On sekiz yaşıma bastığım gün Boran dokuz aylıktı. Takvimler “reşit oldun” dediğinde içimden gülmek gelmişti. Hangi reşitlikti bu? Daha kendim çocuk sayılırken, kucağımda bir çocukla büyümek zorunda kalmıştım. Bu dokuz ay kolay geçmedi. Ne bedenen, ne ruhen… Evin düzeni, üvey kaynananın bakışları, sessiz ama ağır sorumluluklar üstüme yığıldı. Geceleri Boran ’ın nefesini dinlerken bazen “Ya susarsa?” korkusuyla uyumadım. Bazen de ağladığında yerimden kalkarken içimde bir kırgınlık oldu; ona değil, bu hayata. Adını Boran koydular. Mehmet Ağa koydu. Bana sorulmadı. Zaten bana hiçbir zaman sorulmazdı. Sözde anneyim ben. “Boran güçlü isimdir.” dedi Mehmet Ağa. “Bu çocuk sert olacak. Erkek adam olacak. İleride ağa olacak. ” O an içimden sadece şunu geçirdim: Keşke güçlü olmak zorund

