IX BÖLÜM

1926 Words
Okul bahçesi kalabalıktı. Çıkış saati yaklaşmıştı. Veliler kapının önünde bekliyordu. Bazıları telefonla konuşuyor, bazıları çocukların adını bağırıyordu. Adam arabayı biraz uzağa park etti. Bu sefer saklanmadı. “Ben babasıyım,” dedi kendi kendine. “Kimse bana bir şey diyemez.” Kapıya doğru yürüdü. Güvenlik onu ilk fark eden oldu. “Beyefendi,” dedi, “veliler kapının dışında bekliyor.” Adam durmadı. “Ben veli değilim mi?” dedi. “İsminizi alabilir miyim?” dedi güvenlik. “Ne gerek var?” Sesi yükseldi. “Çocuğumu almaya geldim.” “Listede değilsiniz,” dedi güvenlik. “Lütfen kapının dışına—” “Ne listesi?” diye bağırdı adam. “Saçmalamayın.” İki veli dönüp baktı. Fısıldaşmalar başladı. “Bir sorun mu var?” dedi içlerinden biri. “Yok,” dedi adam. “Okul çocuğumu kaçırıyor.” Bu kelime… kaçırıyor. Güvenlik telsize uzandı. “İdareyi çağırıyorum,” dedi. Adam kolunu itti. “Dokunma bana!” O an bir öğretmen yaklaştı. Sınıf öğretmeni. “Beyefendi,” dedi sakin bir sesle, “lütfen sakin olun.” “Siz kimsiniz?” dedi adam. “Ben onun babasıyım.” “Biliyoruz,” dedi öğretmen. “Ama bugün çocuğu alma yetkiniz yok.” “Kim dedi?” Adam öğretmenin üstüne yürüdü. “Annesi mi?” “Evet,” dedi öğretmen net bir şekilde. “Ve okul yönetimi.” Adam güldü. Ama bu gülüş titriyordu. “Bakın,” dedi, “ben buradan gitmem.” “Gitmek zorundasınız,” dedi güvenlik. “Yoksa—” “Yoksa ne?” diye bağırdı adam. “Beni mi atacaksın?” Adam bir adım daha attı. Güvenlik araya girdi. İtiş kakış oldu. Kısa. Ama herkes gördü. “Yeter!” diye bağırdı öğretmen. “Çocuklar var!” Adam etrafına baktı. Bahçede çocuklar durmuştu. Bakan gözler. Korkan yüzler. Bir çocuk ağlamaya başladı. Adam bir an durdu. Ama geri adım atmadı. “Bu okuldan şikâyetçiyim,” dedi. “Hepinizden.” “Tamam,” dedi müdür yardımcısı. “Biz de.” Bu cümle çok sakindi. Tehlikeliydi. O sırada anne okulun arka kapısındaydı. Telefonu çaldı. “Okula gelmeyin,” dedi ses. “Çıkışı biz ayarlıyoruz.” “Ne oldu?” dedi anne. “Küçük bir olay,” dedi adam. “Ama kontrol altında.” Anne anladı. Kalbi sıkıştı. “Çocuğum?” dedi. “İyi,” dedi adam. “Yanımızda.” Bahçede adam hâlâ konuşuyordu. “Ben sadece çocuğumu istiyorum.” “Bu şekilde alamazsınız,” dedi müdür. “Lütfen okuldan çıkın.” “Çıkmıyorum.” Güvenlik bir kez daha yaklaştı. “Beyefendi,” dedi, “son kez uyarıyorum.” Adam elini savurdu. Bu sefer daha sert. Güvenlik geri çekildi. “Tamam,” dedi müdür. “Yetiyor.” Telefon çıkarıldı. Numara çevrildi. Adam bunu gördü. Gözleri büyüdü. “Polisi mi arıyorsunuz?” dedi. “Abartıyorsunuz!” “Evet,” dedi müdür. Çocuk sınıfta oturuyordu. Kapı kapalıydı. Bez Bebek sırasının altındaydı. “Babam bağırıyor,” dedi fısıltıyla. Öğretmen çömeldi. “Buradasın,” dedi. “Güvendesin.” Çocuk Bez Bebeği tuttu. “Lamia,” dedi sessizce. Bahçede adam geri geri gitti. Sesler yaklaşıyordu. “Ben suçlu değilim,” dedi. “Onlar—” Kimse dinlemedi. Ve o an adam şunu anladı: Bu sefer kimseyi korkutamamıştı. Herkes görmüştü. Ve görülen bir öfke artık inkâr edilemezdi. Okul bahçesi yavaş yavaş boşaldı. Veliler çocuklarını alıp gitti. Ama kapının önündeki gerginlik dağılmadı. Adam bahçenin kenarında duruyordu. İki güvenlik görevlisi birkaç adım uzağındaydı. “Bunu büyütüyorsunuz,” dedi adam. “Ben sadece çocuğumu görmek istedim.” Kimse cevap vermedi. Bir süre sonra bir araba geldi. Kapı açıldı. İki görevli indi. “Beyefendi,” dedi biri, “biraz konuşmamız lazım.” Adam hemen savunmaya geçti. “Ben kimseye bir şey yapmadım,” dedi. “Onlar beni içeri almadı.” “Anlıyoruz,” dedi görevli sakin bir sesle. “Ama burada bir tartışma yaşanmış.” “Onlar başlattı,” dedi adam. “Güvenlik bana dokundu.” Güvenlik görevlisi başını kaldırdı. “Size sadece çıkmanızı söyledim,” dedi. “Üç kez.” Adam ona baktı. Söyleyecek bir şey bulamadı. Bu sırada anne okulun arka kapısından içeri alındı. Müdür yardımcısı onu odasına götürdü. “Çocuğunuz iyi,” dedi. “Şu anda sınıfta.” Anne sandalyeye oturdu. “Ne oldu?” diye sordu. Müdür yardımcısı derin bir nefes aldı. “Babanın okula geldiğini biliyorduk,” dedi. “Ama bu kadar ısrarcı olacağını düşünmemiştik.” “Bağırdı mı?” diye sordu anne. “Evet,” dedi müdür. “Biraz.” “Çocuğum duydu mu?” Müdür bir an durdu. “Muhtemelen,” dedi. Anne gözlerini kapattı. Bir saniye. Sonra tekrar açtı. “Peki şimdi?” dedi. “Şimdi,” dedi müdür, “biz bunu rapora geçiriyoruz.” “Resmî mi?” diye sordu anne. “Evet.” Anne başını salladı. “Doğru,” dedi. “Öyle olması gerekiyor.” Kapı çalındı. Sınıf öğretmeni içeri girdi. “İsterseniz çocuğunuzu getirebilirim,” dedi. Anne hemen ayağa kalktı. “Evet,” dedi. Bir dakika sonra çocuk içeri girdi. Kapıdan girer girmez annesine sarıldı. “Anne…” “Buradayım,” dedi anne. “Geçti.” Çocuk başını kaldırdı. “Babam çok bağırdı,” dedi. Anne saçını okşadı. “Duydum,” dedi. “Artık burada bağırmayacak.” Çocuk Bez Bebeği gösterdi. “Lamia vardı,” dedi. Öğretmen bu cümleyi anlamadı. Ama anne anladı. “Biliyorum,” dedi. Koridorda görevli tekrar konuşuyordu. “Beyefendi,” dedi, “bugün buradan ayrılmanız gerekiyor.” Adam ellerini açtı. “Tamam,” dedi. “Gidiyorum.” Ama giderken döndü. “Bu bitmedi,” dedi. Görevli ona baktı. “Bitti,” dedi. Adam cevap vermedi. Sadece kapıdan çıktı. Anne ve çocuk okuldan birlikte çıktılar. Hava serinlemişti. Çocuk yavaş yürüyordu. “Anne,” dedi, “o yine gelir mi?” Anne arabayı açtı. “Bilmiyorum,” dedi. “Gelmek isteyebilir.” “Peki?” Anne kapıyı kapattı. Direksiyona oturdu. “Bu sefer yalnız olmayacağız,” dedi. Çocuk bunu düşündü. Sonra başını salladı. “Tamam,” dedi. Bez Bebek kucağındaydı. Lamia ağırdı. Ama bu ağırlık artık korku değildi. Bu, korumaydı. Akşam olduğunda adam hâlâ sinirliydi. Arabayı rastgele bir sokağa park etti. Motoru kapatmadı. Direksiyona yaslandı. “Beni rezil ettiler,” dedi kendi kendine. “Okulun ortasında.” Telefonunu çıkardı. Mesaj yazdı. Bugün yaptığın şey çok çirkindi. Gönderdi. Cevap gelmedi. Bir mesaj daha yazdı. Çocuğu bana karşı dolduruyorsun. Gönderdi. Yine cevap gelmedi. Telefonu koltuğa fırlattı. “Cevap ver!” diye bağırdı arabada. Ama arabada kimse yoktu. Bir süre sonra telefonu tekrar aldı. Bu sefer aradı. Çalmadı. “Engellemiş,” dedi. Bir kahkaha attı. Ama o kahkaha uzun sürmedi. “Tamam,” dedi. “Böyle oynayacağız.” Ertesi sabah okulun sokağındaydı. Arabadan inmedi. Sadece bekledi. Veliler gelmeye başladı. Bir kadın arabaya yaklaştı. “Birini mi bekliyorsunuz?” diye sordu. “Evet,” dedi adam. “Çocuğumu.” Kadın onu birkaç saniye süzdü. “Okulun önünde dün olay çıkaran siz miydiniz?” Adamın yüzü sertleşti. “Size ne?” dedi. Kadın başını salladı. “Çocukların önünde bağırmak pek iyi görünmüyordu.” Adam kapıyı açtı. “Bakın,” dedi, “ben kimseye hesap vermem.” Kadın geri çekildi. “Ben de istemiyorum,” dedi. “Zaten herkes gördü.” Kadın yürüdü gitti. Adam direksiyona vurdu. Telefonu çaldı. Bu sefer arkadaşıydı. “Duydum,” dedi arkadaşı. “Ne duydun?” dedi adam. “Okuldaki olayı.” Adam sustu. “Abartıyorlar,” dedi sonra. “Bak,” dedi arkadaşı, “biraz geri çekil.” “Ben neden çekileyim?” “Çünkü herkes sana bakıyor.” Adam güldü. “Baksınlar.” “Ciddiyim,” dedi arkadaşı. “Bu iyi gitmiyor.” Adam telefonu kapattı. Okul kapısı açıldı. Çocuklar içeri girmeye başladı. Adam arabanın içinden baktı. “Hangisi…” dedi. Sonra gördü. Çocuk annesinin elini tutuyordu. Bez Bebek kolunun altındaydı. Adam arabadan indi. Hızlı yürüdü. “Hey!” diye seslendi. Anne durdu. Ama yaklaşmadı. “Ne istiyorsun?” dedi. “Çocuğumu görmek,” dedi adam. “Burada değil,” dedi anne. “Ben babasıyım.” “Bugün değilsin.” Adam güldü. “Bunu kim söyledi?” “Ben,” dedi anne. Adam bir adım attı. Tam o anda güvenlik kapıdan çıktı. “Beyefendi,” dedi, “lütfen uzaklaşın.” “Daha dün geldiniz,” dedi adam. “Bugün de mi?” “Evet,” dedi güvenlik. “Ben sadece konuşacağım.” “Hayır,” dedi anne. Çocuk annesinin arkasına geçti. “Anne…” dedi. Adam bunu görünce sesini yumuşattı. “Gel buraya,” dedi çocuğa. “Sadece konuşacağız.” Çocuk başını salladı. “Hayır.” Bu kelime küçük bir kelimeydi. Ama adamın yüzünü değiştirdi. “Ne demek hayır?” dedi. Anne araya girdi. “Geri çekil.” “Karışma!” diye bağırdı adam. Güvenlik hemen yaklaştı. “Beyefendi—” “Dokunma!” dedi adam. O an bahçede birkaç kişi dönüp baktı. Adam fark etti. Herkes bakıyordu. Bu sefer korku değil… utanç geldi. Bir adım geri gitti. “Tamam,” dedi. “Gidiyorum.” Ama giderken çocuğa baktı. “Bu bitmedi,” dedi. Anne çocuğun omzuna dokundu. “Tamam,” dedi. “İçeri.” Çocuk kapıya doğru yürüdü. Bez Bebek elindeydi. “Anne,” dedi. “Evet?” “Babam çok değişti.” Anne cevap vermedi. Çocuk Bez Bebeğe baktı. “Lamia,” dedi fısıltıyla, “gitmeyecek değil mi?” Bez Bebek ağırdı. Ama sabitti. Çünkü Lamia artık sadece izlemiyordu. Bekliyordu. Adamın bir sonraki hatasını. Gece geç olmuştu. Ev sessizdi. Saatin tıkırtısı bile duyuluyordu. Anne mutfakta oturuyordu. Bir bardak çay önünde durmuştu ama içmemişti. Çocuk odasında yatağa uzanmıştı. Işık kapalıydı. Ama uyumuyordu. Bez Bebek göğsünün üstündeydi. “Lamia,” dedi fısıltıyla. Cevap gelmedi. Çocuk biraz bekledi. “Sen gerçek misin?” Oda karanlıktı. Perdeden sokak lambasının ışığı giriyordu. Çocuk Bez Bebeğin yüzüne baktı. “Beni duyuyor musun?” Sessizlik. Çocuk derin bir nefes aldı. “Bugün babam yine bağırdı.” Bir süre konuşmadı. “Eskiden böyle değildi,” dedi sonra. Bez Bebek ağırdı. Ama çocuk artık bu ağırlığa alışmıştı. “Sen onu durdurdun değil mi?” O an odanın içindeki hava değişti. Çok az. Neredeyse hissedilmeyecek kadar. Ama çocuk fark etti. “Ben korktum,” dedi. “Sana söylemedim ama korktum.” Yorganı biraz daha çekti. “Anne de korkuyor mu?” Bu soru odada asılı kaldı. Sonra… Çok hafif bir ses. “Evet.” Çocuk dondu. Yavaşça doğruldu. “Sen… konuştun mu?” Bez Bebek hareket etmedi. Ama ses yine geldi. “Duyuyorsun.” Çocuk gözlerini büyüttü. “Gerçekten sen misin?” “Evet.” Ses çok yumuşaktı. Sanki düşüncenin içinden geliyordu. Çocuk birkaç saniye konuşamadı. Sonra hızlı hızlı fısıldadı. “Ben deli değilim değil mi?” “Hayır,” dedi Lamia. “Anneye söylemeli miyim?” “Hayır.” “Niye?” “Henüz değil.” Çocuk düşündü. “Babam kötü biri mi?” Bu soru uzun süre cevapsız kaldı. Sonra Lamia konuştu. “Kötü değil.” “Peki neden böyle?” “Çünkü sınırları görmüyor.” Çocuk kaşlarını çattı. “Sınır?” “İnsanların yaklaşmaması gereken yerler.” “Benim gibi mi?” “Evet.” Çocuk Bez Bebeği daha sıkı tuttu. “Sen beni koruyor musun?” “Evet.” “Anne de mi?” “Evet.” Çocuk rahatladı. Yastığa yaslandı. “Babam yine gelirse?” “Ben buradayım.” “Onu yine durdurur musun?” Bir sessizlik oldu. “Gerekirse.” Çocuk gözlerini kapattı. “Ben onun eskisi gibi olmasını istiyorum.” Lamia cevap vermedi. Çünkü bazı dilekler korunamazdı. Çocuk uykunun içine kayarken son bir şey söyledi. “Lamia…” “Buradayım.” “Gitme.” “Gitmem.” O gece ilk kez çocuk derin uyudu. Bez Bebek yatağın kenarında kaldı. Ama Lamia artık sadece bir oyuncak değildi. O artık çocuğun sırdaşıydı. Ve sırlar paylaşıldığında koruma daha güçlü olurdu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD