Bahçenin tahta kapısını açarak içeriye girdiğimde, mahalle sakinlerinin bakışları üzerimdeydi. Hemen evimin sağ çaprazındaki evin kapısı açıldığında çantamdan anahtarı çıkartmıştım.
"Merhaba kızım. Yeni mi taşındın buraya?" Ellili yaşlardaki kadına tebessümle baktım. "Merhaba. Evet yeni taşındım."
"İyi iyi... Aç mısın?" Bahçeye girdiğinde anahtarı avucuma alarak bekledim. "Ben Aynur. Ama bana Aynur Teyze de." Çok konuştuğu şimdiden belli oluyordu.
"Senin ismin ne güzel kızım? Maşallah bir içim su? Çin'li misin?" Samimiyeti karşısında içten gülümseyerek elimi uzattım.
"İsmim Masal Âla. Hayır, Çin'li değilim." Elimi tutmak yerine bana sıkıca sarıldığında kıkırdamıştı.
"Ne bileyim ben kızım? Gözlerin böyle olunca bizim kızın sevdiği adamlara benzettim. Hani kurbağa yiyenler var ya, bizim kız onlara aşık. Neresine aşık olduysa artık." Ayak üstü sohbet etmesi ilgimi çekmişti ama şu an o kadar aç ve yorgundum ki bir an önce eve girmek istiyordum.
"Anne? Nereye kayboldun?" Aynı evden çıkan, yirmili yaşlarda görünen kız beni görür görmez bahçeye doğru ilerledi.
"Merhaba. Sanırım yeni taşınan kişisiniz." Diyerek annesine baktığında gülümsedi.
"Evet."
"Kızım ailen yok mu? Tek başına mı yaşayacaksın?"
"Anne yarın konuşursunuz. Yeni komşumuz çok yorgundur şimdi. Değil mi?" Kafamı sallayarak gülümsedim.
"Çok yorgunum. Müsadenizle dinlenmek istiyorum." Dediğimde, Aynur ve henüz ismini öğrenmediğim kızı iyi geceler dileyerek bahçeden çıktılar.
"Anne gece gece kızcağızı sorguya almışsın. Ayıp ya! Vallahi de ayıp."
"Sus kız! Sana ne?" Kızının koluna girdiğinde kısık sesle konuşmaya çalışsa bile sesini çok net bir şekilde işittim.
"Ama çok güzel değil mi? Bir içim su. Bak abine söyle bu kızı kaçırmasın. Karaca'dan sonra iyice dellendi."
"Anne Allah aşkına yeter artık. Abimi azıcık seviyorsan yeter. Karışma artık ona." Anne kız evin bahçesine girdiklerinde fısıldamalarını duyamamıştım artık.
Avucumdaki anahtarı yuvasına takarak kapıyı açtım. Valizimi içeriye alarak evin ışıklarını açtım. Anahtarı kapının girişindeki küçük cam tabağa bırakarak ayakkabılarımı çıkarttım. Krem, bordo rengin hakim olduğu evi incelemek için önce soltaraftaki kapıdan içeriye baktım. Burası küçük bir salondu. Hemen salonun karşısında ise mutfak dururken, yukarıda ise dört tane oda bulunuyordu. Benim için kurulan odaya girdiğimde, eşyalarımı odanın ortasına bıraktım. Yıllarca yardımcılarım bana yardım ederken daha önce hiç ev işi yapmamıştım. Elimden sadece bahçe işleri geliyordu. Onu da küçüklükten beri olan çiçek sevgim sayesinde geliştirmiştim.
Odam tamamen beyaz ve altın sarısıyla hakimdi. Bahadır burayı ben gelmeden önce güzelce elinden geçirmişti. Adadan getirilen diğer kıyafetlerim özenle dolaba yerleştirilmişti. İçinden saten kısa pijama takımımı alarak havlumu ve iç çamaşırlarımı da aldıktan sonra ebeveyn banyosuna girdim. Kısa bir duştan sonra mutfakta kendime atıştırmalık alarak salona geçmiştim.
Bedenim oldukça gevşemiş ve zihnim soru işaretlerinden arınmıştı. Benim için alınan yedek telefonu açarak Bahadır'ı aradım. Beni uzaktan izliyor olsa bile onunla konuşmam gerekiyordu.
Telefon karşı taraf tarafından açıldığında Sandivicimden bir ısırık aldım.
"Masal, nasılsın?"
"İyiyim..." Dediğimde etrafıma baktım. Saatler öncesinde şatomdayken şu an burada yalnız olmak garip hisettirmişti. İlk kez evimden ayrılmıştım ve ilk kez kendimi bu dünyaya yabancı hissetmiştim.
"Sesin yorgun geliyor."
"Çünkü yorgunum."
"Alparslan Agâh çok sorguladı mı?"
"Hayır. Hatta hiç sorgulamadan beni serbest bıraktı." Fazlasıyla kusursuz ilerliyorduk.
"Yine de ona pek güvenme. Her an başına bir iş açabilir."
"En fazla ne yapabilir ki?" Alayla söylediğimle kıkırdamıştım.
"Yine de dikkat et. Şu an düşmanları seni yem olarak görüyorlardır. Çünkü hâlâ haberi yalanlamadı."
"İnan bana şuan kafama takacağım son şey bile değil. Magazin dünyasında hemen unutulur." Bahadır, sıkıntıyla iç çekerek birkaç saniye sessizleşti.
"Bu arada ev harika olmuş." Diyerek sessizliği böldüğümde Bahadır gülmüştü.
"Hepsi senin için." Ses tonu oldukça umutlu çıkmıştı.
"Madem planımız iyi ilerliyor o zaman ben yatayım mı? Çok uykum geliyor. Saatlerce bir yerde rehin alındım farkında mısın?" Sahte isyanımla kıkırdamıştı.
"Bunun intikamını da almak gerekiyor şimdi değil mi? Sonuçta bir prensesi rehin almanın bedeli canıyla ödemektir." Benim gibi alayla konuşmuştu.
"Ve prensesin uyku vakti kaçmak üzere. Geç kalırsam çirkin bir büyücüye dönüşeceğim."
"İyi geceler prenses."
"İyi geceler." Diyerek telefonu kapattığımda elimdeki boş tabağı orta masaya bıraktım. Saat gece yarısını dakikalar geçiyordu bu yüzden günü güzel bir uyku çekerek sonlandırmak şu an tek isteğimdi.
Kirlettiğim bulaşıkları mutfak tezgahına bırakarak dış kapıyı iki kez kilitledikten sonra evin alt katındaki ışıkları söndürüp, yukarı çıktım. Küçük koridorun ışıklarını da kapattımda odama geçtim.
Yatağımın üzerindeki kremi kullanmak yerine çöpe atarak, odamın ışığını da söndürdükten sonra yatağıma uzanarak yorgun geçen günümün üzerinden özet geçtim. Şu anlık her şey kusursuzca ilerliyordu.
*
İlk kez gözlerimi kendi yatağım dışında bir yerde açmamın heyecanıyla uzandığım yerden gerinerek kalktım. Kolumun acısı hala devam ediyordu. Parmaklarımla yavaşça moraran yere masaj yaparak bir süre acısının dinmesini bekledim. Acısı tam olarak dinmese bile daha iyi hisettiğimde yataktan kalkarak tayt ve sporcu atletimi giyerek üstüne beyaz bir tişört giyerek saçımı yukarıda bağladım. Telefonum ve bluetooth kulaklığımı alarak evden çıktığımda saat henüz 06.00'ydı.
Müzik açarak sesini kısalttığımda, baheden çıkmıştım. Sabah sporu yapmasam bile yürüyüş yapmadan duramıyordum. Hayatım tamamen değişmesine rağmen bu alışkanlığımı bırakmazdım.
Şarkılarım ardı ardına devam ederken adımlarım yeni keşfetmeye çalıştığım mahalledeki tek sesti. Sanırım herkes uyuyordu. Ya da henüz dışarı çıkma vakitleri değillerdi. Mahalle küçük ve şirin müstakil evlerle süslenmişti. Küçük bir bakkal, küçük bir kahvehane ve küçük bir bayan kuaförünü görmüştüm. Mahalleden çıkarak biraz daha ilerlediğimde etraf kalabalıklaşmaya başlamıştı.
Bir saat boyunca yürüyüş yaparak eve gitmek için mahalleye tekrar giriş yaptığımda çalan telefonumu açtım.
"Günaydın prenses."
"Günaydın."
"Haberleri gördün mü?" Bahadır'ı dinlerken dudaklarımdan olumsuz bir ses çıkartarak telefonuma baktım. O sırada Bahadır, konuşmaya devam ediyordu.
"Havaalanındaki görüntüler hızla herkese ulaştığı için görüntüleri sildirememiş. Buna yetkisi olmadığı için yapamamış. Ama gazetecilerle ve televizyon kanallarıyla konuşmuş, haberi yalanlamış."
"Yani ilk başarısızlığımız oldu bile." Diye mırıldandım. Mahalle sakinlerinin beni süzen bakışlarını es geçerek bahçeye girdiğimde biraz ilerideki siyah takım kıyafetli adamlar ve siyah arabalar dikattimden kaçmamıştı. Bunlar Alparslan Agâh'ın adamlarıydı. Onlara dik dik bakarak Bahadır'ı dinlemeye devam ederek evin kapısının karşısında durdum.
"Alparslan Agâh burada." Dediğimde, Bahadır'ın sesi şaşkınlıkla çıkmıştı.
"Ne!"
"Masal dikkatli ol." Anahtarımı cam tabağa atarak salona girdiğimde konuşmak için araladığım dudaklarımı hızla üst üste bastırıp salonumun ortasında yayılarak oturan adama baktım. Bakışları üzerimde kısa bir süre dolaştı.
"Tamam. Kapat sen. Sonra konuşuruz." Diyerek telefonu kapattım.
"Senin burada ne işin var?" Siyahlar içine bürünen Alparslan Agâh Cihangir açtığı bacaklarını kapatarak ayağa kalktı.
"Sana da günaydın Âla." Alayla gülümsediğinde salonumda ilerledi. Bakışları etrafta dolaşırken her yeri dikkatle inceliyordu.
"Evin çok güzelmiş..." Eline aldığı bibloyu inceleyerek bana baktı. Hızla yayına ilerleyerek elindeki küçük kuğu biblosunu alarak yerine bıraktım
"Bundan sana ne? Eşkiyalığın bitti şimdi de hırsızlığa mı başladın?" Sert bakışları anında yüzümü bulduğunda uzun boyu karşısında küçücük kalmıştım.
"Sana son kez soracağım Masal Âla Demirhan," Aramızdaki dört adımlık mesafeyi iki adımla kapatarak yüzüme eğildiğinde siyah göz bebeklerime dikkatle baktı. "Kimin piyonusun?" Nefesinden akan yılanın zehri yüzümü sertçe ısırdı.
Kahverengi göz bebekleri dikkatle beni incelerken aynı şekilde ona dikkatle baktım. "Kimsenin piyonu değilim!" Üstüne basarak konuştuğumda birkaç saniye gözlerini kapatarak soluklandı.
"Sana akşama kadar süre veriyorum. Akşam, Nevşehir'den çıkmazsan senin için hiç iyi şeyler olmayacak." Arkasını dönüp gidecekken korkusuzca konuştum.
"Buradan hiçbir yere gitmiyorum! O altı boş tehditlerinle beni korkutamazsın! Kimsin sen ya? Kendini ne sanıyorsun?" Uzun bedeni salonun kapısında durduğunda sol omzunun üzerinden bana bakarak alayla sırıttı.
"Büyük ihtimalle yarına kadar kim olduğumu acı bir şekilde göreceksin küçük." Salondan çıkarak dışarıya çıktığında arkasından öfkeyle dışarı çıkmıştım.
Seni kibir yumağı! Kendini beğenmiş ukala! Eşkiya!
Az önce ilerideki siyah arabalar evimin bahçesinin karşısında durmuşlardı. Alparslan Agâh'ın korumaları bineceği arabanın arka kapısını açtığında bahçe kapısında bana baktı. Etraftaki insanları umursamadan bağırdım.
"Yarın seni muhakkak çaya bekliyorum." Sahte bir şekilde gülümseyerek el salladığımda arabaya binmişti. Camını aşağıya indirdiğinde bana sadece bakıyordu. Dümdüz, duygusuz bir şekilde beni son kez incelediğinde arabası hareketlendi.
Araba mahalleden çıkarken mahalle sakinleri fısıltılarla aralarında konuşuyorlardı. Arkama bile bakmadan içeriye girdiğimde öfkeden bütün bedenim titriyordu. Nereye attığım telefonumu sinirle ararken koltuğun üzerinde buldum. Bahadır'ı arayarak öfkeyle oturduğumda telefon açılmıştı.
"Neredesiniz?! Etrafımda onca koruma olacaktı! Beni korumakla kalmayıp, yörüngeme girer girmez beni haberdar edecektiniz!"
"Mas-"
"Kes sesini Bahadır! Eğer benim arkamdan iş çevirecekseniz bu işte yokum! Babama aynen böyle ilet!"
"Alparslan Agâh korunduğunu fark eder etmez her şeyi öğrenir. Bu yüzden Savaş Bey planda birkaç değişiklik yaptı."
"Bana ihanet edemezsiniz! Canım pahasına bu işe girdim! Şimdi ise beni savunmasız bir şekilde bırakamazsınız!"
"Özür dilerim Masal." Sesi mahcup çıkmıştı. Ama beni sakinleştirmemişti.
"Dileme!" Diye bağırdığım. "Özür dileme Bahadır. Beni koruyun. Bu oyunda yenilmek istemiyorum anlıyor musun? Kazanmak istiyorum."
"Babanı bir şekilde ikna edeceğim." Dediğinde, iç çekti. "Sakin ol ve beni bekle. Sakın kendi başına işler çevirme. Kendini koru."
"Baş üstüne efendim!" Alayla konuşarak telefonu yüzüne kapattığımda az önceki öfkem hala aynı yerinde duruyordu.
Böyle planlamamıştım! Bu işe başlar başlamaz korunacaktım ama etrafımda tek bir adam bile yokmuş! Babam bana şimdiden ihanet etmişti!
Sinirden ağrıyan başımı ovalayarak odama girdim. Kısa bir duştan sonra kendi çabamla kahvaltı hazırlamış, kahvaltımı yapmıştım. Dün kusursuz ilerleyen planıma sevinirken şimdi ise yalnız bırakılmanın siniriyle köpürüyordum.
Babam neye güveniyordu acaba! O saklandığı ininden korkudan çıkmazken beni düşmanlarının inine göndermişti. Şimdi ise tek başıma bırakmıştı!
Çalan zille ayaklanarak dışarıya çıktığımda karşımda mahallenin kadınlarından neredeyse yarısını görmemle bir an afalladım.
"Merhaba Masal kızım." Dün akşam tanıştığım Aynur Hanım elindeki cam tepsiyi bana uzattığında koluna taktığı çantasından halı terliği çıkartarak ayaklarına giydi.
"Merhaba... Hoş geldiniz." Nezaket göstererek içeriyi tam gösterecekken Aynur Hanım elimdeki tepsiyi alarak içeriye girdi.
"Rahatsızlık vermedik umarım." Diyen orta yaşlardaki, alımlı kadına tebessüm ettim.
"Ne rahatsızlığı, buyrun tekrar hoş geldiniz." Evimdeki terlikler kadınların ayaklarına uymadığı için onlara vermemiştim. Bu yüzden ayakkabılarını çıkartarak içeri girmişlerdi.
Altı kadınların üçü bir koltuğa, diğer üçü de diğer koltuğa geçtiğinde ellerindeki pasta börek olduğunu tahmin ettiğim tepsi ve saklama kaplarını bana uzattılar.
"Kusurumuza bakma böyle çat kapı da geldik kızım." Aralarındaki en yaşlı görünen eşarp takan kadının elindeki borcamı aldım.
"Gerçekten sorun değil. Ne zahmet ettiniz. Teşekkür ederim bu güzel ikramlarınız için."
"Masal kızımla dün akşam tanışmıştık biz." Aynur Hanım'ın konuşmasıyla ellerimdeki saklama kaplarını mutfağa taşıdım.
"Yardım edeyim isterseniz." Az önceki alımlı kadın bana yardım ederek diğer kalan tepsileri mutfağa taşıdığında elindekileri mutfak tezgahına bıraktı.
"Tanışmadık biz," Elini uzattığında, "Ben Ayla, mahallenin kuaför ablasıyım." Deyip gülümsedi.
"Masal Âla." Diyerek elini sıktığımda içeriden gelen fısıltıları net bir şekilde işitiyordum.
"Maşallah çok güzel kız."
"Bir içim su maşallah."
"Aynur bak fazla heveslenme Yusuf Ali Karaca'dan başkasına bakmaz." Yusuf Ali kimdi? Dünden beri sürekli ismini duyuyordum. Açıkçası ilgilenmesem bile merak etmiştim. Olayı neden bu kadar dramatize ettiklerini anlamamıştım.
"Kusura bakma böyle çat kapı da geldik. Ama Aynur'u tutamadık." Mahçup ifadesine karşılık gülümsemiştim. Birlikte salona girdiğimizde, bütün bakışlar üzerime çekilmişti.
"Kızım nerelisin? Çin'li gibisin, kaşların gözlerin ne güzel, maşallah."
"Çin'li değilim."
"Tanışmadınız galiba. Ben sizi tanıştırayım. Nebahat abla," Diyerek az öncebana soru soran yaşlı kadını göstermişti.
"Sevim abla, Banu, Hacer Teyze." Sırayla bana misafirlerin isimlerini söyleyen Ayla Hanım az önceki yerine oturduğunda ben de tekli koltuğa oturdum.
Kadınların hepsi neredeyse aynıydı. Giyimleri, konuşmaları aynıydı.
"Annen baban yok mu?" Nebahat Hanım, gözlüğünü düzelterek merakla bana baktı.
"Kaybettim." Dedim, üzülerek.
"Vah vah, başın sağ olsun kızım."
"Başın sağ olsun kuzum." Hep bir ağızdan diledikleri baş sağlığından sonra hemen başka bir konuya giriş yaptı Aynur Hanım.
"Sabah evine gelen adam nişanlın mıydı? Bu sabah benim kız bahsetti. Dün sizi görmüşler."
"He ya, kız ne güzelsin maşallah," üç defa yüzüme adeta tüküren Hacer Hanım'a sahte bir şekilde gülümsedim. "Allah sahibine bağışlasın!" Bu sefer bastıra bastıra söyledikleriyle Aynır Hanım'a baktı. "Alparslan Agâh Cihangir'e tam yakışmışsınız."
Sevim Hanım, "Dalyan gibi adamın yanında küçücük kalıyorsun kızım. Biraz yemek ye ki kilo alasın." Diyerek beni iyice süzdüğünde Ayla araya girdi.
"Sevim abla!" Ayla'ın uyarısıyla kendini toplayan Sevim Hanım yerine sindi. "İyiliği için diyorum."
"Yok canım! Haberin yalan olduğunu söylediler ya bu sabah." Aynur Hanım umutla gözlerime baktığına, benden onu umutlandıracak kelimeler bekliyordu.
"Yalan haber değil mi?" Zihnimdeki şeytan haberlerin doğru olduğunu söyle dese bile bunu söylemedim. Çünkü planımda bu kadınlar ve sohbetleri yoktu. Bunları geçiştirmem en iyisi olacaktı.
"Neyse ablalar, kalksak mı artık? Kıza rahatsızlık vermeyelim şimdi."
"E öyleyse çayını başka bir zaman içeriz artık." Çay ikram etmediğim için bana laf atan Sevim Hanım ilk önce ayağa kalktığında diğerleri de arkasından kalktılar.
"E böyle olmadı ama. Bize de bekliyorum seni Masal kızım." Aynur Hanım, kapı eşiğinde ayakkabılarını giyerek terliklerini az önceki çantasına koyduğunda onları bahçe kapısına kadar geçirdim.
"Maalesef her yabancının evine gitmiyorum." Aynur Hanım'ın umutlu yüz ifadesi dağıldığında yerini zorla taktığı gülümseme almıştı.
"Kız yabancı mıyız biz? Komşuyuz ya biz? Haftaya günümüz var vallahi seni de bekliyoruz. Gelmezsen çok kırılırız." Kadınlar beni sıktıkça sıkmaya başlamışlardı. Bu yüzden kabul ederek onları geçirdiğimde nihayet eve girdim.
Getirdikleri pasta, börek, kurabiyelerden biraz biraz alarak koca bir tabak hazırlayarak salona girdiğimde kadınların birinin söylediği şey aklıma takılmıştı. Çok mu küçük görünüyordum yanında?
Bir an kafamı sallayarak saçma düşüncelerimi kafamdan def ettim. Düşüncelerimle boğuşarak bitirdiğim tabağı mutfak tezgahın üstüne bırakarak odama geçtim. Siyah, kare yaka kısa elbisemi giyerek, saçımı açık bıraktım. Yaptığım hafif makyajımı bitirerek kakülümü düzelttiğimde, beyaz spor ayakkabılarımı da giyerek siyah çantama anahtarımı, telefonumu koyarak evden çıktım.
Tek amacım düşünürken hava almaktı. İlk kez yalnızdım. Üstelik savunmasızdım da. Dövüş eğitimleri, kendimi savunmam için her türlü eğitimi almıştım ama yine de küçük bedenimle bir erkeğe karşı dirençli değildim. Resmen kurtlar sofrasında yalnız bırakılmıştım.
Babamın bu kadar acımasız olduğunu düşünememiştim. En azından bana karşı içinde kalan birkaç şefkat kırıntılarının olduğunu düşünüyordum. Sanırım bunu düşünmekle yanılmıştım. Babam bana böyle davranarak ona olan güvenimi sarsmıştı. Onunla konuştuğumuz ilk fırsatta bunun hesabını soracaktım.
Mahalleden çıktığımda, tek başıma yabancısı olduğum bu şehirde gezmeye başladım. Nevşehir gördüğüm kadarıyla güzel bir şehirdi. Ama sanırım İstanbul'u daha çok sevmiştim.