Miran mezarın başındaki otları diz çöker gibi eğilip tek tek yoldu. Aceleyle değil… Sinirle de değil. Sanki bu işi yıllardır yapıyormuş gibi, alışkın bir dikkatle. Sonra arabadan getirdiği bidonu açtı, suyu yavaş yavaş mezarın üzerine döktü. Toprak suyu hemen çekti, karardı. Tahtaya sıçrayan birkaç damla, kazınmış harflerin arasından akıp gitti. Ben öylece kaldım. Ne dizlerim tutuyordu ne de aklım. Bir adım atamadım. İçimdeki sesler birbirine girmişti. Ne zaman başımı kaldırsam, üzerime yığılan suçların ağırlığını hissediyordum. Herkesin günahı bir şekilde benim omuzlarıma bırakılıyordu. Bazen gerçekten… sanki tek başıma bir katliam yapmışım gibi hissediyordum. Oysa ben sadece hayatta kalmaya çalışmıştım. Miran doğruldu. Mezara bir kez daha baktı. Dua etti. Sonra hiçbir şey söylemeden

