Evin gördüğü rüyanın etkisini hala atlatamamış, bütün gün iş yerinde dalgındı. Günü kazasız belasız tamamlayıp gün sonu kendisini zar zor eve atmıştı Evin. Bütün gün kafasını kurcaladı gördüğü rüya. Aslında böyle şeylere pek takılan biri değildi ama nedense bu rüya onu çok etkilemişti. Rüyasında kendisine söylenen o cümleyi düşündü ama bir türlü aklına gelmedi. Nasıl aklında tutacaktı ki hangi dil olduğunu bile bilmiyordu. Peki ya onu uçurumun kenarından alan el, o kimdi ?. Kafasında derin düşüncelerle boğuşmaya devam etti.
MARDİN
Bir senenin ardından Osman'la Narinin ikizleri olmuştu. Çok mutluydular. Onlar törenin gazabından kurtulmuş ama kardeşlerini ateşe atmışlardı. Ne kadar mutlu olsalar da vicdanları rahat bırakmıyordu onları. Osman kız kardeşinin Nazlısının günden güne eridiğini görüyor, ancak elinden birşey gelmedikçe kahroluyordu. Oysa ne çok yalvarmıştı Jehât ağaya bacısını yakmamak için, ölümü bile göze almıştı ama Jehât ağa sözünden dönmemiş hükmü bozmamıştı.
Nazlı.. 15inde okul önlüğü çıkarılıp gelinlik giydirilen Nazlı..
•1sene önce(berdel kararı günü)
Mahmut efendi başı önde evin avlusuna girmişti. Karısı tüm gece uyumamış gelecek haberi bekliyordu, oğlunun ölüm fermanını..
-“Bey.. Kurban olayım ne oldu karar nedir? “ diye sordu. Gözleri yaşlı bir ana cevabını bildiği halde, bir umudun arkasına sığınıyordu işte..
Mahmut efendi eğdi başını, gözünden bir damla yaş süzüldü toprak avluya.
-“ Berdel..” dedi sustu dili varmadı devamını getirmeye
Ayşin hanım kaldı öylece, bir yanı oğlu için sevinirken diğer tarafı Nazlısına yandı.
-Allahım.. ben öleyim.. Ne dersin sen.. Nazlı daha çocuk bey. Nasıl vereyim ben onu, nasıl gelin edeyim..” diye feryat etmeye başladı.
Bir annenin feryadı inletti arşı alayı.. Bir evladı kurtulurken, diğerini diri diri gömecekti.. Nasıl sınavdı bu..
Nazlı annesinin sesini duymuş, koşarak avluya çıkmıştı. Yere oturmuş dizlerini dövüp ağlayan annesinin dizinin dibine çöktü.
-“ Anam, kalk.. annem ne oldu? Abim !! Abimi öldürdüler mi?” Diye ağlamaya başladı herseyden habersiz kızcağız.
Ne anası ne babası yüzüne bakamıyordu.
-“Birsey deyin ana?? Babam bişey söyle kurban olayım” diye bu defa babasına gitti.
-“ Abin ölmedi, öldürmediler.. Aşiret berdel hükmü verdi.” Dedi Mahmut efendi.
Nazlı idrak edemedi ilk önce.. ne demişti babası öyle berdel.. berdel.. anlamadıyla bi hışımla kalktı babasının ayaklarının dibinden.
-“Baba.. babam etme. Kurbanın olayım babam verme beni..” diye yalvarmaya başladı babasına çaresizce.
-“Ana bişey desene! Anaa!! Kızım daha çocuk desene.”
-“ Mecburuz kızım, başka yolu yok.” Dedi Mahmut efendi başını yerden kaldırmadan.
-“ ölürümde evlenmem, ölürüm yine evlenmem” diye bağırıp avludan çıkıp koşmaya başladı Nazlı.
Arkasından koşan yaşlı babasına dönüp bakmadan, ne kadar koştu bilmeden vardı Kozan konağının önüne.
-“Jehât ağayı görecem” dedi kapıdaki adamlara.
-“ kimsin bacım sen? var git yoluna akşam akşam başımızı belaya sokma”
-“ Jehât ağa!!! Jehât ağa!! Diye bağırmaya başladı konağın önünde.
Jehât sinirle açtı konağın kapısını, çıktı dışarı..
-“ ne oluyo lan burada! Ne istiyosum kızım akşam akşam.” Diye dikildi kızın karşısına.
-“ Ağam yardım et ne olur. Berdel hükmü çıkmış aşiretten. Etmeyin ağam” diye kapandı kızcağız adamın ayaklarına.
Jehât ayaklarına kapanan kıza bakıp, “kalk bacım” dedi
-“bacım kalk diyorum sana”
-“ ağam kurban olayım yardım et bana, ben evlenmek istemiyorum, okumak istiyorum. Yalvarırım yardım edin bana.” Diye yalvarıp yakarmaya devam etti.
-“ Sen Mahmut efendinin kızı mısın? Nazlı mısın “
-“evet ağam bana bedel ödetmeyin ne olur.”
-“Abin mi ölsün o zaman” dedi Jehât tüm soğukkanlılığıyla. Cevap veremedi kız, nasıl diyebilirdi abim ölsün, eğdi başını..
-“ Cevap versene kızım! Abin mi ölsün?
Ya abin günahının bedelini canıyla ödeyecek, yada sen güzellikle razı geleceksin!! Anladın mı!” Diye bağırdı Jehât..
-“ Abim sevdalandı.. sevdalanmak mı günahı? Ben okumak istiyorum. Bu da benim mi günahım?”
-“Sen hangi cesaretle Aşiret hükmünü sorgularsın. Var git evine basımı belaya sokma benim.” diye azarladı kızı Jehât.
Arkasını dönüp konağa girecekken kızın sesiyle;
-“Dilerim Allahtan günah bildiğin Sevda düşsün o zalim yüreğine Jehât ağa. Ve dilerim o kutsal bildiğiniz töreniz pranga olsun Sevdana atacağın her adımda. Töreniz de hükmünüz de batsın yerin dibine”
Kaldı öylece Jehât ağa…
Bir mazlumun vebali daha dolanmıştı zalim ağanın boynuna..
Bir mazlumun ahı daha düşmüştü bu topraklara..
1 sene geçmesine rağmen Nazlı Naim’e alışmamış, onu sevememişti. Neden sevecekti ki abisinin günahının bedelini istemediği bir adamla evlenerek ödemişti.
Oysa o okuyacak, öğretmen olacaktı. Kendi gibi kız çocuklarını okutacak, töreye kurban gitmesinler diye var gücüyle savaşacaktı bu cahil zihniyetle.
Şimdi ise kendi kurban edilmişti. Kaç kere kaçıp gitmeyi düşünsede yapamamıştı.
Kaçması demek ölüm demekti. Hem sadece kendi canı değil kendiyle beraber abisiyle yengesinin de canını alırlardı bunu biliyordu. Kaderine razı gelmekten başka çaresi yoktu. Sustu Nazlı, susarak acısını gömdü içine.
Aksam olmuştu Kozan konağında akşam yemeği için tüm aile sofrada toplanmıştı. Hewal hanım sessizce yemeğini yiyen oğluna baktı;
-" ee oğul artık beklediğimiz yeter, şu işi hayırlısıyla tamamına erdirelim" dedi.
Jehât elindeki kaşığı sert bir şekilde tabağa bırakıp anasına dikti gözlerini ne zaman sofraya otursalar anası konuyu evlenmeye getiriyordu. Aslında haklıydı da, daha Jehât ile Asmin çocukken aileler birbirine söz vermişti. Söz demek,namus demekti bu memlekette biliyordu. Ama sevmiyordu Asmin'i.
Asmin onun için amca kızı olmaktan öteye gitmemişti, beraber aynı avlu da koşup oynayıp, beraber büyümüşlerdi nasıl başka türlüsünü düşünebilirdi.
-"Ben Asmin ile evlenmeyecem daye. O benim amca kızım ötesi yok!" diye bağırıp kalktı sofradan bir hışımla.
-" Söz verdik. Asmin senin sözlündür amcana karşı başımızı eğdiremezsin. Eninde sonunda bu evlilik olacak"
Hakkı ağa son sözünü söylemiş, sofradan kalkıp oğlunun önüne dikilip;
"sözümü de namusumu da çiğnetmem Jehât ağa" diyip konağı inleten adımlarıyla odasına çıktı.
Jehât öfke taşan gözlerini anasına çevirdi, hiçbirsey söylemeden konaktan çıkıp gitti.
BİR HAFTA SONRA ..
Evin her zamanki gibi sabah kalkıp otele gelmişti. Bugün otelde her zamankinden daha fazla bir koşuşturma vardı. Önemli biri gelecek olmalıydı başka ne olabilir ki diye düşündü.
-"kızım çok yakışıklı diyorlar"
-"ay evet bende duydum çok yakışıklıymış ama bi o kadar sert biriymiş, hata kabul etmez dediler"
Evin resepsiyonda ki kızların kendi aralarında konuşmalarına kulak misafiri olmuş merağına yenik düşüp kimin geleceğini sormak için kızların yanına gitti.
-" Günaydın kızlar, bu telaş ne sabah sabah kim gelecek?" Diye sordu
-" Otelin yeni sahibi, patron gelecekmiş ondan bu hazırlıklar. Çok titizmiş asla hata kabul etmiyormuş, gelmeden herkesi korku sardı baksana müdürün haline"
diyip gülümsedi kız. Evinde gülümseyip "anladım" diyip odasına ilerledi.
İçinden "asla hata kabul etmemek ne demek ya anlaşılan egoistin teki. Şimdiden gıcık oldum bir an önce gelip gitse bari" diye geçirip işinin başına döndü. Aradan bir kaç saat geçmiş,
Evin kahvesini almış odasına doğru ilerlerken bir yandan da telefonla konuşuyordu. Karşıdan hızla gelen adamın çarpmasıyla telefonu bir yere savrulurken kahvede eline döküldü Evinin. Canının acısıyla yüzünü buruşturdu genç kadın. Ama adam özür dilemeyi bırak ardına bile bakmadan yürüyüp gitmişti. Sinirden bütün vücudu kaskatı kesildi kadının.
- "Davar! Hangi dağdan indin!" diye bağırdı adamın arkasından. Adamın duyduğu sözle kaşları çatıldı. İlk defa biri ona böyle bi cümle kurmaya cesaret etmişti, ama dönüp arkasındaki kadına bakmadan yanındaki müdüre "bu hadsizi odama gönder"
diyip asansöre binip odasına gitti. Müdür hızla Evinin yanına geldi
-" Ne yaptığınızı zannediyorsunuz Evin hanım? Karşınızdakinin kim olduğundan bi habersiniz anlaşılan" dedi.
Evin yanan eline buz koymakla meşguldü, hiç istifini bozmadan
-"karşımda bi insan olmadığının farkındayım Serdar bey" diyip odasına doğru gitmek için ayaklandı.
-" Jehât KOZAN ! Patronunuz Evin hanım.
Odasına gitmeniz gerekiyor." diyip dönüp gitti müdür.
Evin şaşırmıştı. Tamam patronunun egoist bir adam olduğunu tahmin etmişti ama bu kadarda kaba saba birini beklemiyordu. Adamın arkasından "davar" diye bağırdığı geldi aklına yüzü kızardı hafiften.
-" Dik dur Evin! Hatalı olan oydu, patron olması bu şekilde bi davranış sergileme hakkı vermiyor ona. Sakın ezdirme kendini en fazla kovulursun"
diye mırıldana mırıldana çıktı şirketin en üst katındaki patronun odasına. Kapıyı iki kere tıklattıktan sonra içeri girdi. Karşında uzun boylu esmer bi adam camın önünde durmuş çayını içiyordu. Gözleri insanın içi ürpertiyordu.
-" Beni çağırmışsınız Jehât bey" diyip masanın karşına dikildi Evin.
Adam ölüm kokan gözlerini bir an bile çekmedi kadının gözlerinden. Elindeki çayı masaya bırakıp kadının karşına dikildi. Aralarında ki mesafe neredeyse sıfırdı. Şaşırmıştı Evin.
İstemsizce yutkundu kalbi yerinden fırlayacak gibi hissetti. Adam ise sadece gözlerini dikmişti Evinin gözlerine.
-" Bir daha söyle !!" dedi
-"anlamadım" diyebildi Evin zar zor çıkan sesiyle.
-"az önce arkamdan söylediğin şeyi diyorum bir daha söyle!" diye bağırdı adam.
-" ben şey.."
-"sen ney Evin TAŞÇI ! "
genç adamın sesi odayı inletmişti.
-"Evet Evin hanım özür mü dileyeceksiniz yoksa?" diye tekrar kadının burnunun dibinde girdi adam. Evin çattı kaşlarını. Sinirden parmak uçları uyuşmaya başlamıştı. Yere dönük olan başını kaldırdı, dikti gözlerini adamın gözlerine.
-" Ne münasebet! Hem bana çarpıp yanmama sebeb olup, hemde özür dilememi mi bekliyorsunuz? Patron olmanız karşınızdaki insana bu şekilde davranma hakkı vermez size. İstifa dilekçemi bizzat siz imzalayın JEHÂT KOZAN ." diyip
dönüp arkasına kapıyı açıp çıkıp gidecekken, tekrar döndü Evin;
-"Ne söylediğimi çok merak etmiştiniz değil mi ? Bence ne dediğimi çok iyi duydunuz " diyip alaylı bi sırıtış ekledi suratına. Yaka kartını adamın ayaklarının dibine fırlatıp çıkıp gitti odadan.
Jehât sinirden deliye dönmüştü. Masanın üzerinde duran çay bardağını duvara fırlatıp paramparça etti ama yok öfkesini hafifletemedi.
Kapı açık kaldığı için az önce içeride Evinin yaptığı şeyi katta ki tüm çalışanlar duymuş. Şok içinde kadının adama nasıl kafa tuttuğunu izlemişlerdi.
"Evin TAŞÇI ! Bana onunla ilgili herşeyi bulun"