2. Sahne

1173 Words
Yarım saat geçmişti, evde tek başıma kalmıştım. Şu an odamda durmuş, Katya Hanım'ın istemeye istemeye gemiye bindiğini izliyordum. Bakışları odamın camlarında gezindiğinde Gemi hareketlenerek denizin üzerinden ilerlemeye başlamıştı. Tamamen gözden kaybolduklarında dik tuttuğum omuzlarım çökerek yüzüm hayal kırıklığıyla düştü. Bu adadan, bu mahkumiyetten sıkılmıştım. Artık kendim olmak istiyordum. Babamın benim için satın aldığı bu hayattan kurtulmak istiyordum. Yalnızlığımla baş başa kalmanın ağır yüküyle birlikte önce elbisemi çıkartmış, yerine sporcu atletimi ve kısa taytımı giyerek evin bodrum katındaki spor salonuma girdim. Yavaş yavaş bedenimi gevşetirken bir saat süren sporumun ardından duş alarak bu sefer günlük kıyafetlerimi giyerek iştahsız bir şekilde kahvaltımı yapmıştım. Neredeyse düğmeye basacağımız planımızın kurulduğu odama girdiğimde, kendimi çalışma masasına bırakarak bir süre zihnimdeki soru işaretlerini düşündüm. Soru işaretleri birer yılana dönüşerek boğazıma kadar ilerlerken masanın üstünde duran kumandaya basarak odanın perdelerinin kapanmasını bekledim. Oda tamamen karanlığa büründüğünde derin bir nefes alıp, başka bir kumandaya basarak hemen karşımdaki duvara yansıtılan görüntüye baktım. "Alparslan Agâh Cihangir" Parmaklarımı usulca alt dudağımda gezdirmeye başlayarak, düşünceyle karşımdaki fotoğrafı inceledim. "Nevşehir'in en zengin ailesi olmakla kalmayıp, Türkiye'nin sayılı zengin iş adamları sırasında birinciliğini yıllardır koruyor." Fotoğrafı değiştirerek sırtımı koltuğa yasladım. 1.91 boyundaki adam, esmer tenli ve yapılıydı. Otuz yaşında, hiç evlenmemiş. Golf oynamayı çok sevse bile ata binmeyi ve sıcak hava balonuyla saatlerce gökyüzünde kalmayı daha çok tercih ediyordu. Ayrıca tek tutkusu dövmelerdi. Cihangir ailesinin tek mirasçısı. Kırmızı çizgisi yalan ve ihanetti. Tek hayatı ailesi. Aşka inanmayan adam. Kibirli, kendini beğenmiş ve hırslı olduğu kadar zekiydi de. Babası polis iken, on sekiz yaşında kurduğu yazılım şirketi hızla büyümüş ve her yıl yeni yazılım sistemleri kurarak dünya gündemine birden oturmuş. 2014'ten beri her türlü yazılım sistemi kurarken son çıkardığı uygulama sayesinde şirketini son sekiz yılda daha hızlı büyütmüştü. Tabi yasal olmayan işlerde de sürekli adını bahsettirse bile ne yazık ki hiçbir kanıt bulunamıyor. Bu kanıt tam avucumdaydı ve günü geldiğinde bombanın pimini kendim çekmek istiyordum. "Seni tahtından öyle bir kaldıracağım ki, neye uğradığını şaşıracaksın koca adam." İntikam dolu sözcüklerim yüzüme zafer tebessümü kondururken sıradaki fotoğrafına baktım. Klasik arabasına binmek üzereyken çekilen fotoğrafta, etrafı saran korumaları ezbere bilmeme rağmen tekrar saydım. Otuza yakın koruması onu korurken hemen arabanın diğer yanında ona bakan adama baktım. Sancar Sarmaşık... Tek dostu. Yıllardır yanından ayrılmayan, atacağı adımdan ilk haberdar olan kişiydi. Uzun boylu ve yapılı adamı ezbere biliyordum. Fotoğrafı değiştirdiğimde bu sefer küçük ama yaşlı ailesine baktım. Süheyla Cihangir... Cihangir'lerin atası. Ailenin babaannesi. Yılmaz Cihangir'in eşi. Yetmiş beş yaşında olmasına rağmen gayet sağlıklı ve inatçı olmasıyla kendinden sürekli bahsettirmeye devam ediyordu. Ayla Cihangir... Alparslan Agâh Cihangir'in göz bebeği, annesi. Oğlu gibi esmer tenli ve orta boyunda olan kadın elli iki yaşındaydı. Ayrıca kimsesiz çocuklar için kurulan derneğin kurucusuydu. Barbaros Cihangir... Ailenin direği. Alparslan Agâh Cihangir'in babası. Elli beş yaşında emekli polis. Emekli olmadan önce yönettiği son operasyonda ağır yaralanması sonucunda beş yıldır komadaydı. Ve ailenin prensesi Deniz Cihangir... On dokuz yaşında ailenin en küçüğü ve prensesi. Amerika'da üniversite ilk sınıf öğrencisi. Avukatlık okuyan Deniz Cihangir, ailesinden gizlice evlenerek eşini sır gibi saklıyor. Bütün bu bilgilere tekrar baştan sona göz gezdirdikten sonra şirket hakkında son bir aylık raporları inceledim. Kusursuz işleyen bu döngüyü bozmak için sabırsızca yerimde doğruldum. Babamın olan her şeyi alacaktım. Perdeleri açarak odayı eski haline getirdikten sonra evden dışarıya çıktım. Sadece bana ait olan, benim için yeniden inşa edilen adaya baktım. İnsanların arasına karışmayı, özgürce, korkusuzca yaşamayı istiyordum. Malikanenin büyük bahçesinde küçük adımlarla gezinirken ayrıca her gün aşinası olduğum bahçemi hayranlıkla izlemekten de geri duramıyordum. Bütün çiçekleri, ağaçları kendim ekmiş, büyütmüştüm. Ruhum her ne kadar özgür kalmayı istese bile buradan ayrılacağım için bir yanım da hüzünlüydü. Ayağımdaki beyaz spor ayakkabılarımı çıkartıp yeşil çimlere basarak büyük yuvarlak havuzun başında oturdum. Kot pantolonumun paçalarını yukarı çektim. Ayaklarımı soğuk suya koyarak bir süre sadece yıllardır ezbere bildiğim doğanın tatlı melodisini dinlemiştim. Babamın beni bazen yok sayması canımı yaksa bile bu düşüncemi silmek için çabalıyordum. Babam beni sevmeseydi bu kadar beni düşünmezdi değil mi? Beni gerçek bir prenses gibi yetiştirmeye çalışmazdı değil mi? Yalnızlığım bana iyi geliyordu. Yalnızlığımla baş başa geçirdiğim öğle yemeğinden sonra şimdi ise bahçenin dışına doğru ilerliyordum. Kıyafetlerimi tekrar değiştirmiş, siyah tayt ve üzerine beyaz sade tişört giymiştim. Sırt çantamda su mataram, telefonum, ayaklı tripodum, güvenliğim için küçük silahım ve küçük hoparlörüm vardı. Bunlar bana lazım olan şeylerdi. Uzun zamandır yapmak istediğim şey için sabırsızca adanın kayalıklarına doğru ilerlerken etrafımdaki hayvanların seslerini de dinliyordum. Güneş kızıllığını yavaş yavaş gün yüzüne çıkarırken karanlık çökmeden eve geri dönmem gerekiyordu. Muhtemelen babam şu an yalnız olduğumu bilseydi çoktan gelmiş olurdu. Ama bilmiyordu. Belki bilmeyecekti de. Çünkü bu gece yarısına kadar aramazsa ona yarın söylemeyecektim. Kayalıklara ulaştığımda, beyaz spor ayakkabılarımı çıkartarak kayalıklarda ilerlemeye başladım. Önce tripodu güzel bir yere yerleştirerek video kaydım için en güzel çekim yönünü ayarladım. Düz ve kaygan olmayan bir tane kayanın üzerinde durduğumda, üstümdeki beyaz tişörtü çıkartarak siyah sporcu atletimle kaldım. Saçıma bağladığım tokayı açarak bileğime taktım. Kakülüm asice yüzüme düşerken uzun zaman sonra ilk kez kendimi özgür hissediyordum. Tam istediğim gibiydi. Gün batımı, kayalıklara vuran hırçın deniz dalgaları, sessizlik, ve Katya Hanımsızlık. Çok iyi gelmişti gerçekten. Saçımı düzelterek telefonumu bluetooth hoparlöre bağladım. İstediğim müziği açarak sesini yükselttiğimde dans etmek için tamamen hazırdım. Haftalardır üzerinde çalıştığım dansımı şarkının ritmine göre ezbere yaparken içimdeki bütün duygularımı dansımla anlatmaya çalışıyordum. Kollarım özgürce hareketlerini sergilerken aynı anda bacaklarımı da oynatarak dans ediyordum. Dakikalar süren ruhumun dansı sona geldiğinde son hareketimi yaparak durdum. Nefes nefese kusursuz dans ettiğim için gülümseyerek suyumdan birkaç yudum içerek dinlendim. Bu sırada kaydettiğim videoyu da izlemiştim. Kusursuzca dans edişimin şerefine bu sefer daha ritimli bir şarkı açarak Katya Hanım'ın bana günlerce zorla öğrettiği dansın ritimlerine uydum. Benim dansım daha tutkuluyken, Katya Hanım'ın dansı daha oturaklı ve gerçek bir prenses içindi. Yarın ona bu dansımı göstermek istiyordum. Belki ondan güzel bir aferini kapabilirdim. Saçım rüzgarla savrulurken, sağ elimle saçımı düzeltmeye çalışıp bir yandan dans ederken duyduğum sesle bir an durup sesin geldiği yöne baktım. Çok uzak sayılmayacak kadar yakında adaya doğru gelen gemiyi görmemle hızla eşyalarımı toplayarak kayalıklardan hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladım. Geminin ışıkları buraya sinyal vermediği için ne yazık ki yabancı bir gemi olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Adada yalnızdım ve babam bunu duyarsa hiç iyi şeyler olmayacaktı. Panikle evin bahçesine giriş yaptığımda güvenlik kulübesine girerek evin bütün güvenlik sistemini etkinleştirdim. Bahçenin duvarları hızla yükselirken bütün kapıların kilitlenmesine ve ışıkların kapanmasına saniyeler kalmıştı. Hızlı olmaya çalışarak eve girdiğimde pencerelerin bütün kepenkleri kapandı, kapılar kilitlendi ve ışıklar kapandı. Burada güvende olsam bile kalbim korkuya bulanmaya başlamıştı. Korkuyordum çünkü buraya daha önce hiçkimse gelmemişti. Korkuyordum çünkü o gemideki kişi özgürlüğümü benden kişiydi. Korkuyordum çünkü burada nefessiz kalıp ölmek istemiyordum. Panik atağım devreye girmeden hemen benim için yapılan güvenlik odasına girdim. Bir tek o odanın ışıkları çalışıyordu. Işığı yakarak adanın girişindeki güvenlik kameralarından denize baktım. Gemi az önce dans ettiğim kayalıklarda durmuş bir vaziyetteydi. Diğer kameralardan baktığımda arkadan bile olsa tanıdığım kişi eğildiği yerden doğrularak yanındaki korumaları ve iki gemi çalışanı kayalıklardan gemiye bindiler. Sıkıntıyla olacakları izlerken neyse ki dakikalar sonra gemi tekrar çalıştırılarak adadan uzaklaşmaya başladı. Eğer beni görseydi her şey başlamadan biterdi. Yıllardır bu plana dahil olmak için sarf ettiğim çabalarım hep boşuna giderdi. Neyse ki buraya gelmemiş ve neyse ki beni görmemişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD