Sabah uyandığımda Miran telefonla konuşuyordu. Sesi alçaktı ama tonundan öfkeyi saklamıyordu. Uykuyla uyanıklık arasında kalmışken ilk fark ettiğim şey buydu, öfke. Bu evde güne hep onun öfkesiyle başlanıyordu sanki. Banyodan sonra onun odasında uyumuştum. Bunu kendime açıklamam gerekiyordu. Belki de o kadar yakınlıktan sonra ayrı odalara gitmek tuhaf gelmişti. İnsan bedeninin hala başka bir bedeni hatırladığı bir anda, kapıyı kapatıp yabancılaşmak… Kendimi kötü hissetmek istemedim. Eşinle birlikte olmak farklıydı. İşi bitip birbirini tanımıyormuş gibi yapmak bambaşka. “Kızı sakla. Ben geliyorum.” dedi. Sesindeki sertlik odaya çarpıp geri döndü. Bu ses, geceki adamın sesi değildi. Bu, dışarıdaki Miran ’dı. Ağa adayı olan, buyuran, saklanması gereken kızlardan bahseden Miran. Kaçırdığ

