17. Sahne

1224 Words
Mantığım her ne kadar sorun olmadığını haykırsa bile, duygularım kırmızı alarma geçmişti. İçimde garip bir korku ve huzursuzluk dolaşıyordu beni tedirgin etmeye başlamıştı. Alparslan gideli bir gün olmuştu. Hamza'nın ağzından cımbızla laf alabilmiştim. Birlikte önce saygı çerçevesinde karşılıklı bir kutlama kahvesi içmiş, ardından ondan bir bilgi almak için resmen sorguya çekmiştim ama hiçbir şey söylememişti. Alparslan muhtemelen bu gece gelmeyecekti. Az önce Hamza'dan aldığım yeni bilgi bana yeterli gelmemişti. Siber saldırıya uğradıklarını ve Alparslan Agâh'ın henüz bunu kontrol altına alamadığı bilgisini vermişti. Başka da hiçbir bilgi vermeden dışarıya çıkmıştı. Onu o kadar çok sıkıştırmıştım ki bir an sabır dilemek zorunda kalmıştı. Dün akşam Alparslan evden ayrılır ayrılmaz evin çeşitli yerlerine ses kayıt cihazı yerleştirmeyi düşünürken beklemediğim bir anda Bahadır'dan bunu yapmamam için mesaj almıştım. Evi farklı teknolojilere karşı oldukça güvenli ve korunaklıymış. Dün büyük bir hevesle Alparslan Agâh'ın ceketine yerleştirdiğim ses kayıt cihazından ise hiçbir şey bulamamıştım. Yani başladığım yere geri dönmüştüm. Bu sabah ise Bahadır'dan yeni bir mesaj almış ve gizlediğim telefonu da ortadan kaybetmem gerektiğini iletmişti. Mesajı alır almaz telefonu kapatmıştım. Bütün gün gayet uslu bir şekilde evde oturmuş hiçbir yaramazlık yapmadan Kore dizisini bitirmiştim. Bana verilen bütün görevlerim değişiyordu. Bunun farkına varamayacak kadar aptal değildim. Babamın ne yapmaya çalıştığını henüz tam anlamamıştım ama hâlâ ona güvenmek istiyordum. Babam oldukça hırslı ve zeki biriydi. Planın değişikliğinde eminim ki doğru olanını yapıyordur. Bu yüzden şimdiki hedefini bekleyecektim. Buraya gelme amacım değişmiş gibi görünüyordu. Bir süre daha burada kalmayı planlıyordum. Daha sonra buradan gidip kendime ait yeni bir ev tutmayı düşünüyordum. Çünkü burası oldukça tehlikeliydi. Kendimi bile bile ölüme sürüklemeyecektim. Hava kararmış ve izlediğim dizinin son bölümü de bitmişti. Bahçeye çıkmak üzere odamdan çıkarken bakışlarım Odamın hemen karşısındaki gri kapıya kaydı. Bu öğlen Alparslan'ın odasına girmek istemiştim ama kapı kulpu parmak izli olduğu için kapısını açamamıştım. Kocaman evini hızla gezmiş gereksiz odalarını incelemiştim. Gerçekten evi çok iyi bir şekilde korunuyordu. Odasında bir şey gizliyordu ve bu gizlediği şeyin babamla alakalı olduğunu düşünüyordum. Eğer öyleyse odasına bir şekilde girecektim. Asansörü kullanmak yerine merdivenlerden usul usul indim. Hava serindi. Bu yüzden ince bir şal almıştım. Bir elimde yeni telefonum ve kablolu kulaklığım bulunurken diğer elimde ise baş ucu kitabım olan Anna Karenina'nın birinci cildi ile Şalım vardı. Malikanenin ışıklı bahçesinde kitap okuyacaktım. Adadaki kitabımı korunaklı bir yerde bırakmıştım. Bu kitabı ise Alparslan Agâh'ın kocaman kütüphanesinde bulmuştum. Sanırım okumam için izin almam gerekmiyordu. Malikaneden çıktığımda nefes nefese bana yetişen Neva merakla beni süzdü. "Dışarısı serin Masal Hanım, üşütmeyin." Elindeki kalın şalı bana uzattı. Elimdeki şalı göstererek tebessüm ettim. "Teşekkür ederim Neva. Şalım var." "Ama çok ince. Yaz ayında bile hastalanırsınız. Lütfen bunu da alın." Onu kırmayarak şalı aldım. Yaz ayında bile hastalanan biriydim. "Nereye gidiyorsunuz?" "kitap okumak istiyorum." Merdivenlerden indiğimde Hamza hemen ileride bize doğru geldi. "Bana soğuk kahve yapabilir misin?" Neva her ne kadar isteksiz görünse bile kafasıyla onaylayarak tekrar malikaneye girdi. "Masal Hanım? Bir isteğiniz mi var?" Hamza, oldukça dikkatli bir şekilde etrafını inceleyerek karşımda durdu. "Hamakta kitap okuyacağım." "Tabii." Der demez, hemen kulağındaki kulaklığa dokunarak bakışlarını hızla etrafında gezdirdi. "Arka bahçeye etten duvar örün. Keskin nişancılar arka behçeyi koruyun." Kaşlarım istemsizce çatılmıştı. Çünkü yıllardır korunmama rağmen bu kadar sıkı bir koruma içinde hiç olmamıştım. Hatta şatom korumalar tarafından korunmazdı bile. Çünkü bahçenin yüksek telli duvarları ve özel güvenlik sistemi vardı. Hamza güvenliği en üst seviyeye çıkarttığında ilerlemem için eliyle işaret etti. Sessizce önde yürüyen Hamza'yı takip ettim. Bu sırada arka bahçedeki güvenlik dikkattimden kaçmamıştı. Az önce bahçenin önündeki korumaların yarısı buraya gelmişti. Beni görür görmez arkalarını dönerek tetikte beklediler. Her an bir şey olacakmış gibi tetiktelerdi. Oldukça profesyonneldiler. Bir an başrolü olduğum bir kitabın içindeymişim hissettim. "Bütün bunlara gerek yoktu." Homurdanarak Hamza'ya baktığımda kaya gibi sert yüzündeki ifadesizliğe ofladım. Görev başındayken kessinlikle gülmüyordu. Bunu hemen çözmüştüm. Tamamen çimlerden oluşan arka bahçede meyve ağaçları bulunuyordu. Meyvelerin kokusunu içime çeke çeke neredeyse üç kişinin sığabileceği hamağa oturdum. Hamak malikanenin sol tarafındaydı. Ahşap hamağın etrafı renkli ışıklarla süslenmiş, oldukça soft bir hava elde edilmişti. Kitap okumam için harika bir yerdi. Sadece bu iri yarı dev adamlar dikkatimi dağıtıyorlardı. Malikanenin sol çaprazında ileride orta büyüklükte bir müştemilat bulunuyordu. Ağaçların arasında ise tamamı camdan oluşan bir yer vardı. Neva, Alparslan Agâh'ın herkesten sır gibi sakladığı şeylerin orada olduğunu söylemişti. Alparslan'ın özel iniydi orası. Buraya gelmemin nedeni de tamamen bu camdan yapı olmuştu. Orayı görmek için sabırsızlanıyordum. Oraya girmem için Alparslan'ın bana güvenmesi gerekiyordu.Bu güveni kazanmayı planlıyordum. Kitabı kucağıma bırakarak, kalın şalı omuzlarıma bıraktım. İnce şalı ise bacaklarıma örterek kablolu kulaklığımı takıp şarkı listemi açtım. Kitap okurken şarkı dinlemeyi seviyordum. Neva'nın getirdiği soğuk kahveyi sol elimle tutarak birkaç yudum içtim. Tadı güzeldi. Soğuk kahveye bayılıyordum. Kitap, kahve ve müzik en sevdiklerimdi. Kitabı açtığımda artık ezbere bildiğim ama her okuduğumda farklı hissettiğim kitabı okumaya başladım. Büttün mutlu aileler birbirine benzer,her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine özgüdür... Kitap beni tamamen dünyasına çekerken sanki daha önce hiç okumamış gibi heyecanlıydım. Sayfaları dikkatle okuyor, olayları aklıma özenle kazıyordum. Listemdeki sarkılar kitabın sayfaları gibi akıp giderken etrafımda bir hareketlilik sezdim. Telefonun ekranını açarak şarkıyı duraksattığımda bir saattir kitap okuduğumu anladım. Hamza kulaklığını dikkatle dinliyordu. Kaldığım yere ayraç yerleştirip kitabı kapattım. Korumalar aynı anda hareketlendiğinde etrafıma kısa bir göz gezdirerek kulağıma dolan bahçenin geniş kanatlı kapısına baktım. Bahçeye art arda giriş yapan beş arabayı dikkatle süzdüm. "Tetikte olun! Alparslan Bey bahçeye giriş yaptı!" Hamza, korumaları uyardığında yerimde kıpırdanarak yüzüme düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Öndeki iki ve arkadaki iki arabanın kapıları sertçe açıldı. İçinden toplam on altı tane iri yarı siyahlara bürünmüş korumalar çıktı. Hepsi aynı anda etten duvar örerek ortadaki arabanın etrafını sardı. Alparslan'ın içinde olduğu arabanın ön kapısı açıldı. İçinden Yusuf Ali çıktı. Arka kapıyı açtığında Alparslan Agâh tüm heybetiyle arabadan indi. Dün akşam evden ayrıldığı kıyafetlerini değiştirmişti. Siyah takım elbisesinin altına beyaz gömlek giymişti. Saçları hafif karışmış, gözleri küçülmüştü. Yorgun görünüyordu. Burada olduğumubiliyormuş gibi bakışları anında beni buldu. Çatık kaşlarıyla birkaç saniye beni süzdüğünde omuzlarımdaki şal yavaşça kayarak sırtımdan düştü. Aramızdaki mesafe her ne kadar fazla olsa bile birbirimiz net bir şekilde görüyorduk. Adımlarını bana doğru atacakken bir an duraksadı. Sol kolundaki saate baktı. Tekrar bana bakmadan adımlarını malikaneye yönlendirdiğinde omuzlarım istemsizce düştü. Buraya gelecekken bir anda kararını değiştirmesi canımı bi tık sıkmıştı. Arkasında bakakalmıştım. Hızlı adımlarla içeriye girdiğinde Hamza tekrar eski yerinde durdu. Yusuf Ali ise malikanenin kapısında bekledi. Tekrar kitabımı okumak yerine hamakta uzanarak kablolu kulaklığımı taktım. Kalın şalı üzerime örtmek yerine kitap ve boş kahve bardağıyla yere bıraktım. İnce şalımı ise bacaklarıma dolayarak kendime rahat bir pozisyon ayarladım. Malikane tam merkezde değildi. Bu yüzden kalabalık ve gürültüden uzaktı. Gökyüzündeki yıldızlar tam görünmese bile kutup yıldızını net bir şekilde görüyordum. Şarkının ritmi akıp giderken Alparslan'ın sorunu çözüp çözmediğini ve az önceki sert bakışlarını düşünüp duruyordum. Her ne kadar yanına gidip merak ettiklerimi sormak istiyor olsam bile bunu yapmamak için kendimle büyük savaşlar veriyordum. Burnumu her şeye sokmamam gerekiyordu. Eğer ona fazla soru sorarsam ve başının etini yersem kolumdan tuttuğu gibi beni kapı dışarı edecektir. Ve bunu henüz istemiyordum. Birkaç gün daha burada kalmalıydım. Onun sırlarını öğrenmek istiyordum. Bahadır'ın geçen gün babam için söyledikleri zihnime dolduğu an bedenime hafif bir ürperti yerleşti. Babam beni vezir yapmamıştı ama bir piyon olacak kadar basit de değildim. Bu oyunu babamdan hasar almadan bitirmek istiyordum. Çünkü babamı tanıyordum. Ve gerçekten kendisi için beni yem olarak ortaya atacak kadar acımasız olabilirdi. Zihnim tekrar Alparslan Agâh'la dolarken etrafta hareketlilik hissettim ama güvende olduğumu bildiğim için gözlerimi açma gereksinimi duymadım. Birkaç saniye sonra üzerime örtülen şalla gözlerimi açarak kulaklığımı çıkardım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD