Londra’da geçirdiğimiz bu son gün rüya gibi güzeldi. Şehir, yağmur sonrası toprak kokusuyla serinlemiş, sokak lambalarının ışığı, ıslak kaldırımlarda yıldız gibi parlıyordu. Ateş’le el ele yürürken sessizce şehrin büyüsünü içimize çekiyorduk. Ayrılacak olmak içimi burksa da, bu anın huzurunu bozmamak için kelimeleri dudaklarımın ardında tuttum. Eve döndüğümüzde, merdivenleri çıkarken telefonumun titreşimiyle kendime geldim. Ekranda Lia’nın adı belirince istemsizce gülümsedim. Aramayı açar açmaz heyecanla, "Havin, valizimi hazırladım ama başka neler almalıyım? Bir şeyleri unutmaktan korkuyorum!" diye sordu. Anahtarı çantamdan çıkarırken, “Ekstra bir şeye gerek yok canım,” dedim. Kapıyı açmaya çalışırken Ateş’in elleri belime dolandı. Yumuşacık bir dokunuştu ama kalbimi sarsmaya yetti. Kık

