Miran odaya girdiğinde omuzlarım istemsizce kasıldı. Kapının tok sesiyle irkildim. İç çamaşırımın içinde kalmıştım; sanki üzerimdeki tek şey kumaş değil, savunmasızlığımın kendisiydi. Kollarımı göğsüme doladım, kendimi saklamaya çalıştım. Ne kadar nafile olduğunu ben de biliyordum ama bedenim başka türlü davranamıyordu. Bakışlarını üzerimden çekmedi. Gözlerinde merhamet yoktu; merak da değil. Daha çok bir kararın soğuk kesinliği vardı. “Birazdan daha fazlasını göreceğim.” dedi sakin ama kırıcı bir sesle. “Utanman saçma.” Utanmak değildi bu sadece. Korku da değildi tek başına. İnsanın kendine ait olan son sınırın da elinden alınacağını bilmesi gibi bir histi. Komodine doğru yürüdü. Çekmeceyi açarken çıkan ses, odada gereğinden fazla yankılandı. Elinde küçük bir şeyle bana döndü, uzattı.

