6 Ağustos sabahı. Kaşığı sabırsızca çorbaya daldırıp her seferinde yaptığım gibi daha çok doldurmak istedim bu sefer de. Doyamıyordum. Gözüm doymuyordu. Ağzıma yayılan o müthiş tat her seferinde gözlerimi kapatmama sebep oluyordu. Mırıltılarım onu hemen rahatsız etti. "Sessizce ye şunu." "Tamam," deyip daha sakin yemeye çalıştım. Ara sıra başımı kaldırıp mavinin en güzel tonundaki gözlerine ve kömür karası saçlarına bakmayı da ihmal etmiyordum hani. Göz göze geldiğimiz bir an bile yoktu ki, yüzümde güller açmasın. Ama onun somurtkan yüzü ve daima çattığı ince siyah kaşları o gülümsememi hemencik solduruyordu. Uzun bir sessizliğin ardından kendimi tutamayıp sordum. "Anne, babam gelmeyecek mi? Neden onu beklemedik?" Salataya daldırdığı çatalıyla aldığı sebzeleri tabağına alırken bana d

