"Merhaba ben de Cansu." dedi sonlara doğru gülümsemesi yüzünde kaybolan kız. Yine de aldırış etmedim ve her birini sıcak gülümsemeyle selamladım. Kızlar beni çekiştirerek yanına oturttu ve kısa bir tanışma sohbetinden geçtik. Bilge ve İrem en yakın iki arkadaştı ve benden bir yaş küçüklerdi. Cansu ise benimle aynı yaşta, hatta aynı okuldaydık. Cansu, muhabbete pek katılmasa da yine bizleri dinlemiş, bizlerle gülümsemişti. Bu iyi bir durumdu sanırım. Çünkü mahallede düşman edinmek istemiyordum. Elimden geldiğince herkesle aramın iyi olmasını istiyordum. Zaten genel olarak mahalledeki gençler ve orta yaşlılar sıcak kanlı, iyi insanlara benziyorlardı.
"Sen ne kadar güzel kızsın öyle, maşallah sana." diye seslendi, az önce adının Fatma olduğunu öğrendiğim kadın. Gülümsedim.
"Teşekkür ederim." dedim samimi bir ses tonuyla.
"Şimdi sen kaç yaşındasın?" diye bir soru daha geldi adının Ayşe olduğunu düşündüğüm kadın. Her biri çok tatlı kadınlardı. Kapalı, kısa boylu ve minnoş bir kadınlardı. Yüzlerindeki samimi gülümsemelerden anlaşılıyordu.
"23 yaşındayım, teyzeciğim."
"Maşallah, koca kız olmuşsun sen." dedi.
"Okuyor musun güzel kızım?" diye sordu Mehmet amca. Başımı usulca salladım.
"Evet okuyorum, üniversite son sınıfa geçtim."
"Hangi üniversite?"
"Bölüm ne?"
Peş peşe gelen sorularla kıkırdadım. Hoşuma gitmişti mahalle halkının bu meraklı halleri.
"Tıp Fakültesinde okuyorum." dedim gülümseyerek.
"Oooo Orhan Bey, Doktor bir kızınız var. Maşallah, maşallah." diyerek babamın gururlanmasına neden olan mahalle halkına içtenlikle baktım. Belki de bu mahalle halkı babama ve bana çok daha iyi geleceklerdi.
"Ama sizin de kızınız Tıp fakültesinde okuyor Mehmet Bey." diye mütevazi bir şekilde karşılık verdi babam. Cansu'dan bahsetmişti. Aynı üniversitede tanıdık olması hoşuma gitmişti.
Mahalle halkıyla biraz daha muhabbet ettikten sonra saat baya geç olmuş ve herkes evine dağılmaya başlamıştı. Geride sadece genç kızlar, babam ve Mehmet amca kalmıştı. Babam ve Mehmet amca önden sohbet ederek ilerlerken, ben ve kızlar küçük bir sohbete dahil olmuştuk.
"Nabi." diye seslendi İrem.
"Efendim." dedim gülümseyerek. Yanıma sokuldu biraz daha ve etrafa göz gezdirip kulağıma fısıldadı.
"Üst mahalleye gerekmedikçe geçmemelisin."
Şaşırdım. "Neden?"
"Ne olduğunu bilmiyorum ama orada bir kızın cesedini buldular geçen sene. O günden beri ailelerimiz oraya gitmemizi istemiyorlar." dedi ve peşinden Bilge atladı.
"Orası tehlikeli bölge olarak geçiyor, mahalledeki kimse oraya kolay kolay gitmez. Sende gitmemelisin." dedi. Korkmuştum. Kızlar tedirginlikle bakıyorlardı, gerçekten bir kızın cesedi mi bulunmuştu orada? Korkutucu bir durumdu.
"Bu kadar abartmayın, kızı korkutuyorsunuz. Ben iki gün önce gittim hiç bir şey yoktu. Normal sıradan bir sokak veya mahalle." dedi Cansu. Kızlar birbirine baktı sonra ise önlerine döndüler. Abarttıklarını kabul etmiyor gibi halleri vardı ama yine de sesini çıkartıp bir şey demediler, öylece önüne bakıp "İyi geceler" dilekleriyle evlerine gittiler. Geride Cansu ve ben kalmıştık.
"Gerçekten bir kızın cesedi mi bulundu?" diye sordum merakla. Başını salladı.
"Evet ama olayın üzerinden sene geçti. O günden beri hiç bir olay yaşanmadı. O kadar korkulacak bir yer değil." dedi ve gülümsedi. O sırada yolun köşesine gelmiştik. Mehmet amca Cansu'ya seslenmiş ve "İyi geceler." dilekleriyle yanımızdan ayrılmışlardı. Bizde babamla eve girmiş, küçük bir mahalle dedikodusunu yapmıştık.
"Sevdin mi kızları?" diye sordu. Başımı usulca salladım.
"Evet baba, çok tatlı ve sıcak insanlar." dedim. Başını salladı ve gülümsedi.
"Hadi biraz dinlenelim, yarın okuluna gideceğiz yatay geçiş işlemlerini tamamlamamız gerekiyor." dedi.
"Tamam baba, iyi geceler. Seni seviyorum." diyerek yanağına öpücük kondurmuş, merdivenleri çıkmıştım. Odama girip üzerimi değiştirdim. Yaz ayında olduğumuz için hava sıcaktı, üzerime kısa bir şort ve askılı giyip terasa çıktım. Terasın bir köşesinde oturma sedirleri, diğer köşesinde salıncak vardı. İkisini de es geçip en uç noktaya ilerleyip, korkuluklara yasladım dirseklerimi ve mahallenin akşam halini izledim bir süre. Gerçekten çok güzel bir yerdi. Bu kadar güzel bir gece manzarası beklemiyordum. Açıkçası buraya gelirken bu evden, bu mahalleden ve insanlardan pek fazla beklentim yoktu ama hiç biri umduğum gibi olmadı. Her şey çok güzeldi. Bu kadar güzelliğin arasında cidden bir cinayet mi olmuştu? Bir genç kızın cesedini mi bulmuşlardı? Üzülmüştüm açıkçası. Hangi insan evladı, bir anne bir baba kuzusuna böyle bir şey yapabilirdi ki? Umarım katil yakalanmıştır. Düşüncelere ne kadar daldım bilmiyorum ama kendime geldiğimde saat bi' hayli geç olmuştu. Yol yorgunluğum iyice artmıştı ve esnemekten gözlerim yaşarmaya başlamıştı. Bu akşamlık bu kadar yeterli olduğunu düşünerek odaya girip yatağa uzanmıştım.
...
"Nabi!" Aşağıdan seslenen babamın sesiyle uyanmış ve yataktan kalkmıştım. Geç yatıp erken kalkmanın sonucu olsa gerek, kendimi çok yorgun ve uykusuz hissediyordum.
"Kahvaltıya gel hadi, okula gitmemiz gerekiyor!" Babam tekrar seslenmiş, bense hızla banyoya girip elimi yüzümü yıkamıştım. Aynı hızla odaya gelip üzerimi değiştirip aşağı inmiştim. Evin bahçesinde şahane bir kahvaltı masası ve masanın etrafında Cansu ve Mehmet amca oturmuş güler yüzle sohbet ediyordu. Şaşırmıştım ama belli etmeden bahçeye çıkıp bir "Günaydın, hoş geldiniz." cümlesiyle gülerek yanlarına oturdum.
"Günaydın." dedi güler yüzle Mehmet amca.
"Günaydın." dedi aynı samimi bir ses tonuyla Cansu.
"Nasılsınız?"
"İyiyiz kızım, bugün babanla okula gidecekmişsiniz, size eşlik etmek için geldik." dedi Mehmet amca. Gülümsedim. Kötü bir fikir değildi. Cansu okulu biliyordu sonuçta, bilen birinin yanımda olması daha iyi olurdu.
"Teşekkür ederim Mehmet amca." dedim samimi bir gülümsemeyle.
"İşte çaylar da geldi." Elinde çaydanlık ve şen şakrak sesiyle bahçeye giren babama bakıp öpücük attım. Bana geri öpücük atıp yerine oturdu. Bu esnada bizi gören baba-kız kahkaha attı. Bizde onlara eşlik ederken güzel bir kahvaltı geçirdik.
...
"Gerekli evrakları teslim ettin değil mi?" dedi Cansu. Başımı onaylar şekilde salladım. Okula girmiş gerekli işlemleri halletmiştik. Şimdi ise sırada çalışacağım (intern) hastaneye gidecektik. Kampüsten çıkıp köşede bizi bekleyen taksiye binecekken, kampüs kapısından çıkan yüksek sesli müzik dinleyen arabaya takıldı gözlerim. Koyu bir siyah rengi, güneşin altında parlıyor, gözlerimi kısmama neden oluyordu. BMW 8 Cabrio modelini nerede görsem tanırdım ama bu araba çok güzeldi. Hayranlıkla arabayı izlerken arabanın üstü yavaşça açılmaya başladı. Bu esnada Cansu bir şeyler mırıldanıyordu.
"İşte bende nerede kaldı diye merak ediyordum." dedi. Başımı ona çevirdim ama gözlerimi arabadan alamıyordum. Bir kız olabilirdim hatta bir doktor bile olabilirdim ama delice araba sevdalısıydım.
"Ne dedin?." dedim anlamayarak.
"Okulun en meşhur öğrencilerindendi. Sosyetik, zengin serserisi. Tabiri caizse kızların hayal prensi." dedi. Sesinde ona karşı az bir hayranlık seziyordum ama umursamadım. Arabanın sahibiyle değil kendisiyle ilgileniyordum şahsen. Bu sırada arabanın üzeri açılmış ve yanımızdan geçiyordu ama ben pür dikkat arabaya bakıyordum. Yanımızda ağır çekimle geçerken bir çift gözlerin üzerimde olduğunu hissettim. Arabanın yılan gibi süzülüşüne bir kez daha hayranlık duyarken başımı kaldırıp direksiyon başındakine baktım.
Durdum. Mavi gözler dikkatli bir şekilde bana bakıyordu ve ben tepkisiz bir şekilde karşılık veriyordum. Önümüzden geçip giderken gözlerini gözlerimden ayırmamış olmasına anlam yüklemedim. Sadece şaşırdım, onu gördüğüme değil, nasıl tıp öğrencisi olduğuna şaşırdım.