Verdiğim kararın sonuna kadar arkasındaydım. Alaz bey'in de bunu çok iyi anladığını gözlerinde görmüştüm. İzmir'e varana kadar asla ikimizde konuşmamıştık. Benim onları anladığım kadar, onların da beni anlaması gerekiyordu. Konu asla çalışmak yada para değildi. Ben aşkımı kaybediyordum. Ben inancımı kaybediyordum. Anlamıştım, o hiçbir şey yapmazken ben ona kapılıyordum. Ben onu Akif'in yerine koyup koyamadığımı anlayamıyordum. Büyük bir eve geldiğimizde o sadece '' odan burası'' demiş ve çekip gitmişti. Benim için ne düşünüyordu bilmiyordum ama ben kendimi düşünüyordum. Bilmediğim, asla yaşayamayacağım bir hayatın içinde olmak istemiyordum. Bu kadar koruma, bu kadar lüks, şirket, mekanlar.. Aslında her şey gözümün önündeydi, bu kadar saf olmaya gerek yoktu. Bu kadar paranın altın

