1. Sahne

1324 Words
Peri masallarına inanır mısınız? Peki ya her masalın sonunda prensesini öperek kurtaran kahraman prenslerin varlığına? Ya da kurbağayı öperek prense dönüşmesini sağlayan prensese? Ben inanıyorum. Çünkü ben de Rapunzell gibi bu koca şatoya hapsedilmiştim. Çünkü ben de pamuk prenses gibi kötü üvey anne yüzünden saklanmak zorundaydım. Sadece tek farkla, benim yıllardır saklandığım kişi bu sefer kötü cadı veya üvey anne değil de, kötü bir adamdı. Benim masalım, annemin rahmine düştüğüm gün başlamıştı. Annem ile babamın mutlu aşk hikayelerinin meyvesi olarak annemin karnında yavaş yavaş büyürken, dış dünyadaki kanlı intikam oyunundan habersizdim. Güzel bir sonbaharı sabahı gün ışığıyla birlikte dünyaya gelmişim. Annem'i doğum esnasında kan kaybından kaybetmişken, doğar doğmaz beraberimde ilk cinayetimi işlemişim bile. Babam annemin kaybından sonra Türkiye'nin adalarından bir tanesini satın alarak, bana kanlı dünyasından uzakta bir hayat kurmuş. Sonra mevsimler, aylar ve yıllar geçmiş büyümüştüm. Büyüdüm. Küçük adamda koca şatomda yıllardır robot gibi saatlerce eğitimler almıştım. Bütün bu eğitimlere ihtiyacım olacaktı çünkü. Sekiz yaşında buraya mahkum olduğumu, babamın düşmanları yüzünden burada tutsak hayatını yaşayacağımı söylemişti babam. Hem de en acı bir şekilde. Babam... Acımasızdı. Çok acımasız ve disiplinliydi. O kadar sert ve katı kuralları vardı ki, buna alışmam epey zamanımı almıştı. Hayattaki tek gayesi onu ve beni bu kaçak hayattan kurtarması olmuştu. Her ne kadar bana sevgisini göstermese bile beni bu adaya kapatması ve düşmanlardan korumaya çalışmasıyla bana olan sevgisinin büyüklüğünü tüm kalbimle hissediyordum. Babam beni sevdiğini söylememiş olsa bile beni seviyordu. Bunu biliyordum. Benim masalım bugüne kadar hep babam tarafından yazılmıştı ama artık kalemi ondan almamın zamanı gelmişti. "Masal Hanım," Zihnimdeki düşüncelerimi bölen ince sesle göz kapaklarımı aralayarak yatakta yıllar önce uyku derslerinde öğretildiği gibi prensesler gibi kalktım. Orta yaştaki, kadına tebessüm ederek baktım. "Küvetinizi sıcak suyla doldurdum. İçine de sevdiğiniz kokuyu koydum. Siz duşunuzu alırken ben ise elbiselerinizi hazırlayacağım. Yarım saat sonra salonda olun lütfen." Katya Hanım'ı başımla onaylayarak ayaklarımı yataktan sarkıttım. Birden zihnimi dürten şeyle bakışlarımı Katya Hanım'a çektiğimde bana dikkatle bakıyordu. Anlamaması için içimden dualar ederken ayrıca dün akşam duş almadığım için içten içe kendime kızıyordum da. Birkaç saniye bana asırlar gibi gelirken nihayet bakışlarını benden çekerek odadan çıkmak için arkasını döndü. Katya Hanım odadan çıkar çıkmaz bedenimi sırt üstü yatağa atarak sıkıntıyla iç çektim. Ne saçımı fark etmişti, ne de babamın arayacağını söylemişti. Sanırım babam aramayacaktı. Benden önemli işleri vardır. İçimdeki burkulmayla dudaklarım titremeye başlarken saçımı karıştırarak ağlamamak için tavana baktım. Çünkü bana ağlamak yasaktı. Güçlü bir kadın her fırsatta ağlamamalıymış! Bana verilen derslerden nefret ediyordum! Bu koca şatoda kendim bile olamıyordum! Tekrar kapının açılmasıyla hızla doğrularak dağılan saçlarımı düzelttim. "Yirmi beş dakikanız kaldı küçük Hanım." Katya Hanım'ın çatık kaşları daha bi çatılırken az önceki hareketim yüzünden sinirle odadan çıkmak yerine bu sefer sert adımlarla yanıma yaklaşarak tam karşımda durdu. Küçük gözlerini irice açarak dağılan saçıma tiksinerek üstten baktığında saçımdaki elimi çekmek zorunda kalmıştım. "Sizi eğitmekten yoruldum, siz bildiğinizi yapmaktan yorulmadınız mı? Bıktım sizden!" Her sabah işitmeye alıştığım kelimeleri söylerken gülmemek için kendimi sıktım. "Sizden prenses olmuyor! Olmuyor! Babanız bunu anlamıyor! İstifa ediyorum! Bu sefer gerçekten istifa ediyorum!" Sinirle odadan çıktığında tuttuğum nefesimi dışa vurup arkasından küçük kıkırtılarla gülümsedim. Benden masum prenses olamazdı. Çünkü ben kana susamış savaşçı prensestim. Ama Katya Hanım ne yazık ki bunu anlamıyordu. Yıllardır beni prenses gibi yetiştirmek için elinden gelenini yapmasına rağmen bana öğrettikleri onca derslere rağmen yine kendim olmayı tercih ediyordum. İlk başta Katya Hanım'da çekindiğim için dediklerini uygulasam bile zamanla bundan vazgeçmiştim. Bütün bu dersler sadece satrancı kusursuz bir şekilde sonlandırmam içindi ama Katya Hanım kendini çok kaptırmıştı. Dün akşam uyumadan önce yaptığım spordan sonra duş almaktan üşenmiş hemen uyumuştum. Bu yüzden güzelce duş alarak banyodan çıktım. Büyük odama saniyelik de olsa göz gezdirerek, siyah ve mor renginin hakim olduğu odama baktım. Odamın ortasına kurulan yuvarlak, neredeyse dört kişilik yatağım özenle düzeltilmiş, üzerine bugün giyeceğim kıyafetlerim özenle serilmişti. Odamın büyük camından içeriye sızan güneşin asiliği beni mutlu etmeye yetmişti bile. Küçük yaramaz adımlarla yatağın karşısına geçtiğimde bornozumun kuşağını sıkıca bağlayarak Katya Hanım'ın benim için bıraktığı pembe elbiseyi ve iç çamaşırına tiksinerek baktım. Beni prenses gibi değil de, anime gibi giydirmenin derdindeydi yaşlı kadın. Bunları giymeyi düşünmediğim için, odamın neredeyse bir duvarını kaplayan makyaj masamın çekmecesinden makas alarak pembe elbiseyi aldım. Gerçekten tam bir anime kızı elbisesiydi. Ve ben bunu asla giymeyecektim! Makası elbisenin tül kısmına uzatarak elbiseyi keserek odamın diğer tarafına fırlattım. Zaferle gülümseyerek dolabıma ilerlediğimde içinden siyah bedenimi saran elbisemi ile siyah dantelli iç çamaşırlarımı alarak mor çerçeveli dikdörtgen boy aynamın karşısına geçtim. Saçımdaki küçük havluyu çıkartarak yere attığımda beğeniyle kendimi süzmeye başlamıştım bile. Kısa boylu ve çekik gözlere sahiptim. Bornozumun kuşağını gevşeterek açtığımda omuzlarımda düşürerek çıplak bedenime birkaç saniye baktım. Güzeldim... Prenses olacak kadar güzel ve asildim. Yüzüme düşen kakülümü ince parmaklarımla düzelterek iç çamaşırlarımı giyip, elbisemi giydim. Saçlarımı kurutarak, makyajımı da yaptığımda aynadan son kez kendime baktım. Sol kaşımın hemen altındaki benimin üzerine siyah kalemimi batırarak daha belirginleştirerek ayağa kalktım. Çekik gözlerim daha belirgin bir haldeyken, dolgun dudaklarıma kırmızı mat rujumu sürerek dudaklarımı daha ön plana çıkartmıştım. Her ne kadar doğallıktan yana olsam bile makyaj yapmayı seviyordum. Kakülüme tutturduğum tokayı açarak, kakülümü düzelttiğimde odamdan çıkmak için hareketlendim. Kapı aniden açılırken,bir adım geriye giderek gelen kişiyle tebessüm ettim. "Günaydın Masal Hanım. Katya Hanım sizi kahvaltıya çağırıyor," Kolundaki saatine bakarak, "Son iki dakikanız kaldı." Dediğinde kapıyı kapatarak odaya girdi. Neva... Yirmi üç yıldır yanımda olan en sevdiğim arkadaşım. Küçük çekik gözleriyle az önce dağıttığım odamı şaşkınlıkla incelerken yaramaz bir şekilde büzüşen küçük dudaklarına bakıyordum. Benim aksime uzun boya sahipti Neva. Arkadaş olsak bile bana karşı hep mesafeli ve saygılı olmuştu. Çünkü ben bu masalın prensesiyken, o prensesin yalnız kalmaması için babası tarafından tutulan arkadaşıydı. "Katya Hanım bu sefer gerçekten sizi sıkı bir cezaya tabi tutacak." Kahverengi göz bebekleri endişeyle titrerken korkusuzca omuzlarımı silktim. "En fazla bir saat fazla dans ederim. Hiç sorun değil." Odanın ortasına kesip fırlattığım elbisemi eline aldığında yüzündeki şaşkınlığın yerini tebessüm almıştı. "Bu sefer kestiğiniz elbiseye gerçekten üzülmüyorum." İkimiz aynı anda kıkırdarken elindeki elbiseyi yatağın üstüne bırakarak kolundaki saate tekrar baktı. "Otuz saniyeniz kaldı." Her sabah alıştığım aceleci tavrıyla odamın kapısını açtığında önden yürüdüm. Arkamda beni takip ederek uzun koridoru aştığımızda asansöre girdik. Zemin katını tuşladıktan sonra sessizce bekledim. Boşuna şato demiyorum. Evim gerçekten bir şatoydu çünkü. Beş katlı kocaman evde, yalnız yaşayan bir prenses olmak canımı artık sıksa da biraz daha sabredebilirdim. Asansör zemin katta durduğunda kakülümü düzelterek neredeyse zemin katının hepsini kaplayan koca salonun kapısının önünde durdum. Katya Hanım kolundaki saati kontrol ederek bana baktığında tam vaktinde yetiştiğim için derin bir nefes aldım. Zaten günde iki saatimi alan dans dersimi bir saat daha uzatmak istemiyordum. Cılız bedenim zar zor dayanıyor zaten. Katya Hanım, bakışlarını bezmiş bakışlarını benden çekerek salonun çift kanatlı ahşap kapısına iki kere tıklattığında kapı içeriye doğru açıldı. Bu kadar gösterişe hiç gerek yokken her sabah beni karşılayan çalışanlar bana tebessümle bakarken salona giriş yaptım. Salonun iki duvarı yere kadar cam duvarla kaplıyken, salonun sağ tarafında on iki kişilik altın rengi desenli ahşap masa yer alıyordu. Salonun ortasında yine aynı şekilde yirmi kişinin rahatça sığabileceği altın sarısı işlemeli ahşap oturma takımı yer alırken, salonun diğer köşesinde benim için alınan ama bir türlü çalmayı bilmeme rağmen çalmayı sevmediğim koca piyanom duruyordu. Göz yoracak kadar eşyayla dolu salon beni yine fazlasıyla sıkmıştı. Bir türlü bu kadar gösterişe alışamıyordum. Benim için hazırlanan koca yemek masasına oturduğumda Katya Hanım sağ tarafıma geçerek durdu. "Bugün herhangi bir dersiniz olmayacak. Serbestsiniz. Akşama doğru misafiriniz gelecek." "Babam aradı mı?" diye sorduğumda benim için hazırladıkları ballı ekmeği ısırdım. "Hayır efendim." "Tamam..." Dedim, hayal kırıklığıyla. Az önce ısırdığım ballı ekmek parçasını zorla yutkunarak masadan kalktım. İştahım kaçmıştı. Masaya hayal kırıklığıyla bakarken, sol tarafımda servis için bekleyen Neva ve yanında duran iki çalışana baktım. "Bugün izinlisiniz. Adada yalnız kalmak istiyorum." "Masal Hanım bu mümkün değil!" Katya Hanım'a baktığımda kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakıyordu. "Siz de gidin... Yalnız kalmak istiyorum!" "Ba-" Sözünü bıçak gibi kesen ses tonum sinirle doluydu. "Katya Hanım! İzinlisiniz dedim! Merak etmeyin kimse beni kaçırmayacak! Ya da bir yabancı bugün şans eseri buraya gelmeyecek! Otuz dakika içerisinde hepiniz gemiye binerek gidin!" Kararlı çıkan ses tonum Katya Hanım'ı uysallaştırmaya yetmişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD