Dağılan dikkatimi tekrar toplamam uzun sürmemişti. Silkelenerek yatağın üzerindeki siyah ceketin iç cebine sıkıştırdığım küçük yuvarlak ses kayıt cihazını alır almaz yastığımın altına sakladım. Kaydettiği sesi dinlemek için doğru zamanı bekleyecektim. Bahadır'ın sandığı gibi hiçbir şey olmamıştı ve büyük oynamama rağmen kusursuz oynamıştım. Telefonumdaki gizli telefonu da sakladığımda duş almak için hazırdım.
Bütün günün yorgunluğunu üzerimden atmak için uzun bir duş almıştım. Duş boyunca babamla hemen görüşmem gerektiğini düşünüp durmuştum. Bu aşağılık oyunda benden bağımsız onca şeyler olurken sessiz kalmayacaktım. Bana yapılan bütün hataların bedelini ödetecektim. Hem de herkese.
Kısa siyah tayt üzerine siyah bol tişörtümü giydiğimde az önce kuruttuğum saçım elektriklenerek yüzüme yapıştı. Saçımı taramak yerine salaş bir topuz yaparak odadan çıktım. Alparslan Âgah'ın siniri Hamza'nın anlattığı kadar olmamıştı. Ama ne yalan söyleyeyim beni ilk kez ürkütmüştü. Şerefsiz! Çok korkunç görünmüştü. Neyse ki tırstığım kadar olmamıştı. Hatta garip bir şekilde şimdi biraz önce ondan neden ürktüğümü düşünüyordum. Aslında biraz düşününce tatlıydı serefsiz adam. Seksiydi de.
Ama alçaktı! Kibirliydi ve düşmanımdı da!
Bedenimdeki ağrılar artık neredeyse yok denecek cinstendi. Buyüzden gönül rahatlığıyla merdivenleri inmiştim. Salona giriş yapar yapmaz hedefim yemek masası olmuştu. Çünkü inanılmaz derecede açtım. Bütün günün yorgunluğu bir yana dursun, Alparslan Âgah'ın siniri beni daha çok acıktırmıştı.
Masanın üzerinde servis edilmeye hazır yemekler buram buram kokuyordu. Adeta bizi ye diye çığlık atıyorlardı. İştahla sandalyeyi çekerek oturduğumda bakışlarım Alpaslan Âgah'ı arıyordu. Sanırım ondan önce gelmiştim. Oysa onu bekletmek için oldukça yavaş olmaya özen göstermiştim.
Onu beklemek yerine tabağımı yemek istediklerimle doldururken adım sesleri yaklaştı.
"Başlamak için beni mi bekleseydin?" Alparslan karşımdaki sandalyeyi çekerek oturduğunda tabağımı masaya bıraktım.
"İnanılmaz derecede acıktım. Hepsi senin yüzünden. Tıpkı bir katil gibi görünüyordun. Bir an gerçekten de beni öldüreceğini düşünmüştüm. Ve bu daha fazla acıkmama neden oldu." Yüzünde silik bir gülümseme kaydı. Uzanıp karşıma bugün aldığım telefonu bıraktı.
"Eski hatını iptal ettim. Yeni hatın burada. Şuanlık birkaç numara tek kayıtlı." Telefonu alarak ekranını açtım. Kaydettiği numaralara baktım. Kendi numarasını, Yusuf Ali'nin, Hamza'nın ve Sancar'ın telefon numarasını kaydetmişti. Sancar'ın numarasını tereddüt etmeden silerek telefonu masaya bıraktım.
"Telefonum dinlemede olacak değil mi? Ve beni her an takip ediyor olacaksın." Yemeğini yemeye başlamıştı. Kafasını aşağı yukarı sallayarak onayladı.
"Sana güvenmiyorum. Bu yüzden evimde olduğun süre boyunca attığın her adımı takip ediyor olacağım." Tekrar yemeğine odaklandığında bir süre sadece ikimiz de yemeğimize odaklandık. Zira çok açtım onunla hiçbir konuda tartışamayacaktım.
"Mahallede buldukları şüpheliye ne oldu?" Tamamen doyduğum için dudaklarımı mendille temizleyerek arkama yaslandım. Alparslan Âgah çoktan yemeğini yemiş beni beklemişti. Saygılıydı da şerefsiz adam. Listemdeki eksileri artılara dönüşmek için can atıyorlardı. Ama hemen kanmayacaktım. Eksileri hâlâ eksiydi ve hiçbir artısı da yoktu listemde.
"Bunu seninle paylaşmayacağım."
"Peki geçen gece bahçenin etrafında dolaşan kişiyi öldürdün mü?"
"Bunları seninle paylaşmayacağım."
"O zaman senin o gizli düşmanın kim? Bunu bari söyleyebilirsin. Sonuçta obeni kaçırdı. Bugün gördüğüm kadarıyle herkes senden çekiniyor ama beni kaçıran kişi senden çekinmiyor ve korkmuyor."
"Boşuna o güzel aklını yorma. Bunların hiçbirini sana söylemeyeceğim." Kararlı sert bakışlarından hiçbirinin cevabını alamayacağımı anladığımda masanın üzerindeki telefonumu alarak ayağa kalktım.
"Seninle gerçekten sohbet edilmiyor. Biraz bahçede yürüyüş yapacağım." Rahatça arkasına yaslandığında tek kaşını kaldırarak ukalaca beni süzdü. Konuşmak için dudaklarını aralayacakken etrafı saran telefon çağrı sesiyle doğrularak telefonunu cebinden çıkarttı. Ayağa kalktığnda aramayı yanıtladı.
"Efendim Sancar?" Üzerimde dolaşan keyifli bakışları duyduklarıyla anında toz bulutu olup uçtu. Kaşları çatıldı. Öfkeyle saçını karıştırdı.
"Ne demek sistem çöktü!" Sert adımlarla malikanenin ahşap kapısına ilerlediğinde aynı anda Sancar'a ne yapması gerektiğini söylüyordu. Sanırım durum çok vahimdi. Arkasında hızla ilerleyerek onu pıtı pıtı takip ettim. Sorunu inanılmaz derecede merak etmiştim.
"Yarım saate oradayım. Ben gelene kadar sistemi koruyun!" Telefonu kapattığında bahçedeki korumalar hızla ayağa kalkarak saygıyla önünü iliklediler.
"Hamza arabayı hazırla! Yusuf Ali evin çevresindeki güvenliği iki katına çıkar. Kalan diğerleri beni koruyun!"
Merdivenlere ilerliyordu ki arkasına döndü. Bakışlarımız anında kesişirken tamamen bana döndü.
"Ala sakın ama sakın daha fazla yaramazlık yapma. Bu sefer ben gelene kadar gerçekten uslu dur! Hakkında tek bir kötü şey duyarsam bu sefer her şey farklı olur. Affetmem!"
Kafamı aşağı yukarı sallayarak merakla gözlerimi kırpıştırdım. Oldukça uysal bir ruh halindeydim. Çünkü dediğini çok iyi anlamıştım. Eğer bu gece rahat durmazsam gerçekten beni yerdi bu adam. Yer bitirir yakardı. Sürüm süsürm süründürür hayatı bana dar ettiği yetmezmiş gibi mezarımı da dar ederdi.
Bakışlarımdan ne kadar uysal olduğumu anlamış olacak ki sessizce kafasını aşağı yukarı sallayarak arkasını döndüğü gibi hızla onun için kapısı açılan arabaya bindi.
"Hamza sen burada dur. Ala'ya dikkat et." Uzaktan duyduğum sesiyle bir an olduğum yerde melül melül Alparslan'a baktım. Bu adam neden böyleydi? Çok kaba ve çok naifti. Ortası yoktu. Hep en uç noktadaydı.
Bana güvenmiyordu. Ama beni çok iyi bir şekilde koruyordu. Beni sevmiyordu ama bakışları oldukça derindi. Kibirliydi ama oldukça merhametliydi. Salaktı ama zekiydi de.
Araba bahçeden çıktığında ona eskortluk eden beş araba da bahçeden çıkış yaptı.
Bu sorunu ortaya çıkaran kişiyi az çok tahmin ediyordum. Artık ciddi anlamda bir savaş başlıyordu ve bu savaşta düşmanın ininde olmam ne kadar doğruydu kestiremiyordum. Alparslan Âgah bir gün benim kim olduğumu öğrenecekti. O zamana kadar burada bana verilen görevimi bir an önce tamamlamalı ve bu inden çıkmalıydım. Yoksa her şey çok değişecek savaşalanında en çok canı yana ben olacaktım.