14. Sahne

1373 Words
Tamamen mahalleden uzaklaştığımızda Yusuf Ali tehlikenin geçtiğini ve şüpheli şahsı aldıklarını Alparslan Âgah'a haber vermişti. Alparslan Âgah gerçekten bana güvenmiyordu. Eve dönmem için emir vermesi gerekirken beni korudukları sürece akşama kadar istediğim yere gidebileceğimi söylemişti. "Nereye gitmek istiyorsunuz?" Yusuf Ali'nin sorusuyla derin düşüncelerimden çıkarak birkaç saniye etrafıma bakındım. "Çarşıya gidelim. Nevşehir'i gezmek istiyorum." Yusuf Ali'nin bıkkın bakışları ile birlikte Hamza rahatsızca yerinden kıpırdandı. "Yen-" Cümlesini tamamlamadan gözlerine sertçe baktım. Bana sürekli yenge demeleri canımı çok sıkıyordu! "Masal Hanım, çarşı bu saatte çok kalabalık bunun için daha sıkı önlemler almalıyız. Bugünlük çarşıya değil de başka bir yere mi gitseniz? Peri bacalarına ne dersiniz?" "Çarşıya gitmek istiyorum!" "Mas-" "Çarşıya gitmek istiyorum!" Şımarık biri gibi göründüğümün farkındaydım ama şımarık değildim. Yusuf Ali bıkmış bir şekilde kulaklığını aktif hale getirirken Hamza şoföre nereye gideceğimizi söylüyordu. "Merkeze gidiyoruz. Gözünüzü dört açın!" Araba kısa bir süre sonra kalabalığın arasına karışırken, park alanında durduk. Birkaç dakika arabada beklerken korumalar benim için güvenliği sağlıyorlardı. Tamamen güvenliği sağladıklarında nihayet arabadan çıkmıştım. Yıllar sonra ilk kez kalabalığın arasına karışmamın verdiği acemilik hâlâ üzerime sinmiş bir şekilde duruyordu. Bu kadar kalabalığa ve insanlara alışık değildim. Fazla kalabalık ve baş yorucu bir durumdu benim için. İlk önce birkaç küçük dükkana girmiş kendim için bileklikler, almıştım. Sonra ise saçım için rengarenk tokalar almıştım. Tokaları seviyordum. Bütün bunları yaptığım süre boyunca Yusuf Ali ve Hamza hemen dibimdeydiler. Saatler süren çarşı serüvenim yeni bir telefon alamak için girdiğim mağazada son bulurken Hamza ve Yusuf Ali yeni aldığım telefonun işlemleri için kasiyerle konuşuyorlardı. Bahadır'ın attığı konum hemen mağazanın arka kapısındaki küçük kitapçıydı. Bu yüzden onları oyalayan kasiyere bakarak arkaya ilerledim. Bahadır her şeyi ayarlamıştı. Benim için burada iki adam tutulmuştu. Biri kasiyerdeki adamken diğeri ise beni şu an mağazanın arka kapısına götürüyordu. Arka kapıdan çıktığımızda küçük dar bir sokağa giriş yaptık. Biraz ileride çaprazımızda kalan küçük kitapçıya girdiğimde içerideki genç adam dışarı çıkarak kepengi kapattı. Küçük kasvetli kitapçının sarı lambaları etrafı aydınlatırken kitaplıkların arasında görünen Bahadır'ın bedeniyle rahatladım. Onunla son görüşmemiz dün aşam olmuştu ve ona sinirliydim o zaman. Ama şimdi ona olan sinirim geçmişti. Bahadır küçük adımlarla karşımda durduğunda hızla beni her zamanki gibi süzerek gözlerime baktı. "İyi misin? Ağrın var mı?" Kafamı olumsuzca iki yana sallayarak hâlâ oldukça kötü duran bedenimdeki morluklara baktım. "Görüntüme bakma. İlaçlar çok iyi." Kafasını eğerek birkaç saniye yere bakarak tekrar yüzüme baktığında hayranlıkla gülümsedi. "Hâlâ çok güzelsin." "Bana olan öfken geçti mi?" Onunla küsmek ikimiz için de zordu sanırım. Her ne kadar bazen onu boğmak istesem bile yıllardır yanımdaydı. Hemen aramızdaki bağları koparıp atamazdım. "Seni o adamdan deli gibi kıskanıyorum Masal," bakışları ciddileşirken bir adım daha yaklaştı. "Biliyorum beni sevmedin... Sevmeyeceksin." Kaşlarını çatarak öfkeyle iç çekti. "O adamı sevebilme ihtimalin beni delirtiyor! Ona aşık olma düşüncesi bile beni öldürürken gerçekten aşık olmandan köpek gibi korkuyorum!" "Yeryüzünde değil, bu evrende ve diğer evrenlerde ikimiz kalsak dönüp de aşık olmak için bakacağım son kişi bile olamaz! O benim özgürlüğümü benden alan en büyük düşmanım! Babam ve benim hayatımın bütün ipleri onun elindeyken ona aşık olacağımı mı sanıyorsun Bahadır?" Ona inanamıyorcasına bakıp kınayan bakışlarımı en derinlerine yoladım. "Bırak şimdi kıskançklık krizlerini," Ona iyi haberleri vermek için sabırsızca silkelendim. "Malikaneye neredeyse yeraltındaki bütün mafyalar geldi. Sanırım çok büyük bir sorunları var." Burada yalnız olmamıza rağmen fısıltıyla konuşmuştum. "Fazla şüphe çekmemek için Alparslan Âgah'ın ceketine ses kayıt cihazını koydum. üstelik beni kaçıran kişi her kimse sanırım çok büyük bir düşmanı ve bugün yine bir adamı yakaladılar. Bu her kimse beni Alparslan'ın zaafiyeti olarak görüyor ve benim üzerimden onun canını yakmak istiyor." "Ses kayıt cihazını fark etmeyeceğini nereden biliyorsun? Sana onları eve yerleştir dedik Masal! Bu kadar büyük oynaman gerekmiyor!" Bahadır'dan beklediğim tepki bu değildi. Bu yüzden şaşkınlıkla bakakalmıştım. "Kendini tehlikeye atıyorsun! Yakalanırsan ölürsün Masal! Alparslan güzelliğine kanıp seni öldürmez mi sanıyorsun?! Tek kurşunla ölüp gidersin!" Öfkeyle soluyarak etrafına bakındı. "Bana böyle bağırma! Unuttun galiba bu planda benim sözüm geçerli! Sen sadece bir piyonsun! Duygularına ve sözlerine dikkat et!" İkimiz aynıydık. Öfkemiz saman alevi gibiydi. Bahadır'ın öfkeli bakışları anında beni bulurken bana hayal kırıklığıyla baktı. "Özür dilerim. Haklısın bu aptal oyunda ben sadece basit bir piyonum... Ama bunu unutma sen de sadece basit bir piyonsun! Baban seni vezir mi yaptı sanıyorsun?" Dudakları alayla kıvrılırdı. "Satranç tahtasında işin bittiği an baban seni yem olarak karşı tarafa ver-" Sözünü tamamlamasına izin vermedim. Çünkü babam bunu bana yapmazdı. Biliyordum. Sol yanağına inen elim benden bağımsız bir şekilde havada kaldı. Canımı çok acıtmıştı. Küçük odada yankılanan tokat sesi aramızdaki tek ses olmuştu. Bahadır az önce söylediği şeylerin pişmanlığıyla gözlerime bakarken arkama dönerek kapanan kepenge sertçe vurdum. "Açın şu lanet kapıyı!" Ağlamak istiyordum. Babam bana bunu yapmazdı! Bahadır'ın söyledikleri canımı yakmayı başarmıştı. "Mas-" Arkamdaki hareketlilikle sertçe tekrar kepenge vurdum. Masal öz-" "Kes sesini!" Ona bakmadan açılan kepengi tam açmalarına izin vermeden arkama bakmadan hızla az önce çıktığım kapıdan içeriye girdim. Öfke ve kendimi sıkmamdan dolayı bütün bedenim titremeye başlamıştı. Birkaç saniye öfkemi kontrol altına alarak hiçbir şey olmamış gibi yapmak zorunda kaldım. He ne kadar iyi bir oyuncu olsam bile şu an rol yapamayacak kadar öfkeliydim. Kendimi fazla sıkamazdım. Mağazanın giriş kısmına girdiğimde mağazayı talan eden korumaları görmeyi beklemiyordum. Yusuf Ali onları oyalayan kasiyerin yakasına yapışmış bir haldeyken, kasiyer adamın yüzü gözü kanlar içindeydi. Aynı şekilde Hamza ise başka bir adamı almış yerde tartaklıyordu. Ve etraf savaş alanı gibiydi. "Ne oluyor burada!" Az önce bastırdığım öfkemi serbest bıraktığımda Yusuf Al ve Hamza ile göz göze geldik. "Lavaboya gitmem için de mi izin alam gerekiyor?" Sinirden titreyen parmaklarımı askılı sağ koluma bastırdım. "Mağazadaki lavaboda yoktunuz!" "Çünkü burada değildim! Ayrıca size ne? Size hesap mı vereceğim gerçekten!" Onları şüpheye düşürecekbaşka hareketler yapmamalıydım. "Masal Hanım ortadan kaybolmamalıydınız! Bize haber vermek zorundaydınız! Bu kadar kişi canınız için buradayken bizlere saygısızlık yapamazsınız! Ve evet! Bize hesap vermeniz gerekiyor!" Yusuf Ali'nin öfkesi yeri titreten cinstendi. Adamlar toparlanırken Yusuf Ali'ye öfkeyle baktım. "Hadsiz! Karşında kim durduğunu unutma!" Alayla gülümseyerek beni küçümser bir şekilde süzdü. "Karşımda sıradan biri olmasına rağmen sırf patronum istediği için ona saygı gösterip ve korumaya çalıştığımız şımarık bir kız çocuğu duruyor!" Ona doğru ilerlediğimde öfke bütün bedenimi esir almıştı. "Kendini ne zannediyorsun!" Dilim lal olmuştu sanki. Öfkeden beynim eror vermişti. "Sizin kadar önemli biri sanmıyorum kendimi! Oldukça basit ve sıradan biriyim çok şük-" "Yusuf Ali!" Hamza aramıza girerek Yusuf Ali'ye baktı. "Sakin ol! Alparslan Bey'i durumdan haberdar et." Korumalara bakarak sinirle konuştu. "Etrafı toplayıp zararı ödeyin." Bana dönerek önünü ilikledi. "Buyurun Masal Hanım." Yusuf Ali'ye bakma zahmetine bile girmeden Hamza'yle birlikte mağazadan çıktık. Etraftaki insanlar bize merakla bakarken benim için açılan kapıdan arabaya bindim. Bu Yusuf Ali'nin yanına kalmayacaktı! Yemin ederim benim için söylediklerini ona ödetecektim! Arabanın arka koltuğunda Yusuf Ali için oldukça kanlı planlar kurmaya devam ederken, ön koltukta Alparslan Âgah'a bilgi veren ve azarını güzelce işiten Yusuf Ali'ye sinirle baktım. Ondan intikamımı alacaktım. Onun için kanlı ve ekstra kanlı planlarımı tekrar düşünmeye çalışırken Hamza sakince sağ tarafımda oturmuştu. Onu tek kurşunla boğma fikri ilk başta cazip gelmiş olsa bile sonra bunu değiştirmiştim. Önce boğup, ardından bütün uzuvlarını küçük küçük keserek koca bir havuza atıp, ateşe vermeyi düşünürken önden bana uzatılan telefonun sahibine en öldürücü bakışımı atarak bana uzattığı telefonu aldım. Kulağıma götürdüğümde Alpaslan Âgah'ın iç çekmesini duydum. "Yine ne hinlik peşindeydin?" Sabır çekiyor gibiydi. "Sadece işemek istemiştim. Gerçekten çok sıkışmıştım ne yapayım? Aptal korumalarına işeyeceğimi söyleyemezdim herhalde!" "Ala! Beni kandıramazsın!" Böğürmesiyle telefonu kulağımdan çekerek bana bakan meraklı korumalara baktım. "Bana yalan söylem-" O kadar çok bağırmıştı ki telefonu yüzüne kapatarak Yusuf Ali'ye fırlattım resmen. "Hepiniz manyaksınız!" Arkama yaslanarak huysuzca bana uzaylı görmüş gibi bakan Hamza'yı es geçerek yola baktım. Telefon çaldığında Yusuf Ali dikiz aynasınan bana bakarak dertlice iç çekti. "Allah'ım sen bize Eyüp sabrı ver." "Aç Ağabey." Arabayı süren şoför alayla Yusuf Ali'ye kısa bir bakış attığında Yusuf Ali telefonu açarak kulağına götürdü. Alparslan Âgah hiddetli bir şekilde bağırdı. "Ala'ya ver!" Yusuf Ali hızla telefonu bana uzattığında bütün yavaşlılığımla telefonu alıp kulağıma götürdüm. "Bir daha telefonu yüzüme kapatırsan sonun ol-" Tekrar telefonu yüzüne kapattığımda bu sefer arabadaki üç adam bana baktılar. Öyle ki araba bile hafif bir sallantı yaşamıştı. "Bakalım sonum olacak mı?" Tüm rahatlığımla telefonu Yusuf Ali'ye uzattığımda şaşkınlıkla bana dönen bakışları umursamadım. Canımı çok sıkıyorlardı bu adamlar! Zaten sinirliydim. Bir de bu salak adamlarla uğraşmak istemiyordum. Öfkemi bile doğru düzgün kusamıyordum. Gerçekten yeterdi! Bu salak satranç tahtası beni kontrolden çıkarıyordu. Ayrıca o kibir yumağından da korkmuyordum! En fazla bana ne yapabilirdi ki?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD