Sonbaharın o teslimiyet kokan ağır havası, yerini İç Anadolu’nun bereketi de felaketi de bağrında taşıyan o amansız kışına bırakmıştı. Mustafa Usta’nın koca dünyayı sığdırdığı o küçücük berber dükkanından sökülüp Kudret Ağa’nın koca taş binasına fırlatılan Elif için zaman, artık günlerle değil, karnında büyüyen o canın her bir kımıldanışıyla ölçülüyordu. Törenin, acımasız kuralların ve bizzat kendi babasının sırtına dayadığı o çifte kırmalı tüfeğin gölgesinde başlayan bu esaret, Elif’in tırnaklarıyla kazıdığı sinsi bir saltanata dönüşmüştü. O artık o eski ürkek berber kızı değildi; o, Kudret Ağa’nın sakat oğlu Kenan’ın arkasındaki koca akıl, konağın mutfağından aşiretin en büyük ticari hamlelerine kadar her şeye hükmeden sarsılmaz hanımağaydı. Doğum, köyün üzerine koca bir kar fırtınasını

