dağın arasında kalmak gibidir vicdan azabı

1084 Words
yıldizhan..Güneş, dağların ardında kaybolurken, uzun gölgeler vadinin üzerine çöküyordu. Rüzgar, keskin bir bıçak gibi, çadırların arasından geçiyor, askerlerin tüylerini ürpertiyordu. Kamp ateşinin etrafında toplanmışlardı, yüzleri alevlerin dansıyla aydınlanıyordu. Yorgunluk yüzlerinden okunuyordu, ama gözlerinde hala bir umut kıvılcımı vardı. Yarın, bilinmeyene doğru yürüyeceklerdi. Belki de zafere, belki de yıkıma... Ama kaderleri ne olursa olsun, birlikte, omuz omuza savaşacaklardı. Çünkü onlar, askerdi.askerlerin gözleri hala kan çanağıydı. Operasyonun üzerinden saatler geçmişti ama adrenalin hala damarlarında dolaşıyordu. Yorgunluktan ayakları titriyordu ama zaferin verdiği gurur, tüm bedenlerini sarmıştı Yüzbaşı Yıldızhan, askerlerinin yüzlerine baktı. Gözleri, yorgunluktan ve uykusuzluktan kızarmıştı ama aynı zamanda, gurur ve zaferle parlıyordu. Bu operasyon, onların eseriydi. Hainleri etkisiz hale getirmiş, vatanın bağrına saplanmış bir hançeri söküp atmışlardı. Yüzbaşı Yıldızhan, içinden gurur duydu. Bu askerler, onun can yoldaşlarıydı. Onlarla birlikte nice zorlu görevlere katılmış, nice badireler atlatmışlardı. Onlar olmasaydı, bu zafer de mümkün olmazdı. Yüzbaşı Yıldızhan, askerlerine döndü. "Hepinize teşekkür ederim," dedi. "Sizler, bu vatanın gerçek kahramanlarısınız." Gözlerinizdeki yorgunluğu görüyorum, çocuklar," diye başladım, sesim hem yorgun hem de kararlıydı. "Kolay bir görev değildi, hepiniz sınırlarınızı zorladınız. Ama unutmayın, bu sadece bir zafer değil, bir başlangıç. Düşman hala etrafımızda, tehdit devam ediyor. Daha çok çalışacağız, daha çok mücadele edeceğiz. Çünkü biz, bu vatanın evlatlarıyız. Biz, Türk askeriyiz. Ve bizim görevimiz, son nefesimize kadar, bu ülkeyi korumak ve kollamaktır." Sözlerimi bitirirken, askerlerimin gözlerinde yeni bir kararlılık kıvılcımı belirdiğini gördüm. Görev, henüz bitmemişti. Ama inancımız tamdı. "Astsubay komutanına doğru yaklaştı ve dik duruşla, 'Komutanım, aracınız hazır. Sizi bekliyorlar.' dedi. Sonra da gözlerini askerlere gezdirerek, 'Hadi çocuklar, araca!' diye emretti. Tüm bu hareketler, uzun yıllardır içselleştirdiği askeri disiplini ve hiyerarşi bilincini yansıtıyordu. Her kelime ve hareket, emir komuta zinciri içindeki yerini ve sorumluluğunu gösteriyordu." Yıldızhan, loş ışıklar altında dönen tekerleklerin uğultusu eşliğinde, gözlerini karartılmış camdan ayırmadan subayına döndü. “Subayım, herhangi bir avukat yok değil mi?” diye sordu, sesi neredeyse bir fısıltıydı. Subay, gergin bir ifadeyle başını iki yana salladı. “Hayır komutanım, en azından şu an için böyle bir kayıt yok.” Komutanın dudaklarında belirsiz bir tebessüm belirdi. Gecenin karanlığı içinde ilerleyen araçta, tek kelime bile büyük bir anlam taşıyordu." Uzun ve yorucu bir yürüyüşün ardından, araçtaki atmosfer gergindi. Herkes kendi düşünceleriyle boğuşuyordu. Tam o sırada, en beklenmedik kişiden bir espri patladı. "Şu anki durumumuza bakılırsa, bizden daha çok kamyon yorulmuş olmalı," dedi, gözleri parlayarak. Sıkıntılı bir an, kahkahalara dönüştü.Eski kamyonun kasasında tozlu bir rüzgar esiyor, motorun gürültüsüyle birleşerek genç askerlerin kahkahalarını bastırmaya çalışıyordu. Yeni yetişenlerin heyecanı, tecrübelilerin rahatlığıyla iç içe geçmişti. "Abi, sen yine mi o eski şakayı yaptın?" diye takıldı en gençlerden biri, gözleri gülüyordu. Tecrübeli asker, sakince omzunu silkti. "Gençliğin coşkusu işte," dedi, gülümseyerek. "Ama unutmayın, nöbet yerinde böyle şakalar olmaz." "Yüzbaşı Yıldızhan, gözlerini araçtaki askerlerin üzerinde gezdirdi. Uzun yılların verdiği tecrübeyle, bu gençlerin heyecanını ve gerginliğini anlıyordu. 'Şimdilik keyif yapabilirsiniz çocuklar,' dedi, sesi biraz yumuşakça. 'Ama unutmayın, burası savaş alanı. Şaka yapmak güzeldir ama görevin ciddiyetini asla unutmayın. Bir anlık dalgınlık, hepimizi tehlikeye atabilir.' Yüzbaşı'nın sözleri, araç içindeki kahkahaları kesmişti." Yüzbaşı Yıldızhan, gözlerini askerlerin üzerinde gezdirdi. 'Böyle şeyler olmaz bir savaş alanında da böyle gülecek misiniz? Şimdi herkes karargaha gidene kadar sesini çıkarmasın! Çık duymak istemiyorum!' diye kükredi Yüzbaşı Yıldızhan, geçmişindeki derin yaraların izlerini yüzünde taşıyordu. Bir zamanlar umut dolu bir gençken, yaşadığı büyük kayıplar onu acımasız ve duygusuz bir adam haline getirmişti. Her başarısızlığı, her kaybı, içindeki ateşi daha da körüklemiş, dünyaya karşı derin bir güvensizlik duygusu aşılamıştı. Hata yapmanın bedeli çok ağır olmuştu ve o günden sonra hatalarına göz yummaz, hatalı bulanları acımasızca cezalandırırdı. Sanki içindeki acı, dışarıya doğru öfkeyle patlıyordu." Zühre..gökyüzünün en karanlık köşesinde parlayan bir yıldızın altında doğmuştu. Henüz minikken, bir savaşın ortasında ailesini kaybetmiş, hayatının geri kalanını karanlık bir kuyuda geçirmeye mahkûm olmuştu. Bu savaşın kumandanı ise, yıllar sonra hayatına güneş gibi doğacak olan Yıldızhan'dı. Aşiret ağası olan Yıldızhan, Zühre'yi yanına alarak hem vicdanını rahatlatmış hem de küçük bir kızın hayatına yön vermişti. Zühre için Yıldızhan, hem bir baba figürü hem de bir koruyucu olmuştu.Zühre, Yıldızhan'a duyduğu aşkın ateşinde yanarken, Yıldızhan onu sadece küçük bir kız kardeşi gibi görüyor, onu koruyor ve kolluyordu. Aşkının karşılıksız olduğunu anlamak, Zühre'nin kalbini paramparça ediyordu. Yıldızhan'ın bakışları, ona bir baba şefkatiyle doluydu, oysa Zühre'nin kalbi onun için daha farklı atıyordu. Her bakışı, her dokunuşu Zühre'nin yüreğinde fırtınalar estiriyordu. Yıldızhan'ın ailesi, bu evliliği onaylasa da, o bu birleşmeye sıcak bakmıyordu. Geçmişin yüküyle boğuşan Yıldızhan, Zühre'ye olan bu duygusal bağı anlamakta zorlanıyordu. Zühre için ise bu durum dayanılmaz bir işkenceydi. Aşkının karşılıksız kalması, onun geleceğe dair tüm umutlarını söndürmüştü. Sabahın ilk ışıklarının odasını ısıttığı sırada gözlerini açtı. Güneş ışınları, yüzüne düşen saçlarını altın sarısı bir hale bürümüştü. Yumuşak yatağından kalkarken, bir hafta sonraki düğünün heyecanı tüm bedenini kapladı. Gözlerini kapatıp hayal etti. Yıldızhan, damatlığıyla karşısında duruyordu. Ellerini tutmuşlar, kalabalık bir düğünde zeybek oynuyorlardı. Gözleri, Yıldızhan'ın gözlerinde kayboldu. O an, tüm dünya yok olmuştu. Sadece onlar vardı, birbirlerine aşık iki insan.. Yatağından kalkıp banyoya yöneldi. Aynadaki yansımasına bakarken, bugün onun için ne kadar özel bir gün olduğunu bir kez daha hatırladı. Hızlıca elini yüzünü yıkayıp odasından çıktı. Mutfaktan yükselen kahvaltılık kokusu, onu daha da mutlu etmişti. Mutfağa girdiğinde, kayınvalidesi güler yüzle karşıladı onu. "Günaydın kızım, bugün ne kadar güzelsin!" sözleri, kalbini ısıtmıştı. Kayınvalidesi, gülümseyerek gelinin omzuna dokundu. 'Kızım, sen benim canım ciğerimsin. Sensiz bu ev neşe olmazdı. Bin şükür ki varsın.' dedi." Zühre kayınvalidesinin kollarına atıldı. 'Anneciğim, siz olmasaydınız ben ne yapardım? Sizin gibi bir anneye sahip olduğum için çok şanslıyım.' diye fısıldadı." Kapı gürültüsüyle mutfaktaki sohbet kesildi. İçeriye, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kayınpeder girdi. "Oğlum, gelin kaynanaburada ne kaynatıyoruz !" diye seslendi, şakalaşarak. Gelinine doğru ilerleyip onu kollarıyla sarmaladı. "Güzel kızım benim, sen hiç merak etme. Yıldızhan bugün yola çıkacak, merak etme." sözleriyle gelinin yüreğini ısıttı. Kayınpederin sıcaklığı, Zühre nin.heyecanını biraz olsun dindirmişti. Zühre'nin yüreği, kayınpederinin sözleriyle çılgınca atmaya başladı. Yıllarca sevdasıyla yandığı yıldızın, sonunda bugün gelecek olması onu hem heyecanlandırıyor hem de tedirgin ediyordu. En son yedi yıl önce görmüştü Yıldızhan'ıO zamanlar daha çocuk yüzlü, çekingen bir gençti. Şimdi kim bilir nasıl değişmişti? Daha mı yakışıklı olmuştu? Kalbi bu düşüncelerle hızla çarparken, aynaya bakıp kendi halini inceledi. Yeterince güzel miydi? Yıldızhan'ın karşısında nasıl duracaktı? Bin bir soru zihnini meşgul ederken Tam o sırada, kayınpederinin telefonu çaldı. "Alo, evet Yıldızhan... Ne dedin? Nasıl yani?" diye telaşlandı. Telefonu hoparlöre açtıZühre'nin kalbi birden sıkıştı. Telefonun diğer ucundan, Yıldızhan'ın boğuk sesi duyuldu: "Baba, çok üzgünüm ama düğüne gelemeyeceğim. Bu evliliği istemiyorum, hiçbir zaman da buraya geri dönmeyeceğim." Zühre'nin gözleri doldu. Gözyaşlarını tutamadı ve ağlamaya başladı.Yıllarca sevdiği adamın bu sözleri kalbine bir ok gibi saplanmıştı. Nasıl olurdu böyle? Tüm hayalleri bir anda yıkılmıştı. Gözyaşları. sel gibi akmaya başladı
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD