“Miran kendi için doğru olanı bilir. O ne dediyse o olsun.” dedim. Sözlerim odanın içinde yankılandı ama yankısı benden çok başkalarının üzerinde etkili oldu. Ahmet’ in yüzündeki gerginlik bir anda çözüldü. Omuzları düştü, çenesi gevşedi. Sanki biraz önce bir yükü sırtından almıştım. Benimse omuzlarıma yeni bir ağırlık binmişti, bunu o an fark etmedim bile. Doktor ise yerinde donup kaldı. Bana öyle bir baktı ki, sanki biraz önce insan hayatını bir cümleyle harcamışım gibi. “Hanımefendi…” dedi, sesini zorla sakin tutmaya çalışarak. “Bu söylediğiniz bir tercih değil. Bu, sonuçları çok ağır olabilecek bir karar.” Bir adım bana doğru attı. Artık doktor gibi değil, biriyle vicdan pazarlığı yapan bir adam gibiydi. “Bakın, açık açık anlatacağım.” dedi. “Burada hastane yok. Ameliyathane yok

