1. BÖLÜM

1666 Words
Güneşin dağınık ışınları perdeler arasından odaya sızdığında, Betül hala o siyah koltukta çocuklarını düşünüyordu. Rezil adam, gerçekten almıştı çocuklarını ondan. Son iki gündür çocuklarını göstermemişti ona. Dün dayanamayıp Hamza'nın evine gitmiş ve çocuklarının orada olmadıklarını öğrendiğinde kendisini tutamayıp Hamza'ya ağzına geleni saydırmıştı. Lanet olasıca manyak adam, iki oğlunu da haberi bile olmadan almıştı elinden. Öfke doluydu tüm bedeni. Nefret ile kaplıydı tüm kalbi. "Pislik!" diye tısladı ağzının içinden. Her zaman kendi bildiğini okuyup Betül'ü delirtirdi. İki sene önce adamdan ayrılmasına rağmen peşini hiç bir zaman bırakmamıştı. Her daim çocuklarını bahane edip karşısına çıkıyordu. Ancak ikisi de çok iyi biliyordu ki derdi çocukları değildi, onları istediği her an görüyordu. Derdi Betül'ün ta kendisiydi. Kendi düşen ağlamaz dedi Betül içinden. Yıllar önce o büyük hatayı yapmasaydı belki de hala mutlu mesut yaşıyor olurlardı. Derin bir of çekti genç kadın, göz altları uykusuzluktan mor halkalara dönüşmüştü. Gözlerinin içindeki kırmızı hareler ise ben buradayım diye çığıran bir yorgunluktan ibaretti. Masasının üstündeki kupaya uzanıp eline aldı. Dumanı tüten kahveyi dudaklarına götürüp bir yudum içti. Oturduğu koltuk boydan boya tüm caddeyi görüyordu. Bir kaç saat önce sessizliğiyle kendisini büyüleyen cadde şimdi yavaş yavaş insan kalabalığına dönüşmüş, telaşlı bir koşuşturmanın sinyallerini veriyordu.  Aklından bir saniye bile çıkmayan minik yavruları yeniden doluştu zihnine. Minik  oğullarının her sabah yanına gelip yanağına bir öpücük kondurmasıyla uyanırdı genç kadın. İki günde çok özlemişti yavrularını. Hamza son kararını vermişti, her türlü alacaktı çocuklarını ondan. Yüzünü buruşturdu sıkıntıyla. Hamza ile tanıştığı güne binlerce kez lanet etti. Onun nasıl bir adam olduğunu gördüğünde iş işten geçmiş, iki çocuk sahibi olmuştu bile. Betül bu düşüncelere tam olarak dalmadan kapı zili çaldı. Kafasını çevirip duvarda asılı olan İstanbul motifli saate baktı ilk önce. Saat 07.00'a geliyordu. Meraklı adımlarla kapıya ilerledi. Hamza çocuklarını geri getirmiş olabilirdi. Belki çocuklar kendisi için mızmızlanıp ağlamışlardı, belki de adam insafa gelmişti.Kalbi küt küt atmaya devam ederken adımlarını hızlandırıp kapıya ulaştı. Delikten bakamadı heyecandan. Anahtara uzanıp çevirdi. Her akşam mutlaka kapısını kitlerdi. Her ne kadar büyük bir sitede yaşasa da dul bir kadındı ve bu bile oldukça da dikkat çekiciydi etraftaki insanlar için. Bir kere daha çevirdi fakat paniklediği için eli ayağına dolaşmıştı. Kapı demirini de açıp hızla kapıyı araladı ve geriye çekildi. Çocuklarının boynuna atılmasını beklerken karşısında gördüğü kadın ile yüzü düştü. Bir kere daha hayal kırıklığı yaşadı. Dudaklarını büzdü ağlamamak için. Karşındaki kadın söylene söylene içeriye girerken Betül kapıyı kapattı. İşte bu histen nefret ediyordu, acı bile hayal kırıklığının yanında muazzam bir duygu gibiydi.   "Neredesin kızım sen iki gündür! Ne telefonlara bakıyorsun, ne de bir haber veriyorsun," dedi içeriye geçen genç kadın. Sitemle kaşlarını çatıp Betül'ün ona sarılmasını bekledi. Özge, Betül'ün can dostu idi. Gerçek bir kızıldı, masmavi gözleri ve ben buradayım diyen bir boyu vardı. Betül'e hem  dost hem de aile olmuştu. Özge olmadan boşanma sürecini daha sancılı geçireceğini biliyordu ve bunun için Allah’a şükür ediyordu.Betül içeriye yürüdü. Sarılmadı can dostuna. İçinden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. Özge ise ona sarılmayan arkadaşına içerlense bile sormaktan çekinmedi. Bir garipti bu gün bu kadın. "Ne oldu sana böyle?" diye çıkıştı. Tedirgin olmuştu. İki gündür Betül'e ulaşamayınca soluğu onun evinde almıştı. Üzerindeki montunu çıkartıp kenara bıraktı. Bir şey olmuştu kesin, Betül hiç bir zaman böyle yapmazdı. Cevap bile vermemişti sorduğu sorulara. Onu geç, bir hoş geldin bile dememişti. Merak ile Betül'e dikti gözlerini Özge. Genç kadın bitik bir halde koltuğa kuruldu. Özge tekli koltukta oturan arkadaşının hemen karşındaki büyük koltuğa çöktü. Betül'ün gözlerini gördü, boş boş bakan yeşil gözleri donuktu. ‘Aynı acı,’ diye fısıldadı içindeki ses. Aklına doluşan düşüncelerle gözleri kocaman oldu Özge'nin. "O adam," dedi zor çıkan sesi ile. "Sana bir şey mi yaptı yoksa?" diye bağırdı yüksek sesle. Dişi bir kaplan edası ile ellerini koltuğa dayamış bedenini ileriye savurmuştu. Betül hemen kafasını çevirip Özge'ye baktı fakat Özge'nin yüzündeki ifadeyi gördüğün de  acıyla yüzünü buruşturup ağlamaya başladı. Güçlü bir kadındı, olur olmadık şeylere ağlamayı sevmese de artık dayanacak gücü kalmamıştı. O adam çocuklarını almak yetmiyormuş gibi tüm hayatını elinden çalmıştı. Özge ne yapacağını şaşırmış bir şekilde oturduğu koltuğa çakıldı kaldı. Ağzı beş karış açık karşında ağlayan arkadaşını izledi. Bekledi. Arkadaşı karşında için için ağlarken onun sakinleşmesini bekledi. Hiç bir şekilde teselli etmedi kadını. Teselli edemezdi. Böyle bir şey için onu teselli edemezdi. İçinden binlerce kez Hamza'ya lanet etti. Yine canını yakmıştı kadının. "Çocuklarım," diye fısıldadı Betül ağlarken. Ağzından çıkan kelimeler Özge'yi hayata bağlamıştı sanki. Kendine geldi aynı anda. Hızla ayağa kalkıp Betül'ün dibinde bitti. "Çocuklara bir şey mi oldu?" diye telaşla sordu. Sonra etrafına bakıp çocukları aradı gözleri. İnanamadı. "O adam çocukları mı aldı yoksa?" diye tısladı. Betül daha çok ağlamaya başladı. Sinirleri boşalmış gibi hissediyordu. Özge yüzünü hüzün ile buruşturup Betül'ün yanına eğildi. Arkadaşına sıkı sıkı sarılıp acısını almak istercesine başını okşadı. Betül sakinleşene kadar ağladı. Bir süre sonra kendine geldiğinde yorgun düşmüştü. "Ne olacak?" diye yakındı Özge. Hamza'yı en iyi tanıyanlardan birisiydi. Hak hukuk bilmezdi Hamza. Her şeyi kendi gücü ile hallederdi. Betül hızla ayağa kalktı. "Benim gitmem gerek," dedi saatine bakarken. Hafif sendeledi. Dünden beri doğru düzgün bir şey yememişti. Odasına ilerlerken Özge'de ayaklandı. "Nereye?" diye çıkıştı ama ne yazık ki cevap alamadı. *** Betül kurulduğu koltukta saatlerdir bekliyordu. Ne gelen vardı ne de giden. Köşede oturan kadına baktı göz ucuyla. "Hamza Bey şu anda toplantıda," diyeli tam iki saat olmuştu. Ve iki saattir şu lanet olası koltuğa çakılıp kalmıştı. Bir kere daha ayaklandı. Hızlı adımlarla sekreterin yanına varıp tekrar sordu. "Toplantı tahminen ne zaman biter?" Sekreter kadın başını yaptığı işten kaldırıp bunalmışlık ile gözlüklerini aşağıya çekti. "Bilmiyorum Betül Hanım," dedi aynı ikaz eden ses ile. "Hamza Bey'in işi bitince sizi içeriye alacaktır. Beklemenizi istedi. Sıkıldıysanız gidebilirsiniz," diyen kadın gözlüklerini itip yaptığı işe geri döndü. Ukala. Betül sinirle derin bir nefes aldı. Saat henüz sabahın 10'uydu ve yukarıdaki deli adam toplantı mı yapıyordu sahi? Kimi kandırıyordu bu kadın, bal gibi de Betül'ü çıltırtmak için beklettiğini biliyordu. Betül arkasını dönüp oturduğu koltuğa tekrar ilerledi. En sonunda dayanamayıp kaşla göz arasında sekreterin masasından üst kata çıkabileceği kartı almıştı. Eğilip minik dergilerle kaplı masadan çantasını aldığı gibi asansöre ilerledi. Sekreter dönüp bakmamıştı bile. Pis kadın. Asansöre binip yirmi beşinci katın düğmesine bastı. Kartı asansöre gösterip bekledi. Onay verilince hızla yükselmeye başladı. İster istemez heyecanlandı Betül, çünkü yaptığı iş onu tedirgin ediyordu. Betül kendini birden James Bond filminde gibi hissetti. Yaptığı şey belki tehlikeli olabilirdi. Ama yılmadan yoluna devam edeceğinden emindi. Asansör durup kapılar açıldığında büyük bir lobi karşıladı onu. Adımlarını hızlandırıp kimse fark etmeden mavi kapıya ilerledi. Geçen sefer sekreter ile yürüdüğü yolları şimdi tek başına arşınlıyordu. Kalbi gümbür gümbür atarken derisinden fırlayacakmış gibi hissetti. O kapıya geldiğinde ise bayılacakmış gibiydi. Tıklatmadı kapıyı. Hışımla açıp geriye doğru savurdu. Ve eski kocası tekrar karşısındaydı. Hamza kapının o şekilde açılması ile kafasını sinirle kaldırdı. Tabi ki gelenin kim olduğunu biliyordu. Betül kendisine doğru gelirken elindeki kalemi sıkıntıyla masaya bıraktı ve önündeki laptopu kapattı. Saatlerdir kadını izliyordu. Bütün binanın kameraları kendi özel bilgisayarından takip ettiriliyordu. Sonunda dayanamamıştı ve yine Hamza'ya meydan okumuştu, tabi bunda Hamza'nın payı oldukça büyüktü. Betül ise adamın kalkıp o şekilde tepki göstermesine bir cevap vermedi. Hızla çantasına uzanıp buruşuk bir kağıt çıkardı ve Hamza'ya fırlattı. "Çocuklarımı görmek istiyorum," dedi aynı anda. Hamza masasının üzerine gelişi güzel düşen kağıda bakmadı bile. Usulca sandalyeyi geriye itti ve ayağa kalkıp kısılmış bakışlarıyla karşısındaki eski karsına baktı. "Görmeyeceksin," dedi meydan okuyan bir eda ile. Betül dinlemedi onu. "İmzaladım," dedi yerdeki kağıdı gösterirken. "Hemen şimdi çocuklarımın yanına götüreceksin beni!" diye inatlaştı adamla. Hamza kısık gözlerini daha fazla kısıp karşındaki deliye dönen hatunu süzdü. Bir süre durakladı. Bir kaç dakika düşündü Hamza. Sonra yüzüne sinsi bir gülüş yerleştirdi. Derin bir oh çekti. Geriye dönüp masanın üzerindeki kağıdı aldı ve Betül'ün ona bakan gözleri eşliğinde tekrar yerine oturdu. Uzun uzun baktı kağıda. Sonra kafasını kaldırıp karşısındaki kadını süzdü. "Hadi," dedi Betül ayağını yere vururken. Hamza gülümsedi. Tam ağzını açacaktı ki odanın içindeki gizli kapı açıldı. Hamza ve Betül'ün kafaları aynı anda oraya döndü. İçeriden çıkan sarı saçlı, kırmızı dudaklı ve eksik etek bir kadın Hamza'nın oturduğu yere yürüyüp adamın önünde durdu. Betül kaskatı kesildi. "Dosyaları düzenledim Hamza Bey," dedi seksi bir ses ile Hamza'ya doğru. Derin dekoltesini Hamza'nın gözüne gözüne sokmuştu. Betül kafasını çevirdi. Karnında uçuşan kelebekler yavaş yavaş hayata gözlerini yumdular. Elindeki çantayı sıkı sıkı tutup destek aldı. "Dosya haa," dedi içinden. Pislik, uçkur düşkünü, bok adam. Betül biliyordu o dosyaları da neyse... Hamza ise önündeki kadına değil bakmak, gözünün ucunu bile değdirmedi. Hemen önünde duran Betül'ü izlemeye almıştı. Tepkilerini kontrol edip ona göre hareket edecekti. Betül'ün ona bakmadığını gördüğünde ise tüm sinir bedenine doluştu. Ardından gözlerini dibine gelmiş olan kadına çevirdi ve kadının tutku dolu gözlerini görünce içinden geçen tiksintiyi es geçmeye çalıştı. "Tamam Cansel, çıkabilirsin," dedi ve kendisine öldürücü bakışlar Betül'e döndü tekrar. O kadar öfkeli bakıyordu ki Hamza neredeyse gülümseyecekti. Bu kadının bu halleri çok hoşuna gidiyordu. Önündeki kadın ayağını yere vura vura kapıya ilerledi ve dışarıya çıktı. Betül sinirle kafasını çevirip karşısında oturan adama baktı. Söyleyecek çok şey vardı aslında. Fakat şimdilik sedece çocuklarını görmek istiyordu. "Çocuklarım!" diye tısladı ağzının içinden. Hamza ise bir kere daha duymadı kadını. Gösterişli kol saatine bakıp ayaklandı. "Şimdi çıkmam gerekiyor," dedi. "Sonra konuşalım." Arkasını dönüp siyah ceketini aldı. Tam koluna geçirmiş ki Betül'ün sinirli ve fazlaca gürültülü çığlığını işitti. Betül'ün sabrı taşmış ve genzine kadar gelmişti. Lanet adam onunla resmen oyun oynuyordu. Hareketlerini kontrol altına alamadan elindeki deri çantayı arkası dönük adamın ayaklarının dibine fırlattı. Hareket ani ve sertti, tıpkı kendi asi ve çekici kişiliği gibi. Hamza kadının tam gözlerinin içerisine bakarak çantayı ayağının ucuyla kenara fırlattı ve Betül'e bir adım yaklaştı. Elindeki ceketi giymeden masanı önünde duran koltuğun üzerine gelişi güzel bıraktı. Hamza bir adım daha atınca Betül geriye doğru kaçtı, ancak arkasında duran dosya dolu sehpaya çarpan bacağı yüzünden dengesini kaybetti ve geriye doğru düşeceği sırada can havliyle karşısında ki adamın geniş omuzlarına tutundu. Hamza ise bu durumu fırsat bilerek kadını bedenine yapıştırdı ve özlem duyduğu kokusunu derince içine çekti. Betül kendini toparlayınca adamdan uzaklaşmak için geriye çekilmeye çalıştı fakat Hamza dayanamayarak kadının dudaklarına yapıştı. Betül'ün ağzından kaçan minik çığlık Hamza'nın ağzında boğuk bir sese dönüştü aynı anda. Sert dudaklar kendi yumuşak dudaklarına temas ettiğinde ise canı daha fazla yanmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD