Hayat planladığımız gibi ilerlemeyince pes etmek yerine sadece bir süre hayata teslim olup akışına sürüklenmek en iyisiydi.
Planlar bazen işlemeyebilirdi. Mantık bazen sıkılarak çalışamaz hale gelebilir ve duygularınız daha ön plana çıkabilirdi. Bunlar sadece basit birkaç pürüzden başka hiçbir sorun teşkil etmez. Bu yüzden bir süre sadece bırakın. Elinizdeki ipleri benim gibi bir süre gevşeterek rahatlamayı deneyin. İnanın bana bu çok iyi hissettiriyor.
Aylar önce kanımda dolaşan intikam şimdi durulmuştu. Yıllardır verdiğim çabalar, aldığım eğitimler, her gece kurduğum intikam planları birkaç günde buhar olup uçmuştu. İçimde yıllardır bastırdığım duygularım gün yüzüne çıkıyorlardı. Hepsinin farkındaydım.
Alparslan Agâh'ın eksenine girdiğimden beri bambaşka biri gibiydim. O adadaki koca şatoya hapsolan prenses gibi hissetmiyordum. Bir zamanlar zihnimi esir alan karanlık arzular artık zihnime uğramıyordu bile.
Bu yüzden babamla yüz yüze görüşmek için Bahadır'a haber vermiştim. Onunla aramızda son geçen kırıcı konuşmamızdan sonra günler geçmişti. Bahadır'ın bana karşı olan duygularını biliyordum. Duygularına karşılık vermeyeceğimi de biliyordu. Buna rağmen hep yanımda olmuştu.
Son söyledikleri ne yazık ki doğruydu. Babama asla tam anlamıyla güvenmemiştim. Babamı çok iyi tanıyordum. Bu oyun uğruna beni bile harcayabilirdi. Bahadır'ın dediği gibi bir gün gerçekten de basit bir piyon olma ihtimalim oldukça yüksekti.
Babam da bana güvenmiyordu. Bunu da biliyordum. Bu oyuna dahil olmak için kendimi günlerce, aylarca hatta yıllarca paralamıştım. Asıl amacım kendi özgürlüğümle birlikte babamı da özgür kılmaktı ama işler hiç beklemediğim yerlere varmıştı.
Önce babam tarafından hayal kırıklığına uğramış, ardından babamın planı neredeyse hepsini değiştirmişti. Özenle gece gündüz üstünde çalıştığım planı bir çırpıda atıvermişti. Alparslan Agâh'ın evinde durmam artık saçmaydı. O evde hiçbir şey bulamazdım. Çünkü malikane sıkı bir güvenlik sistemiyle korunuyordu. Siber saldırıya uğradıkları günden birkaç gün sonra evdeki güvenlik sistemini değiştirmiş daha sıkı bir güvenlik sistemi kurmuşlardı. Yanımdaki gizli telefonu ve ses kayıt cihazlarını imha etmesi için Neva'ya vermiştim. Çünkü yeni sistem bunu hemen algılıyordu.
Hissetmiş gibi etrafını sinyal ağlarıyla kaplamıştı. Babamın, Alparslan Agâh'ı yıllardır neden alt edemediğini anlamaya başlamıştım. Gerçekten çok zeki biriydi. Bazen onun yanında beynimin hiç çalışmadığını hissediyordum. Onu hâlâ ezeli düşmanım olarak görüyordum. Ama eskisi kadar nefret besleyemiyordum. Onunla tanışmadan önce bana aşılanan nefret daha kordu. Şimdi nefretin kor alevleri yavaş yavaş sönüyordu ve bunu durduramıyordum.
Hayatın akışına bırakmıştım kendimi. Bir süre sadece plansız ve kaygısız yaşamak istiyordum. Hep hayalini kurduğum gibi insanlar arasına karışmak istiyordum artık. Evimin yakılmasından önce gezmiştim ama o zaman da etrafıma ve kalabalığa alışamadan eve dönmüş, ardından üst üste talihsizlikler yaşamıştım. Alparslan'ın malikanesinde mutlu değildim. Kısa bir sürede oradan ayrılmalıydım. Alparslan eğer benim gerçek kimliğimi öğrenirse gerçekten acımadan beni öldürecekti. Can güvenliğim yoktu. Bunun için Bahadır'dan yardım almalıydım. Beni derhal bu malikaneden uzaklaştırmalıydı.
Uzun bir süredir arabadaydım. Alparslan Agâh şirkete gitmeden önce ona evden çıkmak istediğimi söylemiş ve bunu bir ordu korumayı sağlayarak kabul etmişti. Gideceğim kafe ve yollar tamamen güvenli hale getirildikten sonra evden çıkabillmiştim. Bu adam tam bir kontrol manyağıydı. Hiç tanımadığı birini bu kadar koruyorsa sevdiklerini kim bilir nasıl koruyordu. Gerçi ailesini nasıl koruduğunu biliyordum ama yine de merak etmiştim. Acaba benden önceki hayatı nasıldı.
Yıllar önce evleneceği kadını nasıl koruyordu? Ya da onu nasıl seviyordu. Bunları merak etmeye başlamıştım. Nikah masasında terk edilecek kadar ne olmuş olabilir? Onu merak ediyordum artık. İçimde oluşmaya başlayan huysuz dikenler derin düşüncelere daldıkça göğsüme batıyordu.
"Masal Hanım." Gittikçe saçmalayan düşüncelerimi nihayet bozan Hamza'nın sesiyle arabanın durduğunu anlamam uzun sürmedi.
"İstediğiniz yere geldik." Arka kapıyı açmış, inmemi bekliyordu. Arabadan çıktığımda yüzüme düşen saçımı kulağımın arkasına iterek etrafıma bakındım.
Alparslan'ın korumaları etrafımı sarıp sarmalamıştı. Oysa ben özellikle birileri tarafından ilgi çekmeyi istemediğimi bizzat Alparslan'a söylemiştim. Manyak adam, sanki inat olsun diye etrafıma ordudan adam dikmişti. Eve gider gitmez o güzel boynunu kıracaktım.
Gayet sakin bir şekilde kafeye girdim. Etrafımdaki korumaları görmemezlikten gelerek gözlüğümü çıkartarak makanın hoş iç gıdıklayan içini süzdüm. Burası gayet soft bir mekandı. Süt kahvesi ve krem renginin ön plandaydı. Araya karışan soft yumuşak renkler huzurun tam adresi gibiydi. Özellikle kitabımı bitirmek için sakin olan bir mekan seçmesini istemiştim. Mekan o kadar sakindi ki, içeride hiçkimse yoktu. Etrafıma dikkatle baktım.
Bana doğru gelen sevimli yüzlü çalışan yüzüne konduğu gülümsemeyle beni karşıladı. Muhtemelen aynı yaştaydık. Benden birkaç santim uzundu. Beyaz tenli ve yuvarlak yüz hatlarına sahipti. İri gözler, küçük dudak ve hokka bir burna sahipti. Saçını sıkıca yukarda topuz yapmış, dudaklarına parlatıcı sürmüştü.
"Hoş geldiniz Masal Hanım. Buyrun, sizin için en güzel manzaramızın olduğu masayı ayırdık."
"Teşekkür ederim." Derken, elimdeki gözlüğü çantama koyarak Sinirimi yatıştırmak için derin bir nefes aldım.
Alparslan Agâh'ın bu yaptığı artık fazlaydı. Ona, insanların arasına karışmak istediğimi de söylemiştim. Ama bana inat olsun diye mekanı kapatmıştı. Bunu ona ödetmeliydim hem de hemen!
Buradan hemen çıkmak ve şirkete gitmek istiyordum. Alparslan Agâh'ın o güzel boynunu bugün kıracaktım. Bana gülümseyen çalışanı nazik bir şekilde geri çevirdim. Ardından Hamza'dan arabayı hazırlamasını söyleyerek hızlı adımlarla kafeden çıktım. Gerçekten çok sinirliydim şu an. Bana böyle davranmasını istemiyordum. Alparslan'ın bu yaptıkları artık çok fazlaydı. Kendi ne zannediyordu bu adam. Gerçekten yönettiği diğer insanlar gibi olduğumu mu zannediyordu? Yanılıyordu! Ben onlar gibi değildim! Olmayacaktım da! Beni böyle yaparak korumuyordu. Aksine bana gücünü sergilemekten başka yaptığı hiçbir şey görmüyordum.
Hamza arabanın gelmesini beklerken yanı başımda tetikte durmuştu. Diğer korumalar da etrafımı sarmışken oldukça göze çarpıyorduk. Yoldan geçenlerin bakışları üzerimdeydi ve ben bundan rahatsız olmuştum.
Sinirden bütün bedenim kıvılcımlarla dolmuştu. Yolda geçen sürücüler bile bana bakmadan geçemiyorlardı. Sabırsızca yolu izlerken önce etrafı yüksek sesli birr şarkı sardı. Ardından daha önce gördüğüm üstü açık araba hızlı bir şekilde önümde durdu. Bütün korumalar hazır bir haldeyken hepsi aynı anda silahlarına sarıldılar.
Daha önce gördüğüm hatta tanışmak için can attığım kişiyi karşımda görmeyi beklemediğim için ben de şaşkın bir şekilde saniyeler içinde gerilen etrafıma baktım.
Genç adam yakından daha iyi görünüyordu. Siyah kıvırcık saçları özenle taranmış, pürüssüz yüzü yeni tıraş olduğunu açık açık belli ediyordu. Dolgun dudakları oldukça güzel bir görüntü oluşturmuştu. Yüzünde koca bir gülümsemeyle arabadan indiğinde yutkunma isteğimi geri çeviremedim. Beyaz bir tişört, siyah kot pantolon ve beyaz ayakkabıyla oldukça klasik bir görüntüye sahipti. Ama yüzündeki gülümseme insani korkutacak kadar güzeldi. Havalı bir şekilde siyah gözlüğünü çıkarttığında her iki elini havaya kaldırıp teslim oldu.
"Beyler şeytan doldurur. İndirsek mi o küçük bebekleri." Hamza'nın elindeki silahı bakışlarıyla işaret ettiğinde Hamza ve etrafımdaki adamlara baktım. İnsanlar korkuyla ne olacağını izliyor, bazıları ise video kaydına almışlardı bile.
"Hamza! İnsanlar var! İndirin silahları!" Hamza'ya öfkeyle baktım.
"Masal Han-" Sözünü bıçakla kestim.
"İndirin silahlarınızı! Etrafta insanlar var!" Korumalar beni umursamayarak, Hamza'ya baktılar. Hamza sinirle soluyordu. Bu davetsiz adam onu sinirlendirmişti.
"İndirin." Hamza'nın komutuna aynı saniyede uyan korumaların metal silah sesleri etrafı kapladı. Hepsi aynı anda silahların emniyetini kapatarak gözden kaybettiler.
"Alparslan'a selamımı ilet Hamzacığım. Ayrıca bu yaptığınız çok ayıp. Böyle güzel bir Hanımı dinlememenizi şiddetle kınıyorum." Henüz ismini öğrenemediğim adam sonunda her iki elini indirerek kaldırıma çıktı. Bu sırada Hamza'nın bakışlarıyla yanımdaki bir koruma telefonunu cebinden çıkarıp bizden uzaklaştı. Diğer korumalar ise etrafta toplanan kalabalığı dağıtıyorlardı.
"Merhaba," Uzun, ince kemikli parmaklarını uzatan genç adamın gülümsemesi büyüdü. "Emir Hazar." İçimden bir ses bu güzel parmakları tutmamı fısıldıyordu.
Elimi uzattığımda, avucunda kaybolan elimi ters çevirerek nazik bir şekilde dudaklarını elime bastırdı.
"Sizinle tanıştığım için dünyanın en şanslı adamı hissediyorum Masal Hanım. Güzelliğiniz halis mi? Cennetten düşen bir melek kadar güzelsiniz." Beni tanıması dikkatimi çekmemişti. Henüz birkaç hafta olmasına rağmen, Alparslan'ın etrafında olduğu herkes beni tanıyordu çünkü.
Hızla etrafıma göz gezdirip gülümsedim. "Güzel iltifatlarınız için teşekkürederim Emir Bey." Az önce öptüğü elini saçıma götürüp düzelttim.
"Emir... Sadece Emir diye hitap edin lütfen. Beraber bir kahve içme vaktiniz var mı acaba? Sizin gibi bir melekle vakit geçirmek için can atıyorum." Nazik bir şekilde gülümsedim. Topuğuma vura vura kaçmam gerekirken kafamla onayladım.
"Tabii ki içebiliriz." Alparslan Agâh küplere binecekti. Onun o öfkesi beni şimdiden heyecanlandırıyordu. Emir'den haz etmemişti ve bana kötü bir sapık olduğunu söylemişti. Oldukça çapkın birine benziyordu ama henüz bir sapıklığını görmemiştim. Şimdilik tabii.
"Masal Hanım eve gidecektiniz." Hamza'ya kısa bir bakış atarak kafeye yöneldim.
"Vaz geçtim." Diyerek içeri girdiğimde Emir hemen yanımda benimle ilerliyordu. Etrafımdaki korumalara alayla bakmaktan da hiç çekinmiyordu.
Az önceki genç çalışan tekrar bizi karşıladı. Bu sefer az önce gösteremediği masaya doğru ilerledik. Emir centinmen bir şekilde sandalyemi arkaya çekti. Teşekkür ederek oturduğumda, hemen karşıma geçti. Kafeye giren korumalar olası bir şey için tetiktelerdi. Böyle yaptıkça bu gizemli adamı tanımayı daha çok istiyordum.
"Nasıl içersiniz?" Emir'e baktığımda sipariş bekleyen garsonu gösterdi. "Kahvenizi nasıl içerisiniz?"
"Orta şekerli." Diye yanıtladım.
"Orta şekerli ve bol şekerli iki kahve lütfen." Garson kız yanımızdan ayrılır ayrılmaz Emir arkasına yaslanarak hiç çekinmeden beni incelemeye başladı. Bugün omuzları düşük, mini boyda çiçekli bir elbise giymiştim. İnce zarif takılarla süslendirdiğim kombinimi saçıma bağladığım bir bandana ile tamamlamıştım. Ayağımda ince iplerin dizlerimin altına kadar sarmaladığı pembe uzun topuklu ayakkabılarım vardı. Ayakkabıları görür görmez bayılarak giyinmiştim.
"Size baktıkça her şeyi daha net anlıyorum." Kaşlarımı çatarak konuşmasını devam etmesini bekledim.
"Alparslan'ın neden size vurulduğunu." Gittikçe yaramazlaşan bakışlarını nihayet yüzüme dikti. "Daha önce böyle bir güzelliğe şahit olmamıştım. Şu an Alparslan'ı boğazlamak istiyorum." Çantamdaki çalan telefonumu meşgule atarak, masaya ters bıraktım.
Hamza hemen arkamda gıcık tutmuş gibi boğazından sesler çıkartı. Garson kız, kahvelerimizi servis ederek geri gittiğinde bu sefer ben konuştum.
"Bana yürüyor musunuz? Yoksa ben mi yanlış anlıyorum?" Bu durum her ne kadar hoşuma gitmiyor olsa bile bu adamın kim olduğunu bulmak isteyen yanım daha ağır basıyordu. Telefon tekrar çaldığında bu sefer sessize aldım. Arayan Alparslan Agâh'tı. Şu an ona çok öfkeliydim. Ve öfkeli olduğum için telefonunu yanıtlamayacaktım.
"Yürümek mi?" Boğazından tatlı bir kıkırtı kaçtı. "Genellikle yürümekten çok koşmayı tercih ederim."
Hamza bu sefer boğazını sesli bir şekilde temizleyip arkamdan kulağıma eğildi. "Masal Hanım." Kahvemden bir yudum içtiğimde umursamaz görünüyordum. "Alparslan Bey buraya geliyor."
Bunu duymamla içimde yaramaz bir kıpırtı belirdi. Yaramazlık yapmayı sevmiştim. Onun o sinirden köpüren hallerine bayılıyordum. Özellikle nedeni ben olduğumda keyfime diyecek yoktu. Benimle çocukla oynar gibi oynamasını ona gösterecektim. Beni sürekli alaya almasını ona bugün ödetecektim. Hem de karşımda oturan ve haz etmediği adamla ödetecektim.
İçten bir gülümsemeyle Hamza'ya baktım. "Bu harika bir haber. Teşekkür ederim Hamzacığım." Hamza irileşen gözleriyle bana şaşkınlıkla baktığında keyfim inanılmaz derecede yerindeydi. "Alparslan nasıl içiyordu kahvesini?" Omzumun üzerinden Hamza'ya baktım.
Birkaç saniye şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Şey, sade içiyor." Tedirgin ve telaşlıydı Hamza. Tabi onu çok iyi anlıyordum. Alparslan'ın öfkesine en çok şahit olan kişilerden biriydi. Korkması gayet normaldi.
"Alparslan'a da bir kahve isteyebilir misin? Gelir gelmez kahvesini içsin istiyorum."
"Papatya çayı daha iyi gelir." Hamza'nın önerisiyle kafamı salladım. "Papatya çayı daha iyi olur. Sağ ol Hamza." Ona göz kırparak önüme döndüğümde arkamda kısa bir hareketlilik oldu. Sanırım gerçekten papatya çayı hazırlatmaya gidiyordu Hamza.
Tekrar Emir'e baktığımda kısa bir açıklama yaptım. "Alparslan buraya geliyormuş. Sevgilim beni çok seviyor. Özlemiş. Oysa birkaç saat önce ayrılmıştık."
"Aşk... Koskocaman Alparslan Agâh Cihangir'in buzdan kalbini eritmişsiniz sonunda." İmayla tek kaşını kaldırdı. "Oysa yıllar önce Derya tarafından nikah masasında terk edildiğinde aşka tövbe ettiğini zannediyorduk." Kahvesinden bir yudum alarak arkasına yaslandığında az önce duyduğum ve neredeyse unuttuğum bilgiyi tekrar hatırladım. Konuya daha fazla girmemesi için sadece kısa bir şekilde gülümsemekle yetindim.
"Yıllarca İstanbul'daydım daha önce sizinle karşılaşsaydım bugün benim sevgilim olduğunuzdan eminim. Sizi Alparslan'dan önce bulmadığım için bu gece sarhoş olana kadar içeceğim." Kahvemden bir yudum alarak fincanı tabağa bıraktım.
"Yıllar önce sizinle tanışmış olsaydık, şu an yine de Alparslan'la birlikte olurdum." Kesin bir dille konuştum. Camdan geçen araçlara birkaç saniye baktım. "Bana yürümek yerine kendinizden bahsetmenizi çok isterim." Onun kim olduğunu çözmek için tanımam gerekiyordu. Alparslan'ın ondan neden haz etmediğini bilmek istiyordum çünkü.
Hamza tarafından masaya sert bir şekilde bırakılan koca bir kupa dolusu papatya çayına baktım.
"Teşekkür ederim Hamza." Ona tebessüm ederek bardağı kendime çektim.
"Hazar Holding'in genç veliahtı Emir Hazar. Yıllarca Yurt dışında yaşadım ama ülkem gibisi yok diyerek memleketime geri döndüm. Gecelerin prensi olarak da bilinirim. Nevşehir'in en işlek barının ceo'suyum. Tatlı yemeye bayılırım. Tam bir koç burcu erkeğiyim. Yirmi beş yaşındayım. İkimizin yaşı daha uygun değil mi?" Öne eğilerek yüzümü inceledi.
"Çocuklarla takılmayı pek tercih etmiyorum." Dudaklarımı bükerek sahte bir üzüntüyle onu süzdüm. Ona çocuk dediğim için gururu indinmedi. Ya da şaşırmadı.
Dışardan gelen arabaların fren sesini ikimiz de işittik. Emir'in bakışları arkama kaydığında keyifle arkasına yaslanarak gelecek kişiyi bekledi. Ben ise keyifle kahvemden son yudumu içtim. Emir hakkında öğrendiğim bilgiler işime çok yarayacaktı. Üstüne ise Alparslan'ın öfkesi delireceğim bir şekilde beni mutlu ediyordu.