"Yaz ayındayız ama unutma daha yeni büyük bir kaza atlattın. Henüz iyileşmedin." Alparslan'ın dikkatli bakışları yüzümde dolaştı. Doğrulduğumda kucağımdaki şalı omuzlarıma örttü.
"İyileşmiş kadar dinç hissediyorum." Şalıma sıkıca sarılıp, oturması için ona yer açtım. Üstünü değiştirmiş ve beyaz tişört ile siyah eşofman altı giymişti. Ayağında ise siyah terlikler vardı. Bu adam beni şaşırtmaya devam ediyordu. Özel hayatı kessinlikle hiçbir şekilde magazin ya da siyaset dünyasında bilinmiyordu.
Sağ tarafımdaki boşluğa oturduğunda hamağın sağ tarafı neredeyse çökecek gibi oldu. Bir an onun o koca bedenini hafife almıştım. Alparslan Agâh'ın koluna neredeyse yapıştığımda böyle olacağını biliyormuş gibi sırıttı. Huysuzca geri çekildim.
Burnuma dolan ferah kokuyla karışık kahve kokusu bir an iç çekmeme neden olacaktı. Kokusu çok güzeldi. Sanırım duş almıştı. Güzel kokuyordu.
"Haberini aldım." Aramızı açabildiğim kadar açtım ve aramıza koca bir mesafe girmesini sağladım. Hamağın diğer köşesine adeta tüneyerek gitmiştim. Çünkü ondan etkilenmek istemiyordum. Çünkü yasakların her zaman oldukça cazip geldiğini ve çekici olduğunu biliyordum. Çünkü ona aşık olma ihtimalini bile düşünmüş biriydim.
"Uslu bir şekilde yerinde durmuşsun." Alayla parlayan göz bebeklerine göz devirdim.
"İstediğin gibi, gayet uslu bir şekilde durdum."
"Aferin." Yorgun bakışlarına rağmen gülümsedi.
Hafifçe kıpırdandığımda ona tamamen döndüm. "Yorgun görünüyorsun?" Güzel kahverengi gözleri buğulaşmış, gözleri kan çanağına dönmüştü.
"Yorgunum." Bakışları durgunlaştı. Ona sormak isteyip de yuttuğum sorularla doluydum. Bakışlarımız birbirinden ayrılmak yerine daha derinleşiyordu.
"Günün nasıl geçti?"Sanırım benimle konuşmak istiyordu.
"Oldukça sıkıcı." Derin bakışları bir an bile yüzümden çekilmiyordu. Bir süre sessizce etrafıma bakındım.
"Sor haydi. Soramayıp da yuttukların o güzel soruların için buradayım cadı." Dakikalar sonra yorgun ama neşeli çıkan sesiyle dakikalardır sormak istediklerim hemen dudaklarımdan firar etmek için can attılar.
"Bunu da nereden çıkardın?" Çatık kaşlarımla ona döndüm. "Ayrıca neyi merak ediyorum? Dün akşamdan beri yoktun, Hamza siber saldırıya uğradığınızı söyledi. Eve geldiğine göre sorunu halletmiş olmalısınız. Yoksa ölürdün de eve gelmezdin." Sormayacaktım. Ona hiçbir şey sormayacaktım.
Çattığım kaşlarım ile sinirden büktüğüm dudaklarıma birkaç saniye bakıp gülümsedi. "Sormadın ama söyleyeyim, şimdilik her şey kontrolüm altında."
"İyi." Sinirlenmeye başlamıştım. Çünkü sormak isteyip de soramamak çok sinir bozucuydu.
Bakışları yerdeki kitaba kaydı. "Güzel kitap." Eğildi kitabı koca ellerinin arasına alarak doğruldu. Sayfaları hızla çevirerek kitabı kucağına bıraktı.
"Okudun mu?" Diye sorarken buldum kendimi.
"Hayır." Yüzüme düşen saçımı düzelttim. Yine koca bir sessizlik oldu.
"Bu gece çok sessizsin." Sanırım onunla tartışmamı istiyordu ama bu gece hayal kırıklığına uğrayacaktı. Çünkü canım onunla tartışmak istemiyordu. Elimden geldiğinde ona karşı soğuk ve mesafeli davranmaya karar vermişken bu kararımdan ilk fırsatta dönemezdim. Dönmeyecektim.
"Sıradan bir hayatım vardı. Yeni bir şehre yerleşip hayatıma renk katmak istiyordum. Belki güzel bir işe girecek, orada hayatımın aşkıyla tanışıp evlenecekken bir anda kendimi mafyalarla dolu bir dünyada buldum. Üstüne üstlük kaçırıldım ve ölümüne darp edildim. Bu da yetmezmiş gibi bana bunu yapanlar hâlâ dışarıda elini kolunu sallayarak gezebiliyorlar. Ve bu da yetmiyormuş gibi başımda yüzlerce adam bekliyor. Hayatım tek bir kurşunla son bulabilir. Bu hapis hayatı ne kadar sürecek onu bilmiyorum. Aşık olmadığım bir adamla sevgili haberlerim çıktı. Boy boy görüntülerim magazine sızdırıldı ve ben bütün bunlar olurken sadece izlemekle kalıyorum. Elimden hiçbir şey gelmiyor." Ona baktım.
"Nasıl olmamı bekliyorsun? Bu durumdan gerçekten memnum kaldığımı mı zannediyorsun? Sana güvenmiyorum. Tek hatamda beni öldüreceksin. Hatta belki ölüm fermanımı çoktan vermişsindir. Senin yanında güvende hissetmiyorum. Her an ölümü düşünmekten yoruldum." Yogun bakışları yavaş yavaş öfkeye yer verirken hamaktan kalktı.
Elindeki kitabı eski yerine bırakıp bana döndü. Koca bedeni üzerime eğildi. Küçük gözlerimi kırpıştırıp ne yapacağını ürkerek izledim. Ondan korkmuyordum ama korkulacak yanından korkuyordum. Gerçekten beni bir gün acımasızca öldürmesinden korkuyordum. Daha özgürlüğü tatmamışken ölmek istemiyordum.
Koca eli havaya kalktı. Sert parmakları usul usul yüzüme düşen saçımı düzeltti. Yüzümü tamamen saran elini yanağıma bırakıp üzerime tamamen eğildi. Saçlarımın arasına karışan parmakları bütün bedenimi titretti. Bu adam neydi böyle? Farklıydı. Çok farklı.
Kahveleri yüzümde gezindi. Dudakları aralandı. Gözlerime o kadar güzel baktı ki, bir an bana karşı bir şey hissettiğini düşündüm.
"Sana güvenmiyorum cadı. Evimde bir yabancıyı ağırlamaktan ben de memnun değilim. Ama söz konusu masum birinin hayatıysa bunun için elimden gelen her şeyi yaparım. Seni sonsuza kadar burada tutmayacağım. Biraz daha sabretmen gerekiyor. En kısa zamanda sana güvenli bir hayat sunacağım. Biraz daha dayanabilirsin bence." Aramızdaki küçük mesafeyi açarak doğruldu. Yanağımı saran koca elini çektiğinde yine o boşluk hissine kapıldım. Yine o dipsiz karanlık boşluğa düştüm.
"Ayrıca benimle yan yana olan görüntüler için sevinmen gerekiyor. Her genç kızın hayali olan bir adamla görüntülendin. Bu durumdan memnun olmaman beni şüphelendirdi, ölüm fermanını vermem için bir bahane olabilir." Eski keyfi yerine geldiğinde göz kırparak arkasını döndü.
"Yani son anda o kibrini göstermek zorundasın değil mi?" Arkasında huysuzca bağırdım.
"Seni kibir yumağı!"
"Üşütürsün içeri gir."
"Bu gece burada uyuyacağım!" Şalıma hiddetle sarıldım.
"İyi geceler müstakbel karım." Yandan serseri bir bakış atarak devam ettiğinde arkasında öylece bakakaldım. Bu adamın o güzel boynunu kırmak ile öpmek arasında gelip gidiyordum. Bana ne olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Sanırım sonunda akıl sağlığımı yitirecektim.
Tamamen gözden kaybolduğunda uzanıp, şalı üzerime örttüm. Bu sefer şarkı dinlemek yerine etrafımdaki korumaları düşünmemeye çalışıp uyumaya çalıştım. Bu gece burada uyumayı düşünmemiştim ama ona inat olsun diye burada uyuyacaktım.
"Hamza." Gözümü açarak Hamza'nın yanıma yaklaşmasını bekledim.
"Buyurun Masal Hanım." Karşımda durdu.
"Uyur uyumaz beni odama taşı, tamam mı?" İsteğim karşısında şaşkınlıkla arkasına bakıp bana döndü.
"Olmaz. Başka bir şey isteyin Masal Hanım. Hepimizin selameti için başka bir şey isteyin lütfen." Korkuyla gözlerini kırpıştırdı. "Alparslan Bey beni kovmakla kalmaz öldürür. Süründürür. Kahreder beni. Hatta çekin vurun beni. Valla bak. Ölümüm sizin elinizden olsun." Belindeki silahı çıkarır çıkarmaz bana uzattı.
"Onu beline koymazsan mermiyi kıçından ölsen bile çıkaramazlar!" Alparslan'ın sesiyle Hamza hızla silahı eski yerine koyup önümden çekildi. Belli ki içeri girmeden geri dönmüştü.
"Ağabey. Masal Hanı-"
"Sus Hamza." Alparslan çatık kaşlarıyla önümde durduğunda Hamza konuşmak için açtığı ağzını kapatarak sustu. "Hamza, kronometreyi on saniyeye ayarla." Hamza dediğini hemen yaparak bekledi.
Alparslan her iki elini eşofmanın cebine koyup küstahça beni süzdü.
"Şimdi kendi isteğinle kalkıp eve gelmezsen, bütün gece sıcak ve konforlu koynumda uyumak zorunda kalırsın. Düşünmen için on saniyen var." Kirpiklerimin arasında ona bakakaldım. Bu adam cidden ölümü hak ediyordu.
"Kronometreyi başlat." Hamza ikimize şaşkınlıkla bakıp ekrana bastı.
"Dokuz." Keyifle sırıttı.
Hiç düşünmeden hamaktan kalkıp önünde durdum. "Sen tam bir... Tam bir zorbasın!" Kolumu sertçe koluna vurup yanından gidecekken belime dolanan el tarafından ona çekildim. Yüz yüze gelecek şekilde sıkıca belimi tuttu. Avucunun sıcaklığı bütün belime işledi. İçim ürperdi. Sıcacıktı. Dokunuşu güzeldi. Ona güvenmem için diretiyordu. Hissettiğim bu şeyin ne olduğunun farkında değildim. Yeniydi. Çok yeni ve tazecikti. Adını bilmiyordum. Sözcüklere sığdıramıyordum. Tarif edemediğim bir duyguydu.
"Dikkat et. Henüz iyileşmedin." Al işte! Oldu mu bu şimdi? Bu yaptığı oldu mu gerçekten! Ondan uzak durmak istediğim her an böyle yapmak zorunda mıydı bu adam? Böyle yaparak tüm bariyerlerimi aşıyordu ama. Ama böyle yaparsa intikamımı nasıl alacağım ki? Kaba saba bir herif olmasını istiyordum. Çekilmez,iğrenç, bakteri yuvası olsaymış keşke. Böylece onun bu nazik tavırlarına çekilmek yerine, kaba tavırlarından kaçardım.
Karmakarışık bir şekilde kollarının arasından çıktım. Pelte gibi hissediyordum. İçimden sayarak malikaneye doğru hızlı adımlarla ilerledim. Arkamda keyifle kıkırdayan adamın delici bakışlarını üzerimden def ederek daha hızlandım.
Böyle olmamalıydı! Böyle olmamalıydı! Çok salak bir durumdaydım şu an. İçimde garip duygular yeşeriyordu ve bunu kontrol altına alamıyordum. Hiçbir şey istediğim gibi ilerlemiyordu. Bataklığa girdiğim yetmezmiş gibi bir de bataklığın yakışıklı prensine git gide çekiliyordum ve bu en son istediğim şey bile değildi.
Odama girdim. Kapıyı iki defa kilitledim. Yatağıma uzanarak örtüyü kafama kadar geçirdim. Uyumam lazımdı benim. Uyumalı ve bir an önce bu aptal duygularımın kontrolünü elime almam lazımdı.
Kahretsindi Alparslan Agâh Cihangir!