olduğunu biliyordu. Sen tüm bunları nereden biliyorsun?" Elini omzuma koyarak bakışlarımı ona çevirmemi sağladı. "Neler karıştırıyorsun sen Esat?" Gerçekten bilmek istemezsin, dostum. "Hiçbir şey," dedim rahatlıkla omuz silkerken. "Sadece orada yaşayan bir tanıdığım Asude'yi görmüş ve bana haber vermek istemiş. Hepsi bu." "Doğruyu söyle Esat Efe!" Bu ne güvensizlik kardeşim? "Söyledim ya koca oğlan." Onun ciddiyeti karşısında ben alayla gülüyordum. Sorguya devam edeceğini anlamıştım. Bu yüzden hemen kalktım oturduğum yerden. "Geç oldu uyuyacağım," deyip odama doğru yöneldim. "Çıkarken kapıyı kapatmayı unutma. Sabah okula geçmeden önce işe bırakırım seni." Arkama dönüp asker selamı verdim. "Arrivederci." Ve odamın kapısını yüzüne kapattım. İtiraz eden cümleleri kulağıma ulaştı sırasıyla. Umursamadım. Odamın kapısını kapattığımda konu da benim için kapanmıştı. Bu gecelik bu kadar macera yeterdi. Yalın'a olan güvenim eski haline döndüğünde her şeyden haberdar olacaktı. Çok geçmeden dış kapının sertçe kapanan sesini duymuştum. Evet, doğrusu buydu. Anlattığım an neler diyeceğini tahmin etmek zor değildi. Beni vazgeçirmeye çalışacaktı. Bu boşa bir çaba olurdu doğrusu. Çünkü aklıma koyduğum şeyi yapmadan durmayacaktım. Şimdilik sadece uyumalıydım. Üstümü çıkarıp yatağa uzandığımda aklımda dönüp dolanan tek bir şey vardı. Canını yakmak istemediğim birinin canını fazlasıyla yakacaktım. * Sebepsizce Yalın&Esat shipledim hshsdgfdhf Esat kimin canını yakmaktan bahsediyor sizce? Geçiş bölümü olarak düşünün bunu. Diğer bölümle birleştirmiştim ama çok uzun olunca ayırdım. İkisini peş peşe atacağım zaten. Neyse diğer bölümde görüşürüz. Siyuu! Seviliyorsunuz♥
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD