Kapı kapandıktan sonra ev sessiz değildi. Sessizlik yüksekti. Anne anahtarı çevirdi. Elini çekmedi. Bir an öylece tuttu. Sanki kapı geri açılabilirmiş gibi.
“Anne?” dedi çocuk.
“Buradayım,” dedi. Sesi hemen geldi. Hızlı. Net.
Adam kapının diğer tarafındaydı.
“Bir dakika,” dedi. “Konuşalım.”
Anne cevap vermedi.
“Bak,” dedi adam. “Yanlış anladın.”
Çocuk Bez Bebeği göğsüne bastırdı.
“Anne, o bağırıyor,” dedi. Fısıltıydı. Ama duyuldu.
Anne çömeldi. Çocuğun göz hizasına indi.
“Biliyorum,” dedi. “O yüzden buradayız.”
Adam kapıya vurdu. Sert değil. Israrcı.
“Ben baba değil miyim?” dedi. “Bir hata yaptım diye—”
Anne ayağa kalktı. Kapıya yaklaştı. Ama açmadı.
“Bir hata değildi,” dedi. “Bir sınırdı. Ve sen onu geçtin.”
“Abartıyorsun,” dedi adam. “Çocuk bu. Herkes—”
“Hayır,” dedi anne. Bu sefer sesi yükseldi. “Herkes böyle yapmaz.”
Bir sessizlik oldu.
Sonra adam güldü. Kısa. Sinirli.
“Peki,” dedi. “Kaçıyorsun yani.”
Anne nefes aldı.
“Hayır,” dedi. “Koruyorum.”
Çocuk araya girdi. “Anne, gidelim mi?”
Anne hemen döndü. “Gidiyoruz,” dedi. “Şimdi.”
Ayakkabılar aceleyle giyildi. Çanta omza asıldı.
Adam kapının arkasından seslendi.
“Bunu böyle bırakamazsın.”
Anne kapıyı açmadı. Ama cevap verdi.
“Bıraktım bile.”
Merdivenlerden inerlerken çocuk durdu.
“Bez Bebek düştü,” dedi.
Anne eğildi. Aldı. Çocuğun eline verdi.
“Bundan sonra hep yanında,” dedi.
Çocuk başını salladı. Aşağıda kapıdan çıkarken telefon çaldı. Anne baktı. Ekranda adamın adı.
Açmadı.
Adam mesaj attı.
Konuşmamız lazım.
Anne yazmadı. Telefonu sessize aldı. Çocuk arabaya binerken sordu:
“Baba gelecek mi?”
Anne direksiyona geçti. Emniyet kemerini taktı.
“Hayır,” dedi. “Artık gelmeyecek.”
“Bir daha hiç mi?”
Anne durdu. Cevabı düşündü.
“Bize,” dedi. “Yaklaşmayacak.”
Bu kelime çocuk için yeterliydi.
Araba çalıştı. Sokak geride kaldı.
O sırada adam evdeydi. Salonda. Yerde.
Telefonu elindeydi. Ekrana baktı.
“Ben sadece—” dedi kendi kendine. “Kontrol etmek istedim.”
Cevap gelmedi.
Bez Bebek yoktu. Ev hafiflemişti. Ama adam için bu hafiflik
boşluktu.
Dışarı çıktı. Sokağa baktı. Arabanın gittiği yönü tahmin etmeye çalıştı.
“Dönecekler,” dedi. “Dönmek zorundalar.”
Ama Lamia artık evde değildi.
Ve bazı kopuşlar vardır; arkasından bağırırsın,
ama sesin sana geri döner.
Adam sabahın köründe uyandı.
Nerede olduğunu anlaması birkaç saniye sürdü. Ev sessizdi. Fazla sessiz.
“Melike?” dedi.
Kendi sesini duyunca irkildi.
Cevap gelmedi.
Salona çıktı. Koltuk boştu. Mutfak da. Çocuğun ayakkabıları yoktu. Bez Bebek yoktu.
“Gittiler,” dedi. Bunu söylemek… kabul etmek gibiydi.
Telefonunu eline aldı. Aradı. Çalmadı. Mesaj attı.
İyimisiniz?
Gönderildi. Okunmadı.
Bir saat geçti. Bir mesaj daha.
Konuşmamız lazım. Çocuk için.
Bu mesaj okundu. Ama cevap gelmedi.
Adam sokağa çıktı. Evin önünde durdu. Karşı apartmana baktı. Sanki bir yerden çıkacaklarmış gibi.
Yan komşu kapıyı açtı. “Bir şey mi oldu?” dedi.
Adam gülümsedi. “Yok,” dedi. “Yanlış anlaşılma.”
Komşu başını salladı. İnanmadı ama sormadı.
Adam arabaya bindi. Anahtarı çevirdi. Evin olduğu sokakta tur attı. Sonra bir tur daha.
“Okula,” dedi.
“Orada yollarını keserim.”
Okulun karşısında durdu. Arabadan inmedi. Sadece baktı. Çocuk çıkmadı. Anne çıkmadı.
Telefon çaldı. Annesi.
“Neredesin?” dedi kadın.
“İyiyim,” dedi adam. “Biraz işim var.”
“Evde kal,” dedi annesi. “Sakin ol.”
Adam güldü.
“Kim sakin?” dedi. “Ben sakinim.”
Telefon kapandı.
Öğleden sonra bir mesaj geldi.
Bilinmeyen numara.
Yaklaşma.
Adam ekrana baktı. Parmakları titredi.
Kim bu?
Abartıyorsun.
Çocuk benim.
Cevap gelmedi.
Akşamüstü kapının önüne gitti. Zile bastı. Bir kere. Sonra bir kere daha.
Kapı açılmadı.
“Biliyorum içeridesiniz,” dedi.
Sesi kontrollüydü. Bu, en tehlikelisi.
Kapı aralığından bir ses geldi.
Melike.
“Git,” dedi.
“Burada değilsin.”
“Ben buradayım,” dedi adam.
“Bu benim evim.”
“Değil,” dedi anne.
“Artık değil.”
Çocuk arkadan seslendi.
“Anne…”
Adam bu sesi duyunca yaklaştı.
“Canım,” dedi.
“Benimle konuş.”
“Konuşma,” dedi anne.
“Sakın.”
“Bir dakika,” dedi adam.
“Sadece bir dakika.”
“Hayır,” dedi anne.
“Hiç.”
Bir sessizlik oldu. Sonra Bez Bebek yere düştü. Ses kapının arkasından geldi.
Adam dondu. O sesi tanıyordu.
“Onu bana ver,” dedi.
“En azından onu.”
“Hayır,” dedi anne.
“Artık o da seninle gelmeyecek.”
Adam kapıya vurdu. Bu sefer sertti.
“Bunu yapamazsın!” diye bağırdı.
Kapının arkasında çocuk ağlamadı. Sadece fısıldadı.
“Lamia…”
Adamın eli kapıda kaldı. Bir anlık. Sanki duvara değil de boşluğa vurmuştu.
Başının içi uğuldadı.
“Yeter,” dedi.
“Kafamın içinden çık.”
Bir adım geri gitti. Sonra bir tane daha.
Anne kapıyı açmadı. Ama sesi netti.
“Bir daha gelirsen,” dedi, “başka şekilde durdurulursun.”
Adam güldü.
“Beni mi korkutuyorsun?”
“Korkutmuyorum,” dedi Melike. “Uyarıyorum.”
Bu kelime… resmiydi.
Adam geri döndü. Merdivenlerden indi. Ama gitmedi.
Sokak köşesinde durdu. Evi izledi.
“Beni buradan silemezsiniz,” dedi.
“Ben buradayım.”
Ama Lamia da oradaydı. Camın arkasında. Çocuğun yanında.
Ve Lamia şunu biliyordu: Takip eden biri, yaklaşamıyorsa dağılırdı.
Bu sadece başlangıçtı. Ama sonu çok netti.
Sabah okulun önünde bir polis arabası vardı. Anne bunu ilk fark eden oldu.
“Anne,” dedi çocuk, “bak, ışıkları var.”
“Gördüm,” dedi anne. “Sadece yürü.”
Kapıdan içeri girdiler. Müdür yardımcısı kapıda bekliyordu.
“Bir dakikanlzl alabilir miyim?” dedi.
Anne durdu.
“Tabii.”
Çocuk sınıfa girdi. Kapı kapandı.
“Bir şikâyet oldu,” dedi adam.
“Sizin bilginiz olsun istedik.”
“Ne şikâyeti?” diye sordu anne. Sesi sakindi ama omuzları gerildi.
“Okul çevresinde,” dedi adam, “aynı araç birkaç gündür görülüyor.”
Anne gözünü kaçırmadı.
“Plakası var mı?”
Adam bir kâğıt uzattı.
Anne baktı. Nefesi değişti.
“Evet,” dedi. “Bu o.”
“Baba mı?” dedi adam.
Melike başını salladı.
“Evet.”
Adam kâğıdı geri aldı. “Bugün için tutanak tuttuk,” dedi. “Gerekirse devamı gelir.”
Melike teşekkür etti. Ama yüzündeki ifade teşekkürlük değildi.
Bu, rahatlamaydı.
Öğleden sonra telefon çaldı.
Bilinmeyen numara.
Açmadı.
Mesaj geldi.
Okuldan çıktığınızı gördüm.
Konuşmamız lazım.
Anne ekranı kilitledi.
Bir mesaj daha.
Çocuğu böyle kaçırmana izin vermeyeceğim.
Anne durdu. Ekranın fotoğrafını çekti.
“Ne yapıyorsun?” diye sordu arkadaşı.
“Biriktiriyorum,” dedi anne. “Artık cevap vermiyorum.”
Akşamüstü marketteydiler. Çocuk reyonların arasında koşmadı. Yanında yürüdü.
“Anne,” dedi, “o araba yine var.”
Anne baktı. Köşede. Motoru çalışmıyordu.
Telefonunu çıkardı. Video açtı.
“Ne yapıyorsun?” dedi çocuk.
“Bakıyorum,” dedi. “Sadece bakıyorum.”
Adam arabadan inmedi. Camdan izledi.
Anne videoyu kapattı. Kasaya gitti.
Kasiyer fısıldadı.
“Bir sorun mu var?”
Anne başını salladı.
“Evet,” dedi.
“Ama artık kayıtta.”
Gece çocuk uyurken Lamia yatağın kenarındaydı. Ağırdı. Ama çocuk korkmuyordu.
“Gelir mi?” diye sordu çocuk.
“Hayır,” dedi anne. “Gelse de durdurulur.”
“Nasıl?”
Anne bir an durdu. “Bazen,” dedi, “insanlar kendi yaptıklarıyla durdurulur.”
Ertesi gün mesajlar arttı.
Neredesiniz?
Beni görmezden gelme.
Bu çocuk benim.
Anne cevap vermedi. Sadece tarih, saat, ekran.
Okul çıkışında polis arabası yine oradaydı. Bu sefer durdular.
“Şikâyet sahibi misiniz?” dedi memur.
“Evet,” dedi anne. “Delillerim var.”
Telefonu uzattı.
Memur baktı. Uzun uzun.
“Tamam,” dedi. “Bundan sonra biz devralıyoruz.”
Anne derin bir nefes aldı.
O akşam adam evinin önünde bekledi. Telefonu elindeydi. Mesaj attı.
Son kez yazıyorum.
Cevap gelmedi.
Bir mesaj daha yazdı. Göndermedi. Sildi.
Ekrana baktı. Kendi cümleleri ona yabancı geldi.
“Ben haklıyım,” dedi. Ama sesi inandırmadı.
Sokak lambası söndü. Bir araba yavaşladı.
Adam ilk kez düşündü:
Beni izliyorlar mı?
Anne kapıyı kilitledi. Çocuğun saçını okşadı.
“Bitti mi?” diye sordu çocuk.
“Hayır,” dedi anne. “Ama yönü değişti.”
Bez Bebek yatağın kenarındaydı. Lamia sessizdi. Ama memnundu.
Çünkü takip artık gölge değildi. Belgeydi.
Ve belgeler insanları susturur.
Telefon sabah erken çaldı.
Anne ekrana baktı. Bilinmeyen numara değildi. Açtı.
“Buyurun.”
“Hanımefendi,” dedi karşıdaki ses, “dün verdiğiniz kayıtlarla ilgili.”
Anne yatağın kenarına oturdu. Çocuğa baktı. Hâlâ uyuyordu. Bez Bebek kolunun altındaydı.
“Dinliyorum,” dedi.
“Şu andan itibaren,” dedi ses, “karşı tarafın size ve çocuğa yaklaşmaması yönünde bir karar var.”
Anne gözlerini kapattı. Bir saniyeliğine.
“Ne kadar?” diye sordu.
“Şimdilik,” dedi ses, “yeterince uzun.”
Anne teşekkür etmedi. Sadece, “Anladım,” dedi.
Telefon kapandı. Kapı çalındı. Çocuk irkildi.
“Anne?”
Anne hemen ayağa kalktı.
“Ben bakarım,” dedi.
Kapıyı açtı. İki kişi vardı.
“Biz geldik,” dedi biri. “Sadece bildirim.”
Anne başını salladı. “Biliyorum.”
“Artık,” dedi adam, “yaklaşamaz.”
“Biliyorum,” dedi anne yine.
Bu kelime… ilk kez bu kadar sağlamdı.
Aynı saatlerde adam evindeydi. Telefonu elindeydi. Ekrana baktı. Mesaj yazdı.
Okula geliyorum.
Göndermeye bastı. Ekran uyarı verdi.
Arama yaptı. Çalmadı.
Kapı çaldı.
Adam açtı.
“Beyefendi,” dedi biri, “sizinle kısa bir konuşmamız var.”
Adam gülümsedi. “Yanlış anlaşılma,” dedi. “Ben sadece—”
“Hayır,” dedi adam. “Bu bir yanlış anlaşılma değil.”
Kâğıt uzatıldı.
“Bundan sonra,” dedi adam, “şu mesafeden daha yakına gelmeyeceksiniz.”
“Ya çocuğum?” dedi adam. “Ben babasıyım.”
“Bundan sonra,” dedi adam sakinlikle, “bu cümleyi nerede kuracağınızı biz belirliyoruz.”
Adam güldü. Ama sesi boğuktu.
“Abartıyorsunuz.”
“Hayır,” dedi adam. “Geç kaldınız.”
Anne mutfakta çay yaptı. Eli titremedi bu sefer.
Çocuk masaya oturdu.
“Anne,” dedi, “artık gelmeyecek mi?”
Anne bardağı önüne koydu. Oturdu.
“Hayır,” dedi. “Gelirse durdurulur.”
“Bağırır mı?”
“Hayır.”
“Mesaj atar mı?”
Anne durdu.
“Artık atamaz.”
Bu cümle çocuğun omuzlarını düşürdü. Rahatlamaydı bu. Üzüntü değil.
“Tamam,” dedi çocuk.
Akşamüstü okuldan aradılar.
“Bilginiz olsun,” dediler, “herkes haberdar.”
“Teşekkür ederim,” dedi anne.
“Bir şey olursa,” dediler, “direkt bizi arayın.”
Anne telefonu kapattı. İlk kez yalnız hissetmedi.
Adam sokakta yürüyordu. Mesafeyi hesaplıyordu. Adımlarını sayıyordu.
“Bu kadar mı?” dedi. “Bu kadar mı kolay?”
Telefonunu çıkardı. Eski mesajlara baktı.
Çocuk benim.
Konuşmamız lazım.
Ekranı kapattı.
“Artık değil,” dedi biri arkasından.
Adam döndü. Kimse yoktu.
Ama Lamia oradaydı. Artık evin içinde değil. Sınırların içinde.
Gece çocuk uyurken anne Bez Bebeği düzeltti.
“Buradayız,” dedi fısıltıyla. “Güvendeyiz.”
Çocuk uykusunda başını salladı.
Bu bölümde kimse bağırmadı. Kimse ağlamadı. Ama bir şey oldu:
Yetki el değiştirdi.
Ve bu değişim en çok yanlış kullananları yakardı.