Umay’ın Anlatımı
Gece, Yaman’ın boynumdaki o yakıcı nefesiyle sona ermemişti; aslında her şey o an başlamıştı. Sabaha karşı malikanenin o steril sessizliğinde uyandığımda, üzerimde gümüş rengi bir sabahlık vardı ama ruhum siyah bir zırh kuşanmıştı. Sancak’ın düşman elinde olması, içimdeki o General’i bir cellada dönüştürmüştü.
Yaman’ın dün geceki o kışkırtıcı kıskançlığı, bana olan saplantısının ne kadar ileri gidebileceğinin kanıtıydı. Odadan çıktığımda koridorda Erdem ile karşılaştım. "Araç hazır efendim," dedi, bakışlarını yere indirerek. "Yaman Bey sizi aşağıda bekliyor."
Aşağı indiğimde Yaman, salonun ortasında duran devasa ekranda "Demir Maske"nin eski dövüşlerini izliyordu. Demir Maske, gerçekten de bir insandan çok bir makine gibiydi; yüzündeki o perçinli metal, altına gizlediği her türlü insani duyguyu reddediyordu.
"Korkuyor musun?" dedi Yaman, başını çevirmeden.
"Benim korkularım babamla beraber o ringin kenarında öldü Karahan," dedim, gümüş boks çantamı omzuma asarak. "Ben sadece Sancak için endişelenirim. Ve eğer o saçının teline zarar gelirse, bu gece o ringden kimin ölü çıkacağı umurumda olmaz."
Yaman ayağa kalktı, yanıma geldi. Elimi tuttu, parmaklarımı tek tek dudaklarına götürdü. "Sancak benim korumam altında. Onu alanlar, benim ne kadar ileri gidebileceğimi unutmuş olanlar. Sen sadece dövüşüne odaklan General. Çünkü Demir Maske, senin o meşhur sol kroşeni bekliyor olacak."
Yaman Karahan’ın Anlatımı
Umay’ı o siyah camlı aracın içine uğurlarken, hayatımda ilk defa kontrolümün dışında dönen bir çarkın dişlileri arasında kaldığımı hissettim. Onu, Sancak üzerinden tehdit edenler aslında benim otoriteme saldırıyorlardı. Ama Umay... O, bu tehdidi bir yakıta dönüştürmüştü.
"Erdem," dedim, araç uzaklaşırken. "Depodaki o farelerin yerini tespit ettiniz mi?"
"Evet efendim. Şehrin kuzeyindeki terk edilmiş tersaneler bölgesindeler. Sancak Bey'i bir konteynerde tutuyorlar."
"Güzel. Umay ilk raundu bitirdiğinde, bana o heriflerin liderinin kellesini getireceksin. Ama sakın Umay'a bir şey söylemeyin. Onun o ringde hissettiği o saf, öldürücü öfkeye ihtiyacım var. Demir Maske'yi ancak o nefretle devirebilir."
Arenaya vardığımızda, ortam dün geceden bile daha elektrikliydi. Bu sefer locada yalnız değildim; şehrin en karanlık baronları, maskeli yüzleriyle yerlerini almışlardı. Bahisler, General’in aleyhineydi. Herkes bir kadının, Demir Maske gibi bir canavar tarafından parçalanışını izlemek için servet yatırmıştı.
Locamda viskimi yudumlarken aşağıda, gümüş rengi peleriniyle ringe doğru yürüyen Umay’ı gördüm. Işıklar üzerine düştüğünde, o gümüş eldivenler birer infaz baltası gibi parlıyordu. Bakışları locamı bulduğunda, o kehribar gözlerdeki sönmeyen yangını gördüm. O benim kraliçemdi ve bu gece tahtını kanla yıkayacaktı.
Umay’ın Anlatımı
Ringin içine girdiğimde, Demir Maske çoktan oradaydı. Nefes alışı, o metal maskenin arkasından boğuk, hırıltılı bir ses olarak çıkıyordu. Benden en az iki baş uzundu. Kasları, üzerine yağ sürülmüş devasa kaya parçaları gibiydi. Ama benim asıl dikkatimi çeken, boynundaki o küçük, haç şeklindeki dövmeydi. Babamın bahsettiği, Rus yeraltı dünyasının en acımasız tetikçilerinden biri: Ivanov.
Gong sesi, kulaklarımda bir idam hükmü gibi yankılandı.
Demir Maske, hantallığının aksine inanılmaz bir hızla üzerime atıldı. İlk sağ direği, yanağımdan santimlerle geçti; rüzgarı bile cildimi yakmaya yetti. Hemen ardından gelen aparkat, göğüs kafesimi hedefledi. Geriye doğru bir takla atarak kurtuldum ama ringin tellerine sıkışmıştım.
"Hadi General!" diye bağırdı bir ses kalabalıktan.
Ivanov, devasa elleriyle boğazıma yapışmak isterce hamle yaptı. O an Yaman'ın dün geceki sözlerini hatırladım: "Sadece ben senin bu titreyen nefesini biliyorum." Nefesimi tuttum. Ivanov’un kolunun altından kayıp, gümüş eldivenimle böbrek boşluğuna iki seri yumruk indirdim. Bir kaya parçasına vurmuşum gibi elime bir acı saplandı ama o inledi. Metal maskesinin arkasından gelen o boğuk hırıltı arttı.
Üzerime tekrar geldiğinde, bu sefer kaçmadım. O büyük hamlesini yapmasını, sağ kolunu tam kapasite germesini bekledim. Tam o an... Sancak’ın dehşet dolu yüzü ve Yaman’ın o sahiplenici bakışı gözümün önünden geçti.
Ivanov’un maskesini hedef alan bir aldatmaca yaptım. Elini yüzüne siper ettiğinde, asıl hedefim olan sol kroşemi tam karaciğerinin üzerine, zırhının en zayıf noktasına indirdim.
Çat. Kaburga kemiğinin kırılma sesi, arenadaki tüm uğultuyu bıçak gibi kesti. Ivanov dizlerinin üzerine çöktü. Maskesinin altından yere kan damlamaya başladı. Başını kaldırıp bana baktığında, o metal maskenin arkasındaki gözlerde ilk defa bir duygu gördüm: Saf korku.
Tam o sırada, yukarıdaki locada Yaman’ın ayağa kalktığını gördüm. Elinde bir telefon tutuyordu. Telefonu bana doğru çevirdi; ekranda Sancak’ın bir sandalyede bağlı ama sağ salim olduğu bir görüntü vardı.
İçimdeki o ağır yük bir anda kalktı ve yerini sınırsız bir şiddete bıraktı. Sancak güvendeydi. Şimdi, bu canavarı ve bu sistemi parçalama sırası bendeydi.
Yavaşça Ivanov’un tepesine dikildim. Gümüş eldivenlerimi birbirine çarptım.
"Bu sadece boks değil," diye fısıldadım, Ivanov’un metal maskesine doğru eğilerek. "Bu, General’in adaleti."
Sağ elimle maskesini kavrayıp yukarı çekerken, sol yumruğumu son darbe için hazırladım. Aşağıdaki tüm kalabalık nefesini tutmuştu. Yaman ise locasında, yarattığı bu harika canavarın zaferini kutlamak için kadehini havaya kaldırmıştı.
Umay’ın Anlatımı
Ivanov’un metal maskesi elimde, soğuk bir ganimet gibi duruyordu. Adamın maskesiz yüzü, altındaki o dikiş izleri ve ruhsuz bakışlarıyla düşündüğümden çok daha insani ve zavallıydı. Hakem elimi havaya kaldırdığında, arenadaki o sağır edici uğultu yerini bir saygı duruşuna bırakmıştı. Ama benim gözlerim sadece o locadaydı. Yaman, kadehini yavaşça masaya bırakıp ayağa kalktı. Sancak’ın görüntüsünü bana izlettiği o telefon artık cebindeydi.
Ringden inerken bornozuma sarıldım. Gümüş eldivenlerim kan ve ter içindeydi. Soyunma odasına giden tünelde Yaman’ın beni beklediğini biliyordum. Ve oradaydı; gölgelerin arasında, sırtını duvara yaslamış, zaferimi bekleyen bir avcı gibi.
"Etkileyiciydi General," dedi, sesi o dar koridorda yankılanırken. "Dört saniyelik rekorunu kırmadın belki ama bir efsanenin maskesini düşürdün."
Yanıma geldi, parmaklarıyla çenemi tutup başımı kaldırdı. Gözlerindeki o hayranlık, mülkiyet hırsıyla harmanlanmıştı. "Sancak nerede?" diye sordum, sesim bir bıçak kadar soğuktu. "Görüntü yetmez Karahan. Onu canlı görmek istiyorum."
"Sözümü tuttum Umay. Korumalarım onu tersaneden çıkardı. Şu an yolda, malikaneye gidiyor. Ama seninle bir anlaşmamız vardı, hatırlıyor musun? Bu gece benimlesin."
Yaman Karahan’ın Anlatımı
Onu o haliyle, gümüş eldivenlerinin üzerindeki kan lekeleri ve örgülerinden sarkan ıslak saçlarıyla izlemek, içimdeki o karanlık arzuyu körüklüyordu. O, benim yarattığım en kusursuz silahtı ve bu gece o silahın tetiğini ben çekecektim.
"Beni malikaneye götür," dedi Umay. Sesi yorgun ama hala dikti.
Araca bindiğimizde aramızdaki o sessizlik, yaklaşan bir fırtınanın habercisiydi. Malikaneye vardığımızda, kapıda Sancak’ı gördüm. Yüzünde birkaç taze yara vardı ama ayaktaydı. Umay, araç durur durmaz kendini dışarı attı ve kardeşine sarıldı. O an, o sert General’in yerini sadece bir abla almıştı. Bu zayıflık mıydı, yoksa onu bu kadar güçlü kılan asıl şey miydi, hala emin değildim.
Sancak’ı odasına gönderdikten sonra Umay ile salonun ortasında baş başa kaldık. Şöminedeki ateş, o kehribar gözlerinde dans ediyordu. "Şimdi," dedim, yavaşça ona yaklaşarak. "Zaferini kutlama vakti."
Umay’ın Anlatımı
Yaman’ın üzerime doğru gelişi, Ivanov’un ringdeki hamlesinden çok daha tehlikeliydi. Elini belime koydu, beni kendine çekti. Bornozumun arasından sızan o soğuk hava, tenindeki sıcaklıkla buluştuğunda ürperdim.
"Benden nefret ediyorsun, değil mi?" diye fısıldadı kulağıma. "Seni bu oyunun içine ittiğim için, kardeşini bir yem gibi kullandığım için..."
"Nefret, çok hafif bir kelime kalır Karahan," dedim, ellerimi göğsüne koyup onu hafifçe iterken. Ama gitmesine izin vermedim. "Sen her şeyi satın alabileceğini sanıyorsun. Ivanov’u, Sancak’ı, hatta beni... Ama unuttuğun bir şey var. Ben bir General’im. Ve generaller asla tamamen teslim olmaz."
Yaman hafifçe gülümsedi, o karanlık ve baştan çıkarıcı gülümsemesiyle. "Teslim olmanı istemiyorum Umay. Yanımda savaşmanı istiyorum. Benimle bu şehri yönetmeni istiyorum. Bu gümüş eldivenler sadece bir başlangıçtı. Sana gerçek bir krallık vaat ediyorum."
Dudakları dudaklarıma milimetrelerce yaklaşmıştı. O an, o meşhur sol kroşemi indirmek yerine, bu karanlık çekime karşı koyamadığımı hissettim. Öfkem ve arzum birbirine karışmıştı. Tam o sırada malikanenin dışından gelen bir patlama sesiyle irkildik. Camlar titredi, alarm sesleri gecenin sessizliğini yırttı.
Yaman anında beni arkasına aldı, belinden silahını çıkardı. "Görünüşe göre Ivanov’un arkadaşları maskenin hesabını sormaya gelmiş," dedi, gözlerinde o eski, öldürücü parıltıyla.
Bornozumu üzerinden attım, ellerimi gardıma getirdim. "Gümüş eldivenlerimi yukarıda bıraktım," dedim, Yaman’a yan bir bakış atarak. "Ama çıplak ellerimle de neler yapabileceğimi biliyorsun."
Yaman bana baktı, ilk defa bir mülk sahibi gibi değil, bir ortak gibi gülümsedi. "O zaman hadi General. Bu gece malikaneyi beraber savunalım."