Zühre, ağır demir kapının ardında derin bir sessizliğe adım attığında, içeriyi dolduran keskin ilaç kokusu genzini yaktı. Burası… Evet, burası, onun için hazırlanmış soğuk ve renksiz bir dünya olmalıydı. Duvarlar solgundu, tavanlar çok alçak ve nefes almak güçtü. Bir hastabakıcı bileğindeki bandı sıkarak ona odasına kadar eşlik ederken, Zühre’nin kulaklarında yankılanan tek şey kendi sesi oldu. “Yıldızhan hain değil… Şehit olmadı…” Gözlerini boşluğa dikerek tekrarlıyordu bu sözleri. Öylece durup, dudakları usanmadan aynı cümleleri fısıldıyordu. Odaya vardıklarında, hastabakıcı, yatağın ucuna oturmasını işaret etti ama Zühre hareketsizdi. Çakılıp kalmıştı olduğu yere. Başını kaldırdı, karşı duvarda kendisine bakan puslu aynaya göz attı. Orada kendisini mi görüyordu, yoksa yıllar öncesinde

