Konağın taş duvarlarında yankılanan feryatların yerini, zamanla o dondurucu, tekinsiz ve ağır bir ölüm sessizliği almıştı. Anadolu’nun kışı, iki mezarı birden karların altında gizlemiş; köy meydanından süzülen rüzgâr, Kudret Ağa’nın koca konağının burçlarında sanki Elif’in o yarım kalan gençliğinin, elinden kayıp giden evladının ağıtını fısıldamaya devam ediyordu. Günler haftaları, haftalar ise ayları kovalamış, o koca kar kütleleri yavaş yavaş eriyerek yerini baharın ilk, sönük güneşine bırakmaya başlamıştı. Ancak ne o karların erimesi ne de toprağın yeniden uyanması, konağın içindeki o kapkaranlık yası dağıtmaya yetmiyordu. Gelin odasının o koca ahşap kapısı, cenaze gününden beri neredeyse hiç açılmamıştı. İçeride, odanın tam ortasında duran ceviz oyması beşik, üzerindeki beyaz tüllerle

