BÖLÜM (Çarpışma)

2175 Words
İnsanları dış görünüşüne göre ya da bıraktıkları ilk izlenime göre yargılamayı seven bir dünya da yaşıyorduk, bunun bilincinde ve farkındaydım. Kendim bu tür insanları sevmediğimi savunsam da bazen benim de ön yargılı davrandığım anlar oluyordu. Tıpkı az önce önümüzden kayıp geçen Asaf hakkında düşündüklerim gibi. Hiç konuşmamıştık hatta uzun süreli bir ortamda bile bulunmamıştık ama bende bıraktığı ilk izlenim; soğuk, sert, tehlikeli ve gözü kara bir insandı. Kendisinin bir tıp öğrencisi olacağını hiç düşünmemiştim, aklıma bile gelmemişti. Gözden kaybolana kadar peşinden bakmıştım sadece. İlgimi çeken kara yılan (arabadan bahsediyor) olsa da onun yüzünü de süzmeyi ihmal etmemiştim. "İyi tanır mısın?" dedim gözlerim hala yolu izlerken. Nedense onu tanıdığını düşünüyordum ama tam olarak tanımadığı fikrine de kapılmıyor değildim. "Birinci sınıfa başladığımda o mezun olmuştu. Arada okula uğrar profesörlerle konuşurdu." Aldığım yanıt karşısında 'hmm.' tarzında yanıt verirken başımı salladım. "Siz tanışıyor musunuz?" Başımı Cansu'ya çevirip omuz silktim. Tanışmıyorduk ama garip bir şekilde tanışıyor da gibiydik. Başını sallayıp gözlerini yola çevirmiş, düşüncelere dalmaya hazırlanıyordu ki, "Hadi kızlar." diye seslenen babamla o tarafa doğru ilerledi. Sanırım Asaf'ın açıkça beni süzmesine anlam vermeye çalışıyordu. Fazla düşüncelere dalmak benlik değildi ve tam olarak omuz silkerek peşinden ilerleyip, araba bindim. ... Geldiğimiz devasa büyüklüğündeki hastaneye bakarak gülümsedim. Stajyerliğimi yaptığım Kore'deki hastaneden buraya, intern doktor olarak çalışmak için gelmek beni heyecanlandırıyordu. Kore'deki hastane kadar gösterişli değildi ama sade ve güven kokan bir ortam gibi görünüyordu. Bunu huzurla gülümseyerek karşıladım. Adımlarımızı hastane içine atıp başhekimin odasına doğru ilerletiyorduk. Bizimle bir başkasının ilgilenmesine gerek yoktu çünkü Cansu'da bu hastanede intern doktor olarak çalışacaktı ve burada stajyerlik yaptığı için hastanenin her bir katını ezbere biliyordu. Bu sene son senemizdi ve okulla pek bir alakamız olmasa da, hem okulda hem de çalıştığım ortamda tanıdığın olması rahat hissetmeme vesile oluyordu. "Bu taraftan." diyerek eliyle bizi yola gösteren Cansu'ya samimi bir gülüş sergiledim. Gösterdiği yoldan ilerleyip, köşeyi dönünce karşımıza çıkan 'Başhekim Odası.' yazan yazıyı görünce gülümsemem genişledi ve heyecanım arttı. Babam kapıyı iki kere tıklatıp içeriden 'Gel.' komutunu duyunca kapıyı açıp içeri girdi. Peşinden bizde sırayla girerken en sonda kaldığım için kapıyı usulca kapatıp babamın yanına ilerledim. Baş hekim olduğunu düşündüğüm adam, bizi görünce samimi bir gülümseme sundu. "Merhaba, ben başhekim Harun Yılmaz." dedi ve elini uzattı. Peş peşe herkes elini sıkarken kendini tanıtmayı da ihmal etmedi. Babam ve Mehmet amca karşılıklı koltuklarda yerini alırken, Cansu ve ben ayakta dikeliyorduk. Babamlar, Harun beyle sıkı bir sohbete girerken ben yan tarafımızda kalan camdan dışarı seyrediyordum. Hastanenin ek binası vardı ve iki binayı birbirine bağlayan uzun koridordaki insanları, oradan geçirdikleri sedyeleri görebiliyordum. Buranın güzel bir manzarası vardı, karanlık çökünce yanan ışıkların ortaya çıkaracağı manzara hayal ettim. Güzeldi. Her zaman manzara insanı olan ben, buranın manzarasını hayal etmek beni mutlu etmişti. "Cansu, Nabi'ye hastaneyi gezdir." Haldun beyden gelen sesle dışarı izleyen gözlerimi çevirip ona döndüm. Yüzündeki sıcak gülümseme devam ederken gözlerime baktı, başımla onay verip odadan çıkan Cansu'nun peşinden çıktım. Hastanenin büyüklüğü; yüksekliğinden değildi, genişlemesineydi. Fazla katı yoktu, tahminen yedi-sekiz kat falandı. Giriş katı acil servisti. Geri kalan katları da sırasıyla gezip, poliklinikler, dinlenme odası, doktorlar odası vs. her şeyi göstermiş yerini ezberletmişti. Bizim işimiz genelde ikinci ve üçüncü katta doktorların dinlenme odası, poliklinikler olacaktı. Diğer ek binayı sorduğumda ise yoğun bakım ünitelerin, ameliyathanelerin genelinin orada olduğunu öğrenmiştim. Bulunduğumuz bina içerisinde bazı katlarda ameliyathane vardı ama onları acil durumlarda kullandıklarını belirtmişti. Her şeyi aklıma kazırken omuz silktim, eninde sonunda burada olacağım için zaten zamanla hepsini gezerek öğrenebilirdim. "Ne zaman başlayacağız?" diye soru yönelttim. Buranın sistemini bilmiyordum, Kore'de olmuş olsaydım tahminen bir kaç güne başlamış olurdum. "Bilmiyorum, birazdan öğreniriz." dedi ve asansöre ilerledi. Peşinden ilerleyip asansörün yanına durduk. Düğmesine basıp gelmesini beklerken yanımıza koşarak gelen ikiliyle şaşkınlıkla baktım. "İrem? Bilge?" dedim şaşkınlığımı belli edercesine. İkili koşmanın etkisiyle nefes nefese kalmış, derin derin soluklanırken gülümsüyorlardı. "Selam Nabi" dedi Bilge. "Merhaba Nabi." dedi İrem. "Sizin burada işiniz ne?" diye sordum şaşkınca gülümserken. İkili üzerindeki kıyafetleri işaret edince onların üzerinde hemşire önlüğü olduğunun yeni farkına varmıştım. "Cidden mi?" dedim bir kez daha şaşırırken. Onaylar şekilde başını salladılar. Burada hemşire olduklarını söylememişlerdi ama buna mutlu olmuştum. Resmen tüm mahallenin gençleri hastaneyi ele geçirmiş gibi hissediyordum ve bu his bende aşırı haz uyandırıyordu. "Acele acele geldik ve acele acele geri döneceğiz, seninle mahallede uzun uzun sohbet ederiz Nabi ama önceliğimiz dedikoduyu anlatmak." dedi İrem ve sakinleşen nefesleriyle kahkaha attı. Anlatacağı dedikodu önemli bir konu olsa gerek. Gülümsedim. "Başhekim yardımcısı Ayla hanım başka şehre gidiyormuş." dedi Bilge, İrem'in konuşmasını devralarak. Ayla hanımın kim olduğunu bilmediğim için dinlemekle kaldım ama Cansu'nun kahkahası tüm koridoru doldurmuştu. Bu haline şaşkınlıkla baktım, bu kadın nasıl biriydi de gitmelerine seviniyorlardı? "Ciddi olamazsın!" sevinçle söylendi ve yerinde oynamaya başlamıştı, o sırada asansörün kapısı açılmış ve içerisinden çıkan insanlar 'Bunlar delirmiş.' der gibi bakıyordu. Tanımadığım insanların düşüncelerini önemseyen biri değildim, o yüzden pekte umursamadım. Cansu oynamasını bir anda durdurup, ikiliye yaklaşarak sessizce fısıldadı. "Yerine gelecek olan kişi kim peki belirlendi mi?" Bilge ve İrem birbirine bakıp gülümsedi ve aynı Cansu gibi yaklaşarak fısıldadı. "Hastanede çalışan biri değilmiş, dışarıdan biri geliyormuş." dedi Bilge. İrem ise peşinden devam etti. "Üstelik genç bir erkekmiş." Cansu, aldığı bilgilerle tek kaşını kaldırıp düşünmeye başlamış bir hali vardı. Kimin geleceğini düşündüğüne emindim, hatta gelen kişinin ne denli birisi olduğunu hayalini bile kurduğuna emindim. Cansu iyi kızdı ama erkeklere hayrandı. Bir erkek olsaydı çapkın erkek kavramına çok yakışırdı. Şu iki günde bunu anlayabilmiştim. Ama biliyordum ki Cansu'nun sadece hareketleri ve düşünceleri öyleydi, iş icraata gelince utangaç birisi olduğunu düşünüyordum. Bilmiyorum belki de değildi. "Yakışıklı biri olduğuna dair söylentiler var ama güvenemiyorum. En son başhekim gelmeden önce de yakışıklı genç demişlerdi ama yaşlı moruk çıktı." dedi sitemli bir ses tonuyla İrem. Bu haline gülümsedim. Hastanenin doktorlarını ya da çalışanlarını henüz bilmiyordum ama bu kızların bu kadar yakışıklı erkek görme hevesini gördükçe, hastanedeki erkeklerin tipsiz olduğunu düşünecektim. Gerçi hiçbirinin tipi benim umurumda değildi, ben sadece bana katacakları deneyimlere ve zekalarına bakardım. Bu ister yakışıklı, tipsiz, ister genç, yaşlı olsun önemli değildi. Tek hedefim gerçek bir doktor olup istediğim alanda uzmanlaşmaktı. O sırada Bilge'nin telefonu çaldı ve Bilge cebinden telefonunun çıkararak açtı. Karşı taraf her ne dediyse gözlerini korku ile açarak, kısa bir 'Tamam.' cümlesiyle telefonu kapatıp İrem'e döndü. "Hemen gitmemiz gerekiyor, despot bizi arıyormuş." dedi hızla. İrem'in de gözleri korku ile büyürken bize bir 'Görüşürüz.' kelimesiyle veda edip koşar adımla uzaklaşmışlardı. Despot dedikleri her kimse ondan baya çekiniyor olmalılardı. Tahminen başhemşiredir diye düşünüyordum. "Hadi artık gidelim." ... Hastaneden çıkıp, babam ve Mehmet amcanın arkasında ilerlerken ortamda koca bir sessizlik vardı. Daha doğru Cansu ve benim aramdaydı bu sessizlik, yoksa babam ve Mehmet amca gülüşerek bir şeyler konuşuyordu. Babamın demesine göre haftaya çalışmama başlayabilirdim. Cansu ise benden erken başlayıp yarın görev başına gidecekti. Sanırım Türkiye'ye yeni gelmiş olmamdan kaynaklı bana zaman tanımış olmalıydı Harun bey. Her ne kadar güzel bir davranışta bulunsa da ben erkenden başlamak istiyordum ama yine de sesimi çıkarmadım. Bana kalan süreyi sonuna kadar değerlendirmem gerekiyordu çünkü biliyordum ki çalışmaya başladığımda kendimi işime adayacak ve kendime bile zaman ayıramayacaktım. Çünkü ben çalışmaya aşık bir insandım. Bu sadece işle ilgili değildi. Derslerime çalışırken de, tatillerde girdiğim yarı zamanlı işlerde de aynısıydı. Bir işe başlayınca sonucunda güzel sonuçlar elde etmeden bırakamıyordum, bu şekilde büyümüş, bu şekilde devam edecektim. Bu benim yazılı olmayan bir kuralımdı. Başladığın işin hakkını sonuna kadar ver! "İstersen seninle mahalleye gitmek yerine, şehri gezelim?" Cansu'nun sorusu üzerine başımı sallayıp onayladım. Şehri gezmek, tanımak benim için iyiydi. Artık burada yaşıyor olacaksam, neyin nerede olduğunu bilmem gerekiyordu. Her şeyden önce evden ne kadar uzaklıkta olduklarını da hesaplamam gerekiyordu. Sonuçta ben sabahları yürüyüş yapmayı seven bir insanım. Güne zinde başlamak için her sabah erkenden kalkar kahve eşliğinde yürüyüşümü yapardım. Artık burada da alışık olduğum düzene dönmem gerekiyordu. "Baba." Babam omzunun üzerinden baktı ve "Efendim kızım?" diye cevap verdi. Hızlı adımlarla yanına ilerleyip koluna girdim. Başımı omzuna yaslayıp adımlarına eşlik etmeye çalıştım. "Cansu bana şehri gezdirecek, izin veriyor musun?" dedim yanağımı omzuna sürterek. Bu hareketimi sevdiğini biliyordum. Alacağım cevabıda net bir şekilde biliyordum. Normal de babam yaptıklarıma karışan bir insan değildi ama ben yine de her defasında ona sorar o şekilde hareket ederdim. Bu korkudan değildi, sadece babama olan saygımdandı. Elini saçlarımın arasına karıştırıp gülümsedi, ardından alnımdan öperek "Tabi ki kızım ama fazla geç kalmayın." dedi. Gülümsedim. Yanağına kocaman bir öpücük kondurup hızla yanlarından uzaklaştık. Nerelere gidecektik bilmiyorum ama hafızam kuvvetliydi. Geçtiğim yolları kolay kolay unutan biri değildim. İlk gezme sonucunda aklıma kazanacak bir çok yer olacaktı emindim. "Şuradan dolmuşa binelim." dedi Cansu, gösterdiği dolmuş durağına ilerlerken. "Gideceğimiz yer uzak mı?" Başını iki yana salladı. "Fazla değil, yirmi dakika falan yürüme mesafesine." "O halde yürüyelim?" dedim gözlerine bakarak. Yürümek istiyordum, dolmuşları daha doğrusu kalabalık araçları pek sevmez, tercih etmezdim. Cansu omuz silkip "Olur." dedi ve ardından yolun karşısına geçerek yürüme başladık. Geçtiğimiz her sokağı, her köşeyi ince ayrıntısına kadar inceliyor ve hafızama kazıyordum. Geçtiğim sokaklar birbirinin benzeri olsa da güzel bir ortamdı, belki de mahalle. "Şuradan birer kahve alalım mı?" dedi Cansu, karşısında kalan kafeyi göstererek. Yaklaşık on beş dakika yürüme mesafesine yakın bir kafeye denk gelmiştik. Konum olarak güzel yerdeydi. Pek fazla bilmiyorum ama işlek bir cadde olduğunu tahmin ediyordum. "Olur." dedim ve kafeye girmek için ilk adımı ben attım. Bu gün kahve içmemiştim ve aşırı canım çekmişti. Kafeye girdiğimde burnuma dolan kahve kokusuyla gözlerimi kapatıp gülümsedim. Her şeyden önce bu koku beni ben yapan nadide şeylerden biriydi. Kahvesiz gün geçirmeyi düşünmek istemiyordum. Yüzümde kocaman bir gülümseme ile tezgaha ilerledim. Kendime soğuk esspresso söylerken, Cansu ıced americano söylemişti. Bu sıcak ve nem oranın fazla olduğu havada sıcak kahve tüketemezdim. Eve gidince kendime Türk kahvesi yapar içerdim. Bu lezzeti bu seneye kadar hiç tatmamıştım ama bu senenin başında babam içerken yanında bende tüketmiş ve aşığı olmuştum. Kore'deki arkadaş grubum Türk kahvesini sevmezdi lakin ben çok sevmiş hatta günde en az bir kere tüketmeye başlamıştım. Siparişlerimiz hazır olana kadar beklerken gözlerimle kafeyi bir kez daha inceledim. Yer yer renkli eşyalarla dizayn edilmiş, üst katı olduğunun habercisi olan merdiven mermerlerden oluşmuş, tavanında ben buradayım diye bağıran ayna ile aşırı şık, modern ve rahat hissettiren bir ortam yaratmışlardı. Ne zenginlerin ne de fakirlerin ayrımı olmayan bir ortama sıcak kahve kokuları da eklenince buraya kamp kurabilirdim. Anlaşılan yeni mekanım burası olacaktı. Gözlerimle etrafı gülücüklerle incelerken kapıya takıldı bakışlarım. Yüzümdeki gülümseme yavaş yavaş silinirken, bir çift mavinin esiri olmuştu elalarım. Anlamlandıramadığım bir şekilde her yerde karşıma çıkıyor olması tesadüf müydü? Ya da anlamlandıramadığım bir şekilde gözlerimiz her buluştuğunda hiç bir duygu barındırmadan dakikalarca bakması normal miydi? İnsanlar duygularını sözle, davranışlarıyla saklasa da gözlerinde belirtmez miydi? Peki neden Asaf'ın gözlerinde hiç bir duygu yoktu ya da ben mi okumayı başaramıyordum? Asaf, gözlerini benden alarak bir adım atıp harekete geçtiğin de arkasında kalan bedene kaydı gözlerim. Her halinden manken olduğu anlaşılan güzel bir kız girmiş ve Asaf'ın yanında yerini almıştı. İstemsizce kaşlarım kalkarken gülümsedim. Uzun boyuna giydiği mini elbise bacaklarının pürüzsüzlüğünü ortaya sermiş ve bu herkesin imrenerek bakmasına neden oluyordu. Güzel kızdı, Asaf'ın yanına yakışacak bir kızdı. Ondan çirkinini düşünemiyordum Asaf'ın yanında. Heybetli duruşunun yanında ince ve uzun beden olması ikiliyi herkesten ön plana çıkarıyordu. Gülümsedim. Gözlerimle kızı inceleme işini bitirirken kendime baktım bir de. Dar bir pantolon ve üzerine giydiğim askılı bir bluz ile o kızın yanında sönük kalıyordum. Zaten Asaf ile yan yana gelmiş olsak göğsüne gelecek kadar boyum vardı. Hayır ben kısa değildim, onlar fazla uzundu. Kız ve kendimi kıyaslama yaptığımı farkına varırken sinirlendim. Neden bir kızla kendimi kıyaslama yapma gereği duymuştum ki? Sinirle başımı çevirip tezgahtara seslendim. "Kahveler hala hazır değil mi?" Tezgahtar, Asaf ile kızın siparişini alırken gözlerini bana çevirdi. "İki dakikaya hazır olur hanımefendi." dedi ve tekrar ikiliye döndü. Gözlerim bu sefer sesi çıkmayan Cansu'ya döndü ama gördüğüm şey Asaf ve kıza sinirle, kıskançlık dolu gözlerle baktığını fark ettim. Kıskanmış olmalıydı sonuçta Asaf'tan hoşlandığını her halinden anlayabilirdiniz. Kimse hoşlandığı ya da bir takım duygular beslediği birisinin yanında başka bir cinsi görmek istemezdi, yani ben istemezdim. "Buyurun kahveleriniz hazır." Önüme konulan kahveyi almadan önce Cansu'yu dürttüm. O da benim gibi önüne dönüp kahveyi alırken Asaf, kızın belini tutup ileri masaya yönlendiriyordu. Gözlerime bu sefer bakmamıştı. Bakmasın da. Anlamlandıramadığım bir bakışmayı sürdürmek istemiyordum. Cansu önde ben arkasında kapıya doğru ilerlerken son kez bulundukları masaya gözlerim kaydı. Kız karşısında neşeli haliyle bir şeyler anlatırken, Asaf dikkatlice onu dinliyordu. Şaşırdım. Bu şaşkınlığım sadece kızı dinlerken gözlerinde oluşan hafif kırıntıyı fark etmiş olmamdı. Gözlerinde mutluluğu bir tek ben anlamış olamazdım. Şaşkınlıkla, gözlerim ikili üzerinde ilerlerken çarptığım beden karşısında geriye doğru sendelemiş ve tam düşecekken belime sarılan başka kollarla nefesimi tuttum. Gözleri korkuyla kapanırken elimden düşen kahve bardağının ıslaklığını üzerimde hissediyordum. "İyi misiniz?" Duyduğum yabancı ses tonuyla gözlerimi yavaşça aralarken, belime dolanan kollar; bükülen bedenimi doğrultmuştu. Gözlerim tam açılınca karşımda daha önce Asaf'ın yanında gördüğüm adamla kaşlarımı kaldırdım. Yırtık çoraptan fırlayan parmak gibi bir yerlerden fırlıyorlardı. Sinir sistemimle oynamak için var gibiydiler. Yine de düşmekten kurtardığı için yüzüme samimi bir gülümseme yerleştirip başımı salladım. "İyiyim teşekkür ederim." dedim ve ardından ikimizin üzerine dökülen kahvenin, gömlekte bıraktığı lekeye baktım. "Özür dilerim, önüme bakmıyordum." "Önemli değil." dedi sıcak bir gülümsemeyle. Belki de samimi bir insandı. Cevap vermek yerine yüzüne karşı hafif tebessüm sundum. Karşılık olarak daha çok gülümserken, hala belime sarılı kollarını bırakmadığını ve fazla yakın olduğumuzu yeni kavramıştım. Ürperdim, o da yeni farkına varıyormuş gibi gözleri şaşkınlıkla açılırken, kafeyi sarsan sesiyle Asaf bağırdı. "Cemil!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD