Sacların altı yakıldıktan sonra okul bahçesinin havası bambaşka bir şeye dönüştü. Boya kokusu, taze tahta cilası, toz… Hepsinin arasına yavaş yavaş kızgın sacın sesi karıştı. Hamurun sacla buluştuğu o ilk cısss sesi çıktı ya, işte o an çocuklar gerçekten inandı. Bu bir hayal değildi. Rojda hala masanın ucundaydı. Ayakkabısını giymişti ama ayaklarını yere tam basmıyordu. Sanki biri “geri ver” diyecekmiş gibi tedirgindi. Dizleri içe dönüktü. Omuzları düşüktü. Boynu bükük çocuklar böyle durur; kalabalığın içinde bile yer kaplamamaya çalışırlar. Kadınlar sacların başına geçti. Kimi hamur açtı, kimi iç koydu. Eller seri ama yüzler yumuşaktı. Çocuklar sıraya girdi. Miran onları tek tek dizdi, omuzlarından tuttu, arada eğilip bir şeyler fısıldadı. Bazı çocuklar onu tanıyordu. “Miran Ağa” dedile

