ABİMİN SEVDASI🫧

2479 Words
ASMİNİN ANLATIMIYLA: “NEE!!! ROJHAT ABİ NİŞANLI BİR KIZA GÖZ MÜ KOYMUŞ!?” Arjine de anlatmıştım. Bu işi halletmemiz gerekiyordu, bunun için ikinci bir fikre ihtiyacım vardı. “Of Arjin evet dedim ya, 50. anlatışım artık bana akıl vereceğin kısma gelmemiz lazım.” Arjinse biraz daha sessiz kalıp daha sonra tekrardan fikrini sundu. “Bence Mardin'e gidip bu işi çözmemiz gerekiyor ama biliyorsun ki ben Mardin'e gelemem çünkü bizimkiler bu işe uyanır bu yüzden sen git ve bu işi güzellikle hallet” daha sonra biraz daha düşündü ve, “bu işin sonu kötü bir yere varabilir bu yüzden erkenden öğrenmemiz iyi oldu telaş yapma ve odaklan” Onu onayladım, “Tamam yarın Mardin'e gidiyorum...” ERTESİ GÜN: Arjin ile birlikte kapının önüne çıkmıştık. Ben, Galip abi ve ordusu ile Mardin’e araba ile gidecekken, Arjin benim evimde kalacaktı. “Birkaç güne dönerim zaten, daha sonra birlikte tatilimizi yaparız” dediğimde oda bana doğru yaklaştı, sarılıp vedalaşırken “İyi yolculuklar kuzen, ben burada seni bekliyeceğim sen git gel!” Bende başımı sallayarak onayladığımda arabalara geçtik açık camdan son kez Arjine bakarken “Ben gelene kadar evimi yakma lütfen! Yemeğini, Samet her gün sana getirecek, mutfağa sadece su için gidersen sevinirim” diye gülümsemiştim. O da siniri bozuk bir şekilde “yemem evinide, mutfağını da hadi yolunuz açık olsun.” araba hareketlenirken Arjin arkamızdan bir sürahi su dökmüştü bu “su gibi gidin su gibi gelin” demekti. Umarım gerçekten de çok uzamadan evime dönebilirdim. Akıp giden yolun ardından nihayet Mardin’e varınca yavaşça doğruldum koltuktan, arabanın aynasından saçımı düzelttikten sonra, yanımda arabayı süren Galip abiye döndüm. “Galip abi dedeme Diyarbakır günlüklerimizden ayrıntılar ötmezsin değilmi” Tüm şirinliğimi kullandığımı farz ediyordum. “Bilmesi gereken şeyler hariç ötmem!” diyince suratım mıh gibi düştü. Tekrardan gülümseyerek devam ettim “Hangi ayrıntılar onlar Galip abi?” diye sorduğumda “okul notların, arkadaş çevren” demişti. Rahatlayarak önüme döndüm. O da rahatlamamı görünce “Ben hanımımı satmam! Aleyhinize olan her şey, benle mezara gider. Benden şüphe duymayın!” diyince bende “Biliyorum abi, merak etme” dedim. Konağın bulunduğu sokağa geldiğimizde gergince etrafa bakındım. Araba durduğu ve korumalar etrafımı sardığı zaman son bir derin nefes alıp arabadan indim. Avluya adımımı atınca yüzüme gerginliğimi saklayamadığım neşeli yüz ifademi takındım. “Yavrum! Annem, hoş geldin” diyerek bana yaklaşan anneme sarıldım ilk önce “Annem nasılsın, iyisin inşallah” dediğimde oda “iyiyim yavrum sen geldin ya daha iyi oldum”demişti. Sonra babam arkasında “dur hele Rojda bizde sarılalım yavrumuza” diye babamda sarılmıştı bana. Şimdi yalan yok hepsini çok özlemiştim. Burayı, evimi, ailemi seviyordum. Ama burada bizi çok kısıtlayarak yetiştiriyorlardı. Bir fanus içinde büyütülen güller misali dışarıdan ve dışarıdaki tehlikelerden bihaber büyütülüyorduk. Küçüklüğümden beri korumalar olmadan bir yere gittiğimi bile hatırlamam. Biri bana sataştı mı sokakta, okulda, hemen Galip abiye söylerdim mesela, çünkü ben bilemezdim bir insan kendini nasıl savunabilirdi? Tüm aile fertleri ile sarıldıktan sonra dedem Adar Ağanın yanına gittim. Eğilip elini öptüğümde sevgiyle okşamıştı başımı. Şu an bana böyle sevgiyle bakan gözlerin yeri geldiği zaman nasıl nefretle bakabileceğini biliyordum. Dedem torunlarının hepsine ayrı ayrı düşkündü. Tek bir yanlışı vardı ki erkek torunları her zaman üstün tutardı. Abime verdiği değerin 10 da 1’ini bana veriyor diye bile minnet ederdi. “Kızım okulun vardı hani gelmeyecektin?” diye sorunca “Dede bir haftalık bir boşluk vardı o arada da sizi göreyim istedim.” diye salladım. O da başını salladıktan sonra yanındaki nineme sarıldım sevgiyle “Gule Hanım görmeyeli güzelleşmişsiniz sanki” diye takıldığımda oda “Bak sen şunun dediğine büyümüşte ağzı laf yapıyor” diye oda bana gülerek sarılınca öyle durduk bir süre. Ninem Gülistan bu hayatta anam, babamdan sonra beni koşulsuz saf sevgiyle seven insandı. O evlat, torun, kız, erkek ayrımı yapmazdı. Onun için karakter önemliydi... Ondan da ayrıldıktan sonra yemek masasına geçtik. Yemeğimizi yerken abim kapıdan göründü. Burnu sargıda, morali berbat halde bana doğru yaklaşıp sarıldı. “Bacım hoş geldin nasılsın” dedi yüzüne yerleştirdiği zoraki tebessümle “iyiyim abi de sen iyi görünmüyorsun?” diye sorduğumda “İyiyim bacım ufak bir kavgaya karıştım önemli bir şey yok” dedi. Daha sonra “yedim ben bişeyler size afiyet olsun” diyerek odasına gitti. Onun ardından sinirle ve sertçe dedem konuştu. “Buna ne oluyor böyle! Tüm işlerden elini ayağını da çekmeye başladı. Bir derdi var belliki” dediğinde babam “Ben konuştum birkaç defa bir şey anlatmıyor, başını bir işe mi soktu bilmiyorum ki” dediğinde aile üyelerinin de abimin durumundan haberdar olduğuna sevindim. Ben bu ilişkiyi kanıtladığım da kimse anormal görmeyecekti ve onu engelleyecekti, en kötü ihtimalle... Yenen yemek sonrasına iki kahve yapıp abimin odasına doğru ilerledim. Kapıyı tıklatıp beklemeye başlayınca abimin “Gir” diyişiyle odaya girdim. “Abimle kahve içmeye geldim.” Diye sevimlice konuştuğum zaman abimde gülümsemişti. “Demek bizim küçük cadı arada işe de yarıyor” diyince yalancı bir hüzün ve bozulmuşlukla oturdum yanına. “Neden beceriksiz miyim ben?” dediğimde “Önce kahvenin tadına bakmam gerekiyor” demişti. Yatağının kenarına oturup, Tepsiyi ortamıza aldım. Fincanı alan abim gıcık bir yavaşlıkla dudaklarına götürmüştü, içtiği ilk yudumda yüzünü öyle bir buruşturmuştu ki yüzündeki sargı bile buruşmuştu “ama oha abi ya” diyip bende kahveden içtim gayette güzeldi işte! “Şurdan suyu ver!!!” demişti hala buruşturduğu sıfatıyla. Hemen önünde olmasına rağmen suyu verdim. Suyunu içtikten sonra elini yüzüne kapatıp bir süre bekledi “Abi yaa” diye yapmacık hüzünümle başını kaldırdı ve “Şükür yaşıyorum bir ara öteki tarafa gittim, geldim” dedi. “Abii!” dediğimde “Ne abi sen abini gencecik yaşında götürmeye niyetlisin belliki” demişti. Bende gururluca bakıp alnım açık, başım dik misali kahvemi sonuna kadar içtim. Biraz okul konularından biraz ekonomiden, genel geçer her şeyden konuştuktan sonra hala istediğim meseleye giriş yapamamanın saçmalığını yaşıyordum ve zavallı abimin de başını şişiriyordum. İstediğim fırsat gelmeyince “Neyse abicim ben kalkayım artık birazda Rojgül ablama gideyim onun başını şişireyim” diyip ayaklandım. “İyi bakalım ufaklık hadi iyi geceler sana” diyince bende “sanada abicim” diyerek kapıya ilerledim. Kapıyı açıp kapatmadan önce aklıma gelen şeyle abime döndüm. “Abi!” diye aniden çıkışınca abimde “Ne oldu” dedi telaşla. Bende rahat bir tavırla “Ya benim odanın sıcak suyu akmıyor, bir baksana yatmadan duş alacaktım” dediğimde abim, “Abicim kapıda Murat var ona söylesen benim işim var dışarı çıkacaktım” dedi. Bende kesin bir dille reddettim ve “Abi! Elin adamı odama banyoma kadar girecek mi sen dururken?” diye şok dolu bir bakış attım. Ve üstün manipülasyon yeteneklerime devam ettim. “Valla Rojhat yumuşak olmuş diye arkamızdan tenekede bağlarlar yakında” diyip elimle yüzümü kapatarak dahada vahşet bir surat ifadesine girdim. “KİM LAN YUMUŞAK DİYEN?!!! Bu iş bu kadardı.! Abim odadan bir hışımla çıkıp, benim odama giderken bense geri dönüp yatağın üzerindeki telefonu aldım. Şu Sevda arkadaşımızın numarasını bulursam bu işi direk kendisi ile çözecektim. Abimin telefonu şifresizdi “ah benim şeffaf temiz abim keşke tüm erkekler senden feyz alsa” diye övündükten sonra hiç istemesem bile mesaj kısmına girdim. Nerdesin bakalım abimin Sevdası” diye söylenirken, “Böylede kitap ismi gibi oldu he. Abimin sevdası..” diye söylendim. Sonra odağımı toplayarak aramaya başladım. Kızdan hiçbir mesaj yoktu! Olan da silinmiştir diye düşünüp Rehpere girdim tüm isimleri tek tek incelerken hızla “S” harfine indim, Samet, Serhat, Selahattin... “Eee kız nerede?” “Acaba Çiğköfteci Mahmut abi olabilir mi?” Diye düşündüm. “Nasılsa erkek değil mi illa bir yerden bozacak kendini.!” Diye düşünürken Mahmut ama bence aslında Sevda olan kişiyi telefonuma kaydettim. Son kez bakarken bir başka tanıdık ismi farkettim “ŞERWAN KARADAĞ” Abimin burnuyla baya münasebetleri olunca numaralaştılar herhalde?. Onun numarasını da telefonuma kaydettim ve birkaç şüpheli ismi daha... Odama girerken, abimde çıkıyordu. “Abicim sıcak su akıyordu ama yinede baktım ben sen girebilirsin duşa” dediğinde “ayy saol abicim arada bir gidiyor ama baktıysan çözülmüştür.” dedim ve vedalaşıp odama girdim. Tam numaraları arayacakken odama dalan Rojgül ablamla irkildim “Napıyorsun bıcırık” diye geldiğinde “iyiyim ablacım geç otur” dedim. Oda gelip yatağıma oturdu. Biraz sohpet ettik. Ablamın sevdiği biri vardı. Bana sürekli yıllardır sadece onu anlatırdı. Aradan geçen yarım saat sonra tekrar “İşte sonra oda bana yakında seni istemeye geleceğiz dedi!” diye heyecanla konuşurken artık son yarım saattir aynı şeyi 50. Bahsedişi olduğu için “AYY ABLA VALLA BUNALDIM YA!!!” diye çıkıştım. “Gelsin istesin kimse vermezse ben vericem seni yeter be ne çektim sizden” Ben hala evde olduğum zamanlarda da benle çarşıya çıkma bahanesiyle gider görüşürdü Ferhat abiyle. “İyi be senle de bir şey konuşulmuyor” dedikten sonra telefonu çaldı. Bana dönük telefonun üstünde “Melike” yazdığından kısıkça güldüm. “Ferhat abi hala Melike diye mi kayıtlı.” dediğimde “Evet ne olmuş?” dedi. Bende, “Abla sende onda Mahmut abi diye kayıtlı olabilirmisin?” Diye sorduğumda oda “Sondajcı Ali Usta diye kaydetmiş beni kimse anlamasın diye” dedi. İkimizde gülerken o telefonunu alıp odadan çıktı. Bende tekrar telefonuma ilerledim. Artık emindim Mahmut, Sevda olmalıydı. Telefonu aldım ve Numarayı aradım. Açılan telefonla heyecanla dikleştim ve karşıdan ses gelmeden konuşmaya başladım. “Mahmut mu demeliyim? Yoksa sen gerçek ismini söylemek ister misin SEVDA!!?” Diye yükseldiğimde karşıdan ses geldi. “Bacım ne diyon Allasen yanlış aradın herhal” dediğinde bende son kez şansımı denedim “Siz kimsiniz ben Sevda ile konuşmak istiyordum” dediğimde adam “Valla bizim tek Sevdamız Çiğköftedir. İstiyorsanız size gönderelim bir porsiyon?” dediğinde bıkkınca kapattım telefonu. “Allah kahretsin gerçekten çiğköfteci Mahmut abiymiş!!!” diye soluklandım sinirle. Daha sonra moral bozmadan diğer numaraları da aradım teker teker. Hiçbiri Sevda değildi ne yazık ki. Şerwan kişisinin numarasını tabikii es geçtim. Çaresizce yatakta oturmaya devam ettim. Şimdi ne yapacaktım ben? Nasıl engel olacaktım. Ben beynimi kemirip duran düşüncelere dalmışken, dışardan gelen yüksek fren sesiyle irkildim. Telaşla pencereye çıkıp kapının orda duran Murata seslendim. “Murat ne oluyor?” dediğimde Muratta yolda olan bakışlarını bana döndürüp. “Rojhat ağam çıktı, gelelim mi dedim, hayır dedi.” diye söyleyince bir şey olduğunu anladım. Elime telefonu alarak abimin adamlarından Aras’a mesaj attım. “Abimi takip et! Hemen!” Attığım mesajın ardından bir frenli araba seside Aras’tan geldi. Onun ardından bende hızla ceketimi giyerek dışarı çıktım. Evdekilere görünmeden kendimi gizleyerek, kapıya varınca karşımda bir diğer korumamız olan Soner’i gördüm koşarak yanına gidip “Silahını ver” dedim. Hemen ardından Soner tüm sinir bozuculuğuyla “Olmaz!” dedi. Benim emrime karşı gelen koruma ya canından bezmiştir ya daa... “Naz nasıl? Meyhanede dansözle kıvırttığını hala öğrenmedi mi?” diye sorduğumda şokla baktı yüzüme. Eskiden korumalar bile bana hükmederken ben bu düzene dur demiştim. Her insanın biraz bir şeyini bilmek böyle acil anlarda işe yarayabiliyordu. Tıpkı Soner’in şu an silahını elime verdiği gibi. “Hanımım bende geleyim” dediğinde arabama bindim. Beni izleyen Sonere döndüm ve “Naz’a selam söyle, ve evdekilere de sakın ötme! Ötersen son ötüşün olur!” dedikten sonra gaza basarak uzaklaştım ordan. Yolda Arası aradım ve “Bana canlı konumunu at Aras sakın abimin peşini bırakma!” dedim Gelen konumla direksiyonu otobana doğru sürdüm. Emin değildim ama bir şey olmuştu ve bu kesindi. Abim o kıza bu saatte gidiyorsa hayrı alamet şeyler olmayacaktı. Mazıdağ çevresine geldiğimde az İlerisinin Diyarbakır olduğunu biliyordum. “ALLAH KAHRETSİN!!!” elimi direksiyona vurarak daha da gaza bastım. Hızım 110 km üstüne çıktığında bana konum atan ve abimi takip eden Arası da geçtim. Abim hala çok önümdeydi benimle paraler hızdaydı. Az sonra sinyal verip otobandan çıkan abimle bende o yöne gittim. İlerledikçe karanlıklaşan yoldan korksam da ayağımı gazdan çekmedim. Telefonum çaldığında arayanın Galip abi olduğunu gördüm. Redddetmeme rağmen ısrarla arayınca aracın bluetooth’una bağlı kulaklığımı takarak cevap verdim. “Nereye gidiyorsun sen Asmin gecenin bu saati?” dediğinde “Galip abi abimi bir yanlıştan döndürüp geleceğim merak etme” desem de Galip abi bana bağırmayı seçti. “ÇABUK EVE DÖN!” Diye ikazını ettiğinde “ŞU AN DÖNEMEM!” Diye bende bağırdım. Galip abi bişeyler daha dedi ama abimin izini kaybettiğimi anladığımda, ayağımı gazdan çekip, yola odaklandım. Köy gibi bir yere gelmiştik. Galip abi hala “Asmin bana konumunu at geleyim” dediğinde telefonu yüzüne kapattım. Arabamın hızı iyice düşüp hala abimi ararken az ötede duran ama farları açık olan abimin arabasını gördüm. Ben hemen bulunduğum yere park edip, arabadan indim. Yavaşça abimin arabasının olduğu yere doğru yürümeye başladım. Yaklaştıkça görüntü netleşti ve aklımdaki tüm şeyler tuzla buz oldu. Abime doğru koşup sarılan kızın Sevda olduğunu anlamak zor değildi. Abimin elini tutan Sevda ile arabaya yürüyen abime donarak baktım. ABİM SEVDAYI KAÇIRIYORDU! HEMDE NİŞANLI BİR SEVDAYI!!! Abim sürücü koltuğuna Sevda da yanına geçerken, tüm hızımla onlara doğru koşmaya başladım. Abim ölüm fermanını imzalamıştı bu gece... “ABİİ!!!” Diye çığlık atarak koşmaya başladım. Kalbim gereğinden fazla sesli atarken tek odak noktam Abimdi. “ABİİ!!!” Diye tekrar bağırdığımda bu defa sesimi duydular. Arabanın ön kaputunun önünde durduğumda ikiside anlamsızca baktı yüzüme. Ne ara ağladığımı anlamamıştım ama görüş açım git gide bulanıklaşırken, tüm gücümle arabanın kaputuna vurdum. “NE YAPIYORSUN SEN!!! NASIL KAÇIRABİLİRSİN NİŞANLI BİR KIZI!!?” Diye tekrar bağırdığımda abim arabadan indi. Beraberinde inen Sevda da abimin arkasına geçti ve korkuyla abimin koluna sarıldı. Bu kız kendini benden korumaya mı çalıştı az önce? peki acaba benden sonra 3 aşiretten nasıl koruyacaktı kendini? “Asmin sen nas-” diye konuştuğunda “NE ÖNEMİ VAR! SEN NE YAPTIĞININ FARKINDAMISIN!?” diye tekrar bağırdığımda Sevda da ağlamaya başlamıştı. Abimse “Bak durum anladığın gibi değil” diye konuştuğunda tekrar bağırdım yüzüne “PARMAĞINDA BAŞKA ADAMA SÖZ VEREN BİR KIZA GÖNÜL KOYDUN SEN! SENİN ŞEREFİN NEREDE ROJHAT AĞA!!?” Dediğimde abimde bana bağırdı. “ASMİN! KES SESİNİ HİÇBİRŞEY BİLMİYORSUN KES! KES!!!” Dediğinde bende “İyi madem ben sesimi keseyim. PEKİ BU KIZIN AİLESİ KESECEKMİ SESİNİ? NİŞANLISI KESECEKMİ? YA SEN? SENİN SÜLALEN KESECEK Mİ SESİNİ!!!” “YETERR!!!” Diye bağıran Sevdaya döndü gözlerimiz “YETER! BENDE İSTEMEDİM BÖYLE OLSUN.” Diyip ağlamaya başlarken devam etti “En baştan Rojhatı sevdim. Ama ailem beni amcamın oğluna zorla verdi.” hıçkırıklarla ağlarken devam etti. “Ben istemedim onu hiç istemedim, yüzüğünü bile takmadım ki hiç.” diye konuşurken abim onu göğsüne çekmiş, teselli verircesine sarılmıştı. “Anlıyorum.” dedim derince bir nefes alırken. “Ama böyle olmaz, böyle kavuşulmaz, bu yolla mutlu olunmaz” dediğimde başını abimin göğsünden kaldırıp sırılsıklam gözleriyle tekrar konuşmuştu. “istemediğim adamla dünyalar ayaklarıma serilse bile ben sevdiğim adamın göğsünde mutlu olmadan yaşarım ki” diyip yeniden ağlamaya başlamıştı. Bu kız salak’tı, çocuktu, ergendi hatta, yoksa bu deli cesareti nereden bulacaktı derken abime kaydı gözlerim peki o neydi? 27 yaşında ama aslında küçücük bir çocuktu oda!!! “LAAĞNN ÖLDÜNÜZ SİZ!!!” Diye bağıran kaba ve gür sesle irkilerek arkamı döndüm. Ve artık geri dönülemez o yola girdiğimizi gördüm. Zira karşımda, sinirden gözleri kızarmış, dişlerini sıkmaktan çenesi kırılacakmış gibi duran, elindeki silahı abimi hedef alan adamı durdurabilecek bir gücüm yoktu. “Hassiktir” diye mırıldanırken o anki heyecanla Şerwan Karadağın silahının önüne geçtim. “ŞERWAN AĞA AĞIR OL!!!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD