BÖLÜM (Krallığıma Hoş geldin Kelebek)

1048 Words
Melodi sonlanıp, sessizleşirken kelebeklerde sakinleşmiş, eskisi kadar kanat sesleri duyulmuyordu. Gözlerini aralayıp burukça gülümsedi. Güzel anılara eklenen bir anıya daha sahip olmuştu. Korkuyla başlayan anının gelişmesi güzeldi ama henüz sonuca varamamıştı. Anın ve bahçenin büyüsünden çıkıp kendisine gelirken, kolundaki sızıyı yeni hatırlamış gibi oraya baktı. Kolunun her yeri kan içinde kalmış, akan kanlar üzerini, bacaklarını kana bulamasına neden olmuştu. Omuz silkti. Daha öncede yara içinde kaldığı zamanlar olmuştu, fevri bir çocukluğa sahipseniz vücudunuzun bir çok yerinde yara görmüşlüğünüz vardır. Geldiği yerden geri dönüp, merdivenlerden yukarı çıktı. Kırılan cam parçaları hala duruyordu, umursamadan üzerine basıp kapıya ilerledi. "Hadi artık bu kadar yeter, açın kapıyı." dedi bıkkın bir ses tonuyla. Sıkılmıştı bu durumdan. Ani ruh değişiklikleri yaşıyordu ve burada kalmaya devam ettikçe sağlıklı ruh halini kaybedecek gibiydi. Kapıya bir kaç kere vurdu, bekledi. Hala bir ses duyulmazken tüm sinirini alacakmış gibi bir tekme savurdu. O esnada hafif başı dönmüş, yerinde yalpalamıştı. Kolunu sarmayı unuttuğu için, fazla kan kaybetmiş olmalıydı. Kendi kendine mırıldanırken duvardan destek alıp elini başına attı. Gözlerini kapatıp başının dönmesinin dinmesini bekledi. Sakin sakin nefesler alıp veriyor, kendini telkin etmeye çalışıyordu. Üzerindeki tişörtün ucunu yırtıp, koluna sararken dışarıdan gelen tıkırtılarla başını kaldırıp kapıya çevirdi. Kapı açılıp karşısında daha önce görmediği bir yüz belirmiş ve tek kaşını kaldırmıştı. Yarasını sarma işlemini tamamlamış, ağır adımlarla adama ilerlemişti. Şimdi karşısında kaşları kalkık bir şekilde duruyordu. "Gidiyoruz." demiş ve arkasını dönüp ilerleyen adamın peşinden ilerlemişti. Burası tam olarak neresiydi bilmiyordu fakat geçtiği uzun ve karanlık koridoru aydınlatan kırmızı, mavi ışık tonların verdiği hisle ürpermişti. Kırmızı ve mavi renkler, sevdiği renklerdi ve sevdiği renklerin bu kadar ürpertici olacağını düşünmemişti ya da bulunduğu ortamın etkisiyle renkler ürpertici geliyordu, emin olamamıştı. Uzun koridoru geçip köşeyi dönen adamın arkasından ilerlerken, adamın durmasıyla durmuş, adamın ne yaptığını inceliyordu. Adam önünde duran boş duvarın köşesindeki -dikkat etmediğin sürece anlaşılmayan- kırmızı noktaya elini bastırmıştı. Bir kaç saniye sonra duvarın hareket etmesiyle açılan koridora şaşkınlıkla bakmıştı. Burası geldiği koridordan daha geniş ve daha aydınlıktı. Burada kırmızı, mavi ışıklar yerine beyaz ve sarı ışıklar tercih edilmişti ve koridorun her bir noktasını net bir şekilde görebiliyordun. İlerledikçe yükselen seslerle, etrafta daha fazla insan yoğunluğu vardı. Yanlarından geçen insan önündeki adamı gördükçe uzaklaşıyor, kafalarını başka yöne çeviriyorlar, bize bakmıyorlardı. Adam ilerledikçe tüm yollar bize açılıyordu. İlerledikçe burnuna dolan alkol ve sigara kokusu ise kaşlarını mümkünmüş gibi daha çok çatmasına neden olmuştu. Bir binanın altında, farklı bir gezegende gibiydi. İlerleyip, seslerin geldiği yöne doğru ilerlerken önündeki adamın durup, başka bir adamla konuşurken dikkatini çeken, ikisinin de bileğindeki kelebek dövmesi olmuştu. Aralarında ciddi yüz ifadeleriyle resmi bir şeyler konuştuğunu anlarken kendisi başını, yan tarafta kalan gürültülü yere çevirmiş ve dinlemişti. İnsanların deli gibi dans edip eğlendiği, kimisinin alkol alırken kimisinin sigara eşliğinde sohbetler edip kahkaha attığı, kimisinin ortadaki stipriz eşliğinde hareketler sergiliyordu. Şaşkınlıkla etrafa bakarken, bileğinden tutulup çekilmesiyle önüne dönmüş ve adamdan bileğini kurtarıp peşine takılmıştı. Tekrar sessiz koridorda yol alırken, sesler ve insanlar gittikçe uzaklaşıyordu. "Bundan sonrasını tek başına ilerleyeceksin." Diyen adam, eliyle ileriyi gösterip, "Yolun sonunda sağdaki kapıdan içeri gireceksin. Başka odaya girmek gibi hata yapma yoksa..." demiş ve baş parmağıyla boğazını keser gibi yapıp, sinsi bir gülüş sergilemişti. Nabi, başını usulca sallayıp adamın alayla gülen yüzüne bakmıştı ve ilk kez o an fark etmişti adamın yüzündeki kesikleri. Korkutucu görünüyordu ama tepki vermemek için sabit durmaya çalıştı. Adam ise ondan korkmayıp uzaklaşmayan kişiyle şaşkınca baksa da kendisini toplaması anlık olmuştu. Başını iki yana sallayıp arkasını dönerek uzaklaşan adamın arkasından derin bir nefes almıştı Nabi. Adamın gösterdiği koridorda ilerlerken gördüğü farklı kapılarla kaşlarını kaldırdı. Kapı arkalarından yükselen çığlık ve inleme sesleriyle kaşlarını daha çok kaldırmış ve birazda korkmuştu. Kapıyı açıp içeri girip neler olduğuna bakmak istiyordu ama onu buraya getiren adamın sözlerini ciddiye alması gerekiyordu. Neler olabileceği hakkında bir fikri bile yoktu. Koridorun ortasından ilerleyip sonuna yaklaşıp, sağdaki kapının önünde durmuştu. İçeride onu ne gibi bir şey bekliyordu bilmiyordu ama içi korku doluydu. Geri dönüp kaçmayı bile düşünmüştü ama labirent gibi bir yerde yolunu nasıl bulabilirdi? Gözleri geldiği koridor ve önünde durduğu kapı arasında mekik dokurken karar vermeye çalışıyordu. Ya içeride onu daha kötüsü bekliyorsa? Kendi kararları arasında düşünürken solunda kalan kapının açılmasıyla oraya dönmüş ve içeriden gelen inleme sesiyle odaya odaklanmıştı. Kapıdan çıkan eli yüzü kanlar içinde kalan adamın arkasından iplere asılı çıplak ve göğsünün bir kaç yerinden sızan kanlı kadını ve arkasında çıplak yer alan adamın ilişkiye girmesine şahit olmuştu ve gözleri şaşkınlıkla kocaman asılmıştı. Dudakları arasından kocaman bir "Siktir." dökülürken, kapıyı açan yüzü kanlı adamın gözleriyle buluşmuş ve adamın elindeki ince bıçağı görünce yutkunmuştu. Adamın onun korku dolu yüzüne sinsi bir gülümsemeyle bakıp, kolunu ona doğru uzatınca; Nabi hızla önündeki kapıyı açıp içeriye girmiş ve ardından kapıyı kapatıp sırtını kapıya yaslamıştı. Eli kalbinin üzerinde derin derin nefesler alırken, korkudan bacakları titriyordu. Az önce gördüklerini sindirmeye çalışıyordu. "Nereye düştüm ben?" demiş ve dizlerinin üzerinde eğilerek sakinleşmeye çalışmıştı. Ne zaman aktığını bilmediği göz yaşları önünde küçük göletler oluştururken, elinin tersiyle yaşları silmiş ve derin nefesler almıştı. Kaç yıllık yaşantısına böyle bir şeye ilk kez şahit oluyordu. Cinsel ilişkiye girmek neyse de, kanlı bir ilişki mi? Kafasını iki yana sallayıp düşüncelerden çıkarken, başını yerden kaldırıp etrafına baktı. Şimdi şaşkınlığa girip ağlamanın zamanı değildi, bir an önce buradan çıkmanın yolunu bulması gerekiyordu. Odanın ne kadar büyük olduğunu anlayamıyordu çünkü odanın belirli bir kısmından sonrası zifiri karanlıktı. Oda diyordu ama koridor olma olasılığı da vardı. Yerinde doğrulup adımlarını karanlığa doğru atarken nefesini tutmuştu. Aydınlık olan yerde hiç bir şey yoktu. Olanlar emindi ki karanlığın içinde hapsolmuştu. Duvardan destek alarak ilerlemeye çalışmış ama önüne çıkan masaya ayağını vurmuştu. Bu sefer masadan destek alarak ilerlemeye çalışmış önüne her çıkan engelde bir yerlerini vurmuştu. Sonunda kafasını sert ama bir o kadarda yumuşak bir şeye çarparken dudaklarından çığlık kopmuştu ama çığlığı yarıda kesilip, bir el tarafından içine bastırılmıştı. Beline dolanan kollar, dudakları üzerine bastırılan elle bastırmadığı korku katlanarak gün yüzüne çıkarken gözlerinden yaşlar hızlı hızlı dökülmeye başlamıştı. O esnada yüzüne yaklaşan bedenin sıcak nefesi yüzüne, oradan da boynuna ilerlemiş ve yumuşak dudakları boynunda yerini alıp, bir kaç saniye kokusunu koklayarak öylece beklemişti. Nabi bu duruma kasılırken, gözleri kocaman açılmıştı. Saniyeler sonra kulağındaki sıcak nefesin yerine ıslak dudakları yer almış ve daha önce duyduğu ses tonu bomba gibi konuşmuştu. Ama bu sefer Türkçe değil, kendi dilinde tercüme edilmişti. "내 영역에 오신 것을 환영합니다, 나비." (Benim krallığıma hoş geldin, Kelebek.)
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD