2. BÖLÜM

1355 Words
Betül'ün ağzından kaçan çığlık Hamza'nın ağzında boğuk bir sese dönüştü. Sert dudaklar kendi yumuşak dudaklarına temas ettiğinde canı hiç olmadığı kadar yanmıştı. Sırtı sertçe kapıya yaslandığında kemiklerinin kırılmasından korktu bir an. Ne olduğunu anlayamamıştı. Üzerindeki adam her zaman olduğu gibi en nefret ettiği şeyi yapıyordu kendisine. Taciz ediyordu. Zorluyordu. Kendince ceza veriyordu. Başarıyordu da... Onu vahşi bir arzu ile öpen adamın sert elleri canını yakıyordu. İtiraz etmek istedi Betül. Yapamadı. Boğuk seslerden başka bir şey çıkmıyordu ağzından. Hamza eline doladığı saçları sertçe geriye çekip daha çok sahip oldu o dudaklara. Dilini kadının derinliklerine itip ne var ne yoksa aldı ondan. Betül çırpındı. Bir kere daha tiksindi adamdan. Hamza'nın her defasında kendisine bir fahişeymiş gibi davranmasından nefret etti. Adama vurup kendinden uzaklaştırmak istedi. Fakat Hamza'nın ona daha fazla yaslanması ile tüm çıkış yolları kapandı. Sertçe ısırdı kadının üst dudağını Hamza. Betül genizden gelen bir çığlık savurdu. Canı yandı. Savunmasız kalan elleri ile adamın kollarına bir kaç yumruk savurdu. Kurtulmak istiyordu. Son gücü ile kafasını çevirip adamın dudaklarından ayrıldı. "Hayvan herif! Bırak beni. Bıktım artık bundan! Bırak! Allah belanı versin! " diye çığırdı. Sesi boş odada bir hayli yankılanıyordu. Ellerini, kendisine yaslanan adamın göğsüne koyup tüm gücü ile itmek istedi. Başaramadı. Güçsüz olmasına bir kere daha lanet etti. Hamza'nın güçlü kollarına hiç bir zaman engel olamayacaktı. "Hayvan," diye bağırdı tüm çıkan sesi ile. "Nefret ediyorum senden!" Hamza bir süre sakinleşmeye çalıştı. Bu kadın onu deli ediyordu. Betül'ün ona vuran kollarını tutup başının üzerinde birleştirdi ve tek eli ile onları oraya sabitledi. "Rahat duracaksın!" diye emir verdi kadına. Diğer eli Betül'ün çenesini sıkıp yüzüne yaklaştırdı. Hormonsal şeylerden ötürü yüzü tatmin olamamış bir ifade ile gerilmişti. " Sakın bir daha..." Sözlerini bölen Betül'ün rahat durmayan bedeniydi. Yüzünü buruşturdu Hamza. Betül her hareket ettiğinde biraz daha şahlanıyordu bedeni. "Bırak beni! Bırak! Bu yaptıklarını bir bir ödeteceğim sana. Sürüneceksin! Beni taciz ettiğin için seni mahkemeye vereceğim!" Betül'ün yüzü sinirle gerildi. Konuşurken ağzında çıkan tükürükler Hamza'nın yüzüne saçılıyordu. Bedenini alan öfke harbi şiddetli bir şekilde yükseliyordu. Ayağını kaldırıp Hamza'ya tekme atmak istedi. Fakat Hamza Betül'den gelen diğer saldırıya hemen müdahale etti. Kadının iki bacağını bacakları arasına sıkıştırıp nefesini sinirle Betül'ün yüzüne verdi. "Kes sesini artık kadın," diye tısladı Hamza dişlerinin arasından. Bu kadına ve hareketlerine bazen gerçekten deli oluyordu. Hele bir de kaplanın karşısında böyle cüretkar olması Hamza'yı daha fazla çılgına çeviriyordu. Betül tiksinircesine yüzünü buruşturdu. " Pislik herif!" Diye tısladı sesinin çıktığı kadar. Öldürücü bir eda ile bakıyordu adama. Kollarını kurtarmak için tekrar çırpındı. "Bıraksana orospu çocuğu!" Sinirlerine hakim olmadan ağzından çıkan kelimeler adamın yüzüne çarptı. Hamza'nın yanak kasları bir anlık seğirdi. Gülmemek için zor tuttu kendisini. Kafasını kadının alnına yaslayıp kadının yüzüne tekrar nefesini bıraktı. "Beni deli ediyorsun be kadın," derken bir kere daha bastırdı kendisini kadına. Betül irkildi. Derin bir nefes çekti ciğerlerine Hamza. Betül'ün kokusu içeriye dolduğunda sinirle tekrar nefes verdi. Usulca yanağındaki elini çekti. Sonra duvara dayadığı kollarını sertçe sıkıp bıraktı. "Anneme de küfür etmeyeceksin," dedi yarım ağız gülümseyerek. Betül'ün canı yanıyordu. Hamza'nın bıraktığı elleri sızlıyordu. Bir süre oynatamadı ellerini. Vücudundaki kan dolaşımını durmuştu neredeyse. Betül'ü bırakarak geriye çekildi usulca. Genç kadın acıyan yüzünü tutup içinden Hamza'ya büyük küfürler etti. Kendisine bakan adamı görmeye tahammül edemedi bir an. Hamza'nın hiç beklemediği bir anda öne atılıp adama sertçe tokat attı. Hareket aniydi. Hamza kendisine yükselen eli fark edemeden yüzüne inmişti. "Bir daha beni bu şekilde zorlarsan seni... seni ! " devamını getiremedi Betül. Bu adamın canını hiç bir şey ile yakamazdı. Betül'ün tiz sesi Hamza'nın kulaklarına dolduğunda daha fazla sinirlendi Hamza. Hamza'nın yanağına yediği tokat ona sinek ısırması gibi geldi. Bu kadının bu cesareti nereden bulduğunu merak etti bir an. Oysaki daha yeni uyarı çekmişti bu lanet olası kadına. Öfke ile burnunu çekip ateş gibi gözlerle baktı Betül'e. Bu kadın bu tokadın bedelini fena şekilde ödeyecekti. Betül irkildi ve bir adım geriye kaçtı. Adamdan gelecek herhangi bir harekete hazırlıklı davrandı. Herhangi bir tepki vermedi Hamza. Arkasını döndü ve masasına doğru ilerledi. Yere attığı ceketini eline alıp masanın üzerinde duran kağıdı cebine koydu. Aynı şekilde geriye dönüp kapıya ilerledi. Betül adamın hareketlerini takip etti bir süre. Bu sessizlik onu daha fazla tedirgin ediyordu. Gidiyor muydu? Sahiden yediği tokattan sonra gidiyor muydu yani bu adam. Hamza Betül'ün önünde durdu kısa bir an. Ona son bir bakış atıp burnunu psikopat bir şekilde çekti. Kadını kapının önünde itti. Betül hızla geriye kaçtı tekrar. Ani bir hareket yapabilirdi ona Hamza. Fakat beklediği şey olmadı. "Çocukları on beş gün sonra göreceksin," dedi kapıdan çıkan adam. "Ne?" Betül öylece kalakaldı.  Kendine gelip cevap veremedi. Verse bile ona karşılık verecek bir insan yoktu artık odada. Çıkıp giden adam ne demişti. Çocuklarını on beş gün sonra göreceksin mi demişti sahi. Nasıl yani. Betül kahroldu. Oda çıktı adamın peşinden. Ona yetişmek için koştu. Çekip giden adam Hamza olamazdı. Eski Hamza olsaydı attığı tokadı ona misli misli ödetirdi. Eski Hamza olsaydı çocuklarını isteyen bir anneye merhametsizlik etmezdi. On beş gün ne demekti ya! Ne alıyordu ondan? Hamza asansöre binmişti bile. Tam kapılar kapanacaktı ki Betül bir ihtiyaç içeriye daldı. "Ciddi olamazsın!" diye çemkirdi boş asansörde adama karşı. Hamza cevap vermedi. Başını ben buraların kralıyım edasında kaldırmış, gözlerini köşede yavaş yavaş ilerleyen sayılara dikmişti. "On beş gün derken?" diye sorguladı adamı nefes nefese. Hamza yine cevap vermedi. Betül sinirle ayağını yere vurdu. "Ne istiyorsun! Ne! Ne!" Asansör bir bir katları inmeye başladığında Betül adamın ilk defa bu kadar ciddi olduğunu gördü. "Ne olur çocuklarımı bana geri ver. Onlar daha küçücükler," diye tekrardan yakardı genç kadın. Hamza Betül'ü duymadı bile. Betül asansöre tutundu. Başı dönmeye başladı birden. Diğer elini başına getirip ovuşturdu. Asansör aşağıya indikçe başı daha fazla dönüyordu. Kafasını kaldırıp tekrar Hamza'ya baktı. Aynı şekilde dimdikti adam. Taviz vermeyecekti. Neden yalvarıyordu sanki bu adama. Asla göstermeyecekti çocuklarını ona. Midesine giren sancı ile iki büklüm oldu birden. Yüzü acı ile buruşturup daha sıkı tutundu asansör demirine. Hemen aşağıya inmeliydi. Daha fazla duramazdı burada. Acı bedenini yavaş yavaş ele geçirirken hışımla düğmelere uzanıp numaralara bastı. Kendisini çok çok kötü hissediyordu. Asansör durmadı. Hamza önündeki garip hareketler yapan kadına bakıp kaşlarını çattı. Betül daha fazla dayanamadı. Gözleri kararırken geriye doğru savruldu. Beyni büyük bir boşluğa düşerken yere düşüşe geçti. Kulaklarında sadece kalbinin sesini işitti ve korku ile göz kapaklarını kapattı. Sertçe yere indiğinde ise onu tutan kollar yoktu. Hamza önüne düşen kadına baktı. Oyun dedi içindeki ses. Tepki vermedi. Kadın öylece yatıyordu karşısında. Sadece kısa bir an sonra endişe kapladı bedenini. Asansör onuncu kata geldiğinde hala yerde yatan Betül'e bakıyordu. Sonra korku ile kadının yanına eğildi. Bayılan kadın ile ne yapacağını şaşırmış bir halde öylece kalakaldı. Yere uzanıp yalan olup olmadığını kontrol etti bir kere daha. Hayır oyun oynamıyordu. Kafasını kaldırıp elleri arasına aldı. Nabzını kontrol etti ve hızla kucağına aldı kadını. Asansör durduğunda Hamza kollarında Betül ile asansörden çıktı. Lobide duran çalışanlar patronlarına gördüklerinde hazır ola geçmişlerdi. Kapı da bekleyen korumalar ise telaşla Hamza'ya yönelmişlerdi. Hamza kucağında Betül ile büyük bir telaşla kapıdan dışarıya çıktı. Güvenlik arabayı getirip Hamza'ya kapıyı açtı. Hamza aynı hızla Betül'ü arka koltuğa yerleştirip kapıyı kapattı. Birkaç adama onları takip etmelerini söyleyip arabaya bindi. On beş, yirmi dakika sonra hastaneye giriş yaptı Hamza. Doktorlar hemen ilk müdahaleyi yapıp müşahede odasına aldılar Betül'ü. Bir kaç test yapılırken bile ayrılmadı oradan Hamza. Şu anda serum veriliyordu. Ama hala uyuyordu. Hamza oturduğu eski hastane taburesinde kadının üzerine çok fazla gittiğini düşünüp durdu. Tek istediği kadını dize getirmekti. Ama o kadar asi o kadar uslanmaz bir kadındı ki sinirini tepesine çıkartıyordu. Tüm İstanbul'a meydan okuyan Hamza Dervişoğlu, küçücük bir kadın ile uğraşıyordu. Önündeki çay bardağına uzanıp bir yudum içti. İki adım ötedeki adamına döndü. Eli ile adamı çağırdı. Adam önüne gelip durduğunda Hamza kollarını bağladı. "Evi ara çocuklar iyimi kontrol et," dedi katı bir ses ile. Adam kafasını sallayıp arkasını döndü. Adam giderken Betül'ün yattığı odadan çıkan doktor kendisine ilerledi. Hamza ayaklanıp merakla doktoru bekledi. Saçları kırlaşmış doktor elindeki minik not defterine bir şeyler karalayıp Hamza'ya döndü. "Hamza Bey, öncelikle hastanın tansiyonun çok yükseklerde olduğunu söyleyebiliri," diye bir şeyler geveledi ağzının içinden. Hamza kafasını öne eğdi. Anlaşılan Betül'e yaptığı şey onun sağlığına zarar veriyordu. Kadının sebebi olacaktı neredeyse. Doktor boğazını temizleyip devam etti. "Ama neyse ki bebeğinizin sağlığı iyi durumda," dedi, ancak doktorun ne dediğini anlamayan Hamza hışımla kafasını kaldırdı. Bebek mi?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD